Ana Sayfa Dergiden Gericilik ve Muhafazakarlık

Gericilik ve Muhafazakarlık

Kavramların iç içe geçtiği ve post modernist yaklaşımın popülizm aracılığıyla fehvaların temellerini oyduğu günümüzde temel bilgi gereksinimi her zamankinden önemli hale gelmiştir. Bilgi çöplüğündeki bolluk kargalar için göz kamaştırıcı görünse de öğrenme yolundaki güvercin olan insanlığın zeytin kadar saf bir yönteme ihtiyacı kat be kat artmıştır.

Böylelikle yakın görünen ancak bir o kadar da uzak olan kavramların zihinlerde netleştirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, çoğunlukla aynı anlamda kullanılan ancak derin yanılgıya düşülen iki kavramın açıklanma zaruretini kendimizde naçizane bir cüret bularak ele almaya çalışacağız. Kalemimizin izin verdiği ve bilgimizin yol göstericiliği ile amacımız zihinlerde berrak bir çerçeve çizmektir.

Bir çoğumuz günlük hayatta düşündüklerimizi karşı tarafa anlatır veya açıklarken tekrara düşmemek adına yakın anlamlı kelimeleri araç olarak kullanırız. Bunlardan ikisi gericilik ve muhafazakarlıktır. Yakın anlamlı olmalarına karşın muhtevaları gerçekte bir o kadar uzaktır.

Muhafazakarlık kelime karşılığındaki gibi bir şeyleri tutma, saklama anlamını barındırmaktadır. Bu yönüyle çoğunlukla gericilerin muhafazakâr olduğu düşünülmektedir. Ancak muhafazakarlık gericilikten ziyade gelenekçiliğe daha yakındır. Bir önceki dönemdeki durumu devam ettirme amacı taşır. Bu dönem içinde gerçekleşen mantıklı gelişmeleri de her ne kadar modernizme uzak bir fikir olsa da özümser. Yine çoğunlukla rasyonel olmamasına karşın bu açıdan mantıklı bir tutum takınarak varlığını devam ettirir. Yegâne amaç, geleneği geliştirerek önceki döneme ait fikri korumaktır. Böylelikle toplum yeninin yıkıcılığından uzak kalacak, ıraksama sağlanamasa bile şok etkisinden ziyade alıştırılması sağlanacaktır. Aksi takdirde bu görüşe göre toplum böylesi durumlarda genel düzenden uzaklaşarak yolundan sapabilir ve değerlerin yıpranmasına neden olabilir. Bundan mütevellit yeniliğin topluma yavaşça getirilmesi ve genel düzenden uzaklaştırılmaması gerekmektedir.

Gericiliğe gelince, rasyonaliteden uzaktır. Makul yaklaşımlar içermez ve tüm gelişmeyi reddeder. Tam anlamıyla geriyi muhafaza etmeyi amaçlar. Tüm yönleriyle, olumlu yahut olumsuz, tutulan eski dönem yeniye dair gerekli görülen araçları da dışlar. Genel eğilimi kendine bir asrı saadet yahut altın çağ olarak nitelendirdiği dönemi hiçbir fark olmadan tekrar yaşatmaktır. Düşünce sahibinin insanlarının genel saadetinin de ancak ve ancak bu döneme geri dönülmesi yoluyla sağlanabileceğine inanmaktadır.

Kavramların genel çerçevelerini çizdikten ve içeriğini dilimiz döndüğünce açıklamaya çalıştıktan sonra günümüzdeki araç haline getirilen şekillerini ele almak makul görünmektedir. Çünkü böylelikle yönetim gücüne seçmence haiz görülen ancak idare niteliğine sahip olmayan yapıların kavram kargaşasından faydalanarak -bilinçli yahut bilinçsizce- oluşturduğu popülist fırtına ile vatandaşın zihnini bulanıklaştırmasının sonuçları daha net şekilde değerlendirilebilecektir.

Gericiliğin günümüzde temel amacı post modernizm ile yan yana giderek popülist söylem sayesinde ne olduğuna dair açıklamalardan ziyade karşıt fikir üzerinden ne olmadığını içi boşaltılmış kavramlarla ve yüksek sesle dile getirip halkın kendisini yönetme niteliğine sahip olmadığı ve sadece onların buna haiz olduğu düşüncesini dayatarak yaptıklarına temel bir bahane bulmaktır.

Bu doğrultuda muhafazakarlığa kıyasla altın çağlara gönderme yapıp bu zamanın ilahiliği kapsamında kendine kutsal bir kaynak arayışı içindedir. Ona göre asrı saadet ulaşılması gereken bir idedir, cennet tasavvurudur; varılması gereken bir fikir halini almıştır. Sorun, vaat edilen yere götürecek lideri bulmaktır. Diğerleri elbette ki yönetici vasfına haiz değildir, tek ve biricik; dünyada eşi benzeri olmayan bir öndere sahip olmak gerekmektedir ve iddia sahibi eğer mevcutsa öyle olduğunu ileri sürmektedir. Bu söylem tamamen alt metinde ilerletilir. Kesinlikle açıktan yapılmaz. Aksi takdirde toplumun olumsuz eleştirilerine maruz kalınacaktır. Yavaşça, süreç içinde gerçekleştirilir. Aynı zamanda kendisini yönetmeye haiz olmadığına inandırdığı halkı, sağ fikrin genel görüşünde basit bir bilince indirgeyerek sadece şahsında bu yeteneğin bulunduğuna ikna eder. Çünkü insan, yapısı gereği bütünün küçük bir parçası; toz bulutunun içinde bir zerreden ibarettir. Ancak bir kurtarıcı bu kaosun içinde merkezde bulunabilecek ve karmaşaya düzen getirebilecektir.

Kutsal bağlantısı bu kandırmacanın belki de en temel öğesidir. Yöneten böylelikle kendini tümelden soyutlar ve ayrı bir düzleme taşır. Bu düzende kutsal olmasının getirdiği yasa üstü davranış, haksız eylemlerine kaynak yaratır. Onun elinde haksız olan ilahi kuvvet ile haklılık kılığına bürünür. Aynı zamanda çift yönlü olan bu kaynak kendisine kanunu baştan yazma hakkını tanır. Artık oyuncusu olduğu oyunun hakemidir de. Kuralları baştan yazacak ve rakibi hakkında saygı çerçevesinde bir yarışmacıdan ziyade düşman algısı yaratacaktır.

Tanımladığı düşmana saldırmak için onun kavramlarına sahip çıktığını, benimsediğini ileri sürecektir. Bu iddia sayesinde düşmanının temel kavramlarının içini boşaltabilecek ve eleştirdiğinde tepki toplamayacaktır. Kavram, tarafınca içselleştirip dışlanmıştır. Artık kritik sözde yapıcıdır çünkü kendisi de bu değerlere inandığını söylemektedir. Biz diyenler arasından getirdiği içsel bir tepkidir, öyle ki kendisi muhalefet bile bulamayıp kendi karşıtlığını bizzat yapabilecektir. Zıt fikrin sınırları dahi onun izin verdiği ölçüde var olabilecektir. Onun dışındaki herkes acziyet içindedir.

Çizdiği çerçevenin dışına çıkan bir günah keçisi halini alacaktır. Seçmenin çoğu durumun garipliğinin farkındadır ancak doğaüstü bir liderin insanüstü yönetiminde olduğundan içinde bulunduğu tüm vaziyetler olağandışıdır. Yaşanan olmaması gerekenler listesinin boyun borcu da ancak söz konusu günah keçisine kesilebilecektir. Suçlu olmasına karşın suçsuzdur çünkü bu sadece olağanüstü durumlar için geçerli bir suçsuzluktur. Söz konusu durumun sürekli olarak altını çizdiği ve her yerde dile getirdiği üzere gerektirdiği, suç kavramının çizdiği sınırların dışında bir alandır. Biat edilmesi gerekene boyun eğmemek de günah keçisinin yegâne hukuksuzluğudur. Zaten takipçisi de kabul eder, “Normalde olsa haklısın ama olağan zamanlarda değiliz; herkes bize karşı. Sen de bize karşı çıkarak diğerlerinin ekmeğine yağ sürüyorsun. Gün birlik günüdür, önderin peşinden gitmemiz gerekir.”.

Yine ilahi olmanın gerektirdiği ve akabinde getirdiği şekilde takipçileri onu kendilerinden ayrı tutacak ve yaptıklarına dair vardır bir hikmeti deyip kutsalın bilgeliğine sığınacaktır.  Böylelikle taraftarı da yanlışa gitmeyecektir çünkü kutsal sorgulanamayacak ve edimlerinde hiçbir zaman yanılmayacaktır. Burada insanın doğrulanma ihtiyacına yönelmektedir. Yanlış olmak birey için yıkımdır, katlanılmazdır.

Böylelikle modernist olduğunu iddia eden muhalefetin karşısında sorgulanamaz. Sorgulanması gerekliliği şekil değiştirerek daha ilerisine yani ayıba dönüşür ama bu da değil; kutsallığı ona artık irdelemenin günah olduğu bir sistem sunmaktadır. Çünkü yol gösterici kendisini çoklar arasında biricik hale getirmiştir ve onu sorgulamak artık ilahi düzeni sarsmak demektir. Şahsı, kanun ve düzenin üstündedir.

İlk bakışta şaşırtıcı ancak temele indiğimizde öyle olmadığını gördüğümüz şekilde post modernizm, gericilikle çok iyi anlaşmaktadır. Yapısı gereği insanın hiçbir şeyi bilemeyeceği, bilebilse de anlayamayacağı; anlasa da onu aşacağı ve bu nedenle yine bilemeyeceğini iddia eden post modernist yaklaşım, göreceliliği gericilik sınırlarına çekmekte ve hepimiz için popüler kültür aracılığı ile ciddi bir sorun haline gelmektedir. Eskiden sinema ve edebiyat aracılığıyla kendi çizdiği sınırlarla oluşturduğu düzeni, şimdi devam ettirenlere cephe almıştır. Etnisiteye boğduğu toplum ulus devlet kimliği içinde kültürü dile getirdiğinde ayrışmacı -yahut tam tersi yine ulus devlet içinde etnisitenin dile getirilmesi kültür öğesi değil ayrılıkçı-, daha önce bu kadar saldırıya uğramamış evrim teorisi dini değerlere aykırı; sadece feminen bir kalıpta kabul ettiği eşcinsellik için aileyi sarsan günahkarlık şeklinde düşündürmek işine gelmektedir. Böylelikle öyle olmadığını öne sürebilecek ve kendisine yeni maddi ve manevi mürit kazanabilecektir.

Muhafazakarlık ise modernizme görece daha yakındır. Davasını idame ettirme ve güncelleme amacıyla gereklilikleri dikkate alır. Böylelikle birçoklarınca gıpta edilen İngiliz Muhafazakârlığının nasıl ayakta kaldığı daha net bir şekilde görülecektir.

Bu yapının en temel kurumu olan monark, devamlılığını sağlayabilmek amacıyla saray kapılarını yakın tarihte televizyonlara açmış ve tebaasının evine kadar girmiştir. İlahi kudretin ardındaki giz perdesi kalkmış ve idare için sığınılan liman yok edilmiştir. Bahsettiğimiz üzere kutsal kuvvet hikmetine sığınılan olduğundan gizem onun hamurunun mayasıdır. Bizde dahi monarkın olmasa da yönetenlerin gizli işlerinin olduğu, bazı şeylerin açıklanmamasının yarara olduğu iddia edilir. Ancak Britanya örneğindeki yıkıcı gelişmenin olumsuz etkisi tersine çevrilmiş ve giz ardındaki kuvvet bu sefer de olağan dışı bir açıklık, şeffaflık yaratılarak ilahın temelindeki doğa dışılığı sağlamıştır. Çünkü iktidar doğal değildir, insanın diğerine üstünlüğü kabul edilemez bir durumdur. Ancak hâkimin sistem dışı olması gerekir ki, bahsettiğimiz de düzlemsel olarak doğa dışılıktır, insana hükmedebilir hale gelebilsin.

Muhafazakarlık, modernizme kıyasla salt ilerlemeci değil, düzen içinde ilerlemeyi savunur. Yıkıcı bir gelişimden yana değildir. Tüm grupların ilerlemesinden ziyade muhafaza ettiği değerleri temsil eden toplulukların gerekli görülen şekilde ilerlemesini kayda değer bulur. Tümden bir ilerleyiş kendisini de ayrıcalıklı kılan değerleri yok edeceğinden buna kesinlikle karşıdır.

Bu söylediklerimiz akıllara, laikliğin kutsal- iktidar ilişkisine ket vurduğu ve rasyonel bir çizgi çekerek idareyi mantıksal ışına çektiği düşüncesini getirebilecek olduğundan ele alınması gerekliliği hasıl olmuştur. Buna göre laiklik özünde bilimselliğin temel alınmasını öne süren bir düşünce sistemidir. Duygusal köklerden sıyrılmış ve rasyonel hale getirilmiş bir devlet yapısı amaçlanmaktadır. Ancak ilahi temel bu noktadayken dahi sarsılmazdır. Çünkü tanrı kökenli iktidar kutsallığı Fransız İhtilali ile kaynağını devletin kendisinden almaya başlamış ve ülkenin öznesi vatandaşlar aracılığıyla araz olmuştur. Yani ilahi fikrin tasavvuru sadece kökenini değiştirmekle kendi varlığını devam ettirmiştir.

Süreci kolaylaştırmak yahut düşüncenin amacını gerçekleştirmek için temel değerler yenileriyle yer değiştirmiştir. Mukaddes ve ilahi kudrete sahip yöneticiler, halkın tek bir ağızdan dile getirdiği yönetim gücüne boyun eğmek zorunda kalmış; yeni idareciler kutsallaştırılmıştır. Fransa’da Panthéon bunun açık bir örneğidir. Eskiden Roma’da ilah suretlerinin yer aldığı adeta bir tanrılar meclisi olan yapıya benzer şekilde günümüzde, Paris’te yine aynı isimle anılan binada devlet büyüklerinin tasvirleri ve kabirleri yer almaktadır. Böylelikle devlet yeni ilahi kaynağını bu metalar aracılığıyla vatandaşlarının zihnine yavaşça işlemiştir.

Her halükârda kendi varlığına olan inancı oluşmamış, zedelenmiş veya bilinçli şekilde oluşturmaktan kaçınan insanlar bu bağlantı aracılığıyla bir güven hissi duymakta ve eylemlerine kendi içinde sarsılmayacaklarını düşündüğü bir meşruiyet sağlamaktadır. Bu haklı kaynak ister sağ olsun ister sol, fikir dünyası yelpazesindeki her düşüncede kendini göstermektedir. Değişen şey, kaynağa aracılık eden özün bu sistemler içerisindeki konumudur. Böylelikle kişinin kendini tanımlaması ile karşısındakini tanıması kolay bir düzeleme oturacak ve insanın yalnızlığa yönelik gösterdiği dirence ek olarak gruplandırma isteği doğrultusunda benzer başlıklara indirgeyerek hayatta kalmasına olanak sağlayacak optimum habitatı oluşturacaktır.

Aynı zamanda Fransız İhtilali’nin sol temellendirilmesi genellikle karşılaştığımız bir yaklaşımdır. Sol görüşün, sağa kıyasla bilime yatkın oluşu nedeniyle doğru olduğunu ileri sürmesi kendi içinde umulmadık bir karşıtlık ortaya çıkarmaktadır. Öz kabulü bilimsel olduğundan kendini olması gereken olarak değerlendirmesi aslında dogmatik bir yapıyı tesis etmekte ve sorgulanamaz hale getirmektedir. Kısacası, kendisinin sadece bu görüşe inandığı için doğru kabul ettiği fikirlerine ayak uyduramayışınız sadece sizin yeteri kadar aydınlanmamış olmanızdaki bir sorundur. Kendisi sözde, kabulü gereği bir aydındır ancak sizler henüz bu ışığın yolunu bulamamışsınızdır. Bu nedenle hedeflerinden biri de insanın kendini gerçekleştirmesine olanak sağlayıp düşünebilmesinin önünü açmaktır.

Saydıklarımız sonucu üstencidir. Onun gibi düşünmeyen herkese gelişim aşamasındaki bir çocuk gibi yaklaşır. Bildiği her şeyin doğru olmasının getirdiği kudrete sığınarak eleştirileri rasyonel bir çizgide değerlendirmez. Sizin ya üslubunuz ya da karakteriniz tartışmaya çekilir ve ad hominem taarruzlara maruz bırakılırsınız. Eğer genç ve hevesliyseniz bunu durumu çoğunlukla kendinize aşılması gereken bir set olarak görüp geçmeye çalışırsınız ancak bütün bağlantı ve kaynaklar bu kişilerdedir. Siz, tıpkı sağ görüşün genel perspektifindeki toz bulutu içindeki zerresinizdir. Kat etmeniz gereken çok yol, büyümeniz için çok zaman gerekmektedir. Bunlara gelen çocukça bir naifliğe sahip eleştiri ise gençlerin kendilerinin gençliklerine kıyasla tepkisiz oluşudur. Sözde kendileri fazlasını yapmıştır ancak baktığımızda, son yüzyıl içinde sadece ülkemizi dikkate alsak bile bunu söyleyebilme cüretine sahip olan tek kuşağın cumhuriyetin kurucu nesli olduğu basit bir mantık yürütme sonucunda dahi anlaşılabilir durumdadır.

Ancak bunun yanında genel bir iyi amaç çerçevesinde gerçekleştirilen hareketler de mevcuttur. Sorun, söz konusu bu hareketlerin lider etrafında gelişen bir küme oluşturup diğerlerini dışlaması ve geleceğinin öndere bağlı hale gelmesindeki tehlikedir. Lider ne kadar baskın ise bu ihtimal doğru orantılı şekilde artar ve gelişimi getirdiği hızda ters çevirebilir.

Aynı zamanda, bu dönemde alınan bazı radikal kararlar karşıtlarca yine yukarıda bahsettiğimiz üzere ad hominem tartışma merkezine oturtularak gerçek ile olan bağlantısı koparılır ve tamamen duygusal bir düzleme taşınır. Belki daha kötüsü karşıtlarca değil de taraftarlarca öne sürülen, bahsettiğimiz bazı radikal kararların alınış sürecindeki duygusal tepkileri mantık çizgisine oturtmaya çalışmaktaki bocalamadır. Rasyonellikten uzak ve bağlamından koparılmış aracılar ile eylemlerin haklılığı üzerinde durulur. Ancak hakikat, varsa hatanın kabulü gerekliliğidir. Aksi sadece şahsı rencide etmez, görüşü de zedeler. Bunların gerçekleşmesi, devinimsel olarak engellenemez ancak şiddeti yetiştirilen kadrolarca azaltılabilir. Yine de söylemek gerekir ki, söz konusu kadrolar yetiştirilemese dahi kalıcı olan fikirdir. Düşünceler değil, insanlar ölür. Fikir var olduğu sürece kendi takipçilerini, geliştiricilerini elbet ki toplayacaktır.

Söylediklerimiz belirli bir düşünce taraftarını ele alıyor gibi düşünülebilirse de tüm fikirlerin sol ve sağ yelpazede birbirlerine dönüşmesi ihtimalinin yüksekliği göz önünde bulundurulduğunda tüm bu görüşlere ilişkin bir eleştiridir. Samimi bir incelemeye tabii tutulduğunda günümüz, modernist olduğunu iddia edenin muhafazakâr; muhafazakâr olduğunu ileri sürenin de gerici olduğu bir düzene evrilmiştir. Bu değişim, riyakarlığı olması gerekenden farklı bir noktaya taşımış ve güvenilmez bir sistem sonucunu doğurmuştur.

Klişe olmasına rağmen göz ardı edemeyeceğimiz gerçek, her doğumun sancılı oluşudur. Tohum ölmeden filizlenemez. İçinde bulunduğumuz zaman, her dönemde daha önce söylendiği aşikâr şekilde yeniliklere gebedir. Bizim bu zaman çizgisindeki ayrıcalığımız ise yıllar süren değişimin saatler içinde gerçekleşiyor oluşudur. Önemli olan bu gerçeği zarar olarak mı yoksa yarar olarak mı değerlendirerek, geleceğe ilerlerken buna dikkat ederek yolumuzu çizmek olacaktır.

Kaynakça

Sir James George Frazer, The Golden Bough: Taboo and the Perils of the Soul. Macmillan & Co, Hong Kong, 1914.

Cemal Bali Akal, Sivil Toplumun Tanrısı. AFA, Birinci Baskı, İstanbul 1990.

Cemal Bali Akal, Yasa ve Kılıç. AFA, Birinci Baskı, İstanbul, 1991.

Georgio Agamben, Homo Sacer. Einaudi, Edizione Prima, Torino, 1995.

Aslan Delice, Antropoloji Penceresinden Hukuk: Basit Toplumlarda İktidar ve Çıkar İlişkileri. XII Levha Yayıncılık, Birinci Baskı, İstanbul, 2013.

Ralf Dahrendorf, Despues de La Democracia (Dopo la Democrazia). Laterza, Edizione Digitale, Bari, 2014.

Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...
Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)