Ana Sayfa Anlık Dergisi 5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

Bundan yaklaşık 5 yıl önce darbe girişimine şahit olmuştuk. Karşılaşılan durumlar ve süreç içerisinde ortaya çıkan tüm değişkenlere bakıldığında aslında hâlâ net bir perspektif yakalayabilmek bazı konularda söz konusu değildir. Örneğin o günkü olaylarda hangi grupların ne gibi eylemler yaptığı mevcut iken bazı durumların ve olayların ne olduğunu, esasında ne yaşandığını anlayabilmek kısa vadede çözümlenemeyebilir. Var olan söylemler ve beraberinde gelinen süreçte hâlâ sağlıklı bir okuma yapabilme ihtimali düşüktür. Çünkü ister muhalif olsun ister iktidara yakın olsun, her unsur kendi dar çerçevesinde okuma yapmaktadır. Olay, belli parti vb. üzerinden değerlendirildiğinde resmin yalnızca bir kısmıyla ilgili yoruma sahip olabiliriz. Bu nedenle konuya ilişkin olarak çerçevesi daha geniş rapor ve kitaba bakılmasını önerebilirim.[i]

Darbe girişimi günü belki de Türkiye tarihinin ne olduğu tam olarak anlaşılmamış önemli günlerinden birisidir. Hâlâ net biçimde konuyu anlattığını iddia eden kişilerin esasında taraflı içerik ile net bir resim ortaya çıkaramadığını söylemek de haliyle mümkündür. Özellikle o günün koşulları düşünüldüğünde bu satırları okuyan kişilerin de hatırlayacağı ölçüde esasında neler olduğu flu iken o dönemin siyasal perspektifi ile dar alanda hamleler yapılabilmiştir. Karşılaşılan durumların hukuki, siyasi ve ekonomik etkileri vardır. Ancak bu yazının konusu dış politikaya olan etkileridir olması dolayısıyla diğer alanlara etkileri bu yazı da bahis konusu edilmeyecektir. Dış politikaya yani konu bağlamına dönüldüğünde örnek vermek gerekirse uçak krizi yaşadığımız ülke Rusya, ne hikmetse (!) bir anda Türkiye’nin yanında yer alan bir konuma gelmiş ve sorunların çözümüne olanak sağlayan anlayışı yakalamıştır. Dönemin gazetelerinin ve Avrasyacı çevrelerin çok sevdiği Aleksandr Dugin üzerinden sayısızca röportaj ve yorum fırsatı sağlanmıştır. Tabii akıllardaki problemli kişiler olarak anlatılan ve sonrasında malum hain yapıya hizmet eden kadroları yetiştiren kişilerin ve ne olduğu hâlâ anlaşılamayan Büyükada Toplantısı gibi olayların olduğu da kafalarda hâlâ belirli belirsiz soru işaretleri bırakmıştır.

Tüm bunların ötesinde esasında olayların bir nevi başlangıcı sayılabilecek gelişmelerin neler olduğunu ya da neyin tetiklediğini de hatırlamak gerekir. Bu bağlamdan hareketle hepsinden evvelinde esasında 2013 yılındaki Gezi olaylarını hatırlamak lazım. Burada olayların haklılığı/haksızlığı üzerinden değerlendirme yapmak istemediğimi herhangi bir tarafı tutmadığımı belirtip geniş perspektifle bakınca olayların sadece Türkiye bazlı olaylar olmadığını eklemek isterim. Aynı dönem içinde hem Brezilya hem Güney Afrika Cumhuriyeti ve Endonezya’da çeşitli protestolar olmuş ve var olan hükümetlere yönelik politikalar topluluklarca eleştirilmiştir. Olayların yansımasıyla beraber Brezilya’da iki lider değişmiş ve takibinde Güney Afrika Cumhuriyeti yönetimi de değişmiştir. Bu gelişmeye bakıldığında aslında dönemin finans uzmanlarının dile getirdiği Morgan Stanley tanımlamasına göre Kırılgan Beşli ülkeleri arasında olduklarını hatırlatmak gerekir.

Kırılgan Beşli ülkelerinin (Hindistan, Türkiye, Güney Afrika Cumhuriyeti, Endonezya ve Brezilya) böyle bir grup içinde toplanmasının ortak nedenleri arasında yüksek enflasyon, zayıf büyüme, yüksek dış açık ve sıcak paraya olan yüksek bağımlılık geliyor.[ii] Bu gibi durumlar iç ve dış gelişmelere bağlı olarak ülkelerin hareket alanı konusunda rahat olamadıklarını eklemeliyiz. Sayılan ülkelerin görünümleri günümüze gelindiğinde de net bağımsız ve üretim ekonomisi olmamıştır. Merak eden okurlar G-20 sıralamalarında ilgili ülkelerin yıl yıl konumlarına bakabilir.

Tüm bu gelişmelere bütünüyle bakıldığında dünyanın 21. yüzyıl içerisinde istenilen seviyede bir düzene kavuşmadığından ve bu nedenle karmaşa/kaos ortamında her türlü olasılığın hesaba katılması gerekliliğinden bahsetmek gerekir. Konuyla ilgili olarak Soğuk Savaş bitimindeki süper güç ABD’nin dünyanın düzeninin koruyucusu olma söylemi yanında dış politikadaki etkin güç olma hedefi başarısızlıkla sonuçlanınca düzen değişmiştir. ABD’de Demokrat Partili Başkan Obama döneminde -uluslararası toplum- üzerinden sorunların çözümü hedeflenmiştir. Bu bağlamda desteklenen bu 5 ülkenin kontrolden çıkmasıyla beraber çeşitli politik argümanlarla müdahale etme söz konusu olmuştur. Sayılan 5 ülke içerisinde Türkiye’nin hatta tabir yerindeyse yüzüne gülen ama arkasından birçok iş çeviren Obama yönetiminin karar alma konusundaki pasif tutumu çeşitli çevrelerce eleştirilmiştir. Sorunlar yumağını artırmıştır. Kaos ortamının dünya boyutuna yayılması tahmin edilebilirliği güçleştirmiştir. Süreç içinde ülkelerin kendi başına karar almalarına yönelik alınan kararlara rağmen Türkiye içinde yönetim değişikliği söz konusu olmamıştır.

Artıları ve eksileriyle beraber etraflıca bakıldığında olayların değiştiğini Türkiye üzerinde müdahale edebilme koşulları ve enstrümanlarının kullanıldığını en son hamle olarak hain darbe girişiminin zemininin yoklanıp denendiğini görmekteyiz. Fakat darbe girişiminin gerçekleştiği durumda dost ve düşman ülke tanımlamalarının karıştığını özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin konumu da sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

İç politika bağlamında Türkiye’nin günden güne güvenlikçi politikaları tercih edilmesi ve dış dünyanın istediği gidişatın dışında davranış sergilemesi de çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir. Evvelki yazıların birinde bahsettiğim örneği yine aktarayım. Türkiye’nin ilk defa BM Güvenlik Konseyi Geçici üyesi olması büyük bir destekle gündeme geldiğinde lisans döneminden bir hocam “ne var, her ülke seçilir” gibi garip bir savunmayla karşılık vermişken; ikinci defa adaylık sürecinde çok az destek alması aslında ülkenin politikalarının karşılığının yansıması olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak genele bakıldığında, Türkiye’nin aslında bir geçiş sürecinde olduğunu fakat dış dünyadan kopuk bir halde yaşayamayacağını kabul etmek gerekmektedir. Özellikle belirli yıllar aracılığıyla çeşitli kişi, kurum ya da kuruluşlarca politikasının şekillendirilebilme eğilimi söz konusu olmuştur. Bu bağlamda neredeyse kuruluşundan günümüze her onar yıl aralıkla gidişatına müdahalelerin olduğunun farkına varmak lazım. Karşılaşılan durumlara veya karşılaşılacak durumlar paralelinde soğukkanlı ve geniş perspektiften bakabilmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’nin ortak akıl ve planlı/programlı hareket edebilme konusunda sorun ortaya çıkmıştır. Fakat bunları unutmadan Covid-19 pandemisi durumu üzerinden karşılaşılan mevcut konjonktürün sağlıklı ve tahmin edilebilir süreçleri engellediği ve yeni bir zorlayıcı süreci tetikleyebileceği söz konusu olmuştur. Bu durumu yakalayana kadar sorunların devam edebileceğini ama bu durumları kontrol edebilecek hale gelince de geleceğe ve muasır medeniyet seviyesine gidebilme hedefini tutturabilmesi olası olacaktır.


[i] Bu vesileyle şunu sormak istiyorum: 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgili olarak İngiltere Parlamento Raporundan haberdar olan ve içeriğine bakan var mıdır? Veya daha evveline gidip Kaşif Kozinoğlu’nun Mezarına Götüremediği Sırlar kitabını okuyan var mıdır?

[ii] Mahfi Eğilmez, “Türkiye Ekonomisi Kırılgan Beşlinin Neresinde Duruyor?”, 22.11.2018, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46286933

Must Read

Sürdürülebilir Türkiye!

Türkiye Cumhuriyeti, Paris Anlaşması’nı TBMM’de kabul etmesinden sonra ve son yıllarda sık sık karşılaştığımız sürdürülebilirliği artık hayatımızın her noktasında göreceğiz. Paris Anlaşması’nı,...

5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

Bundan yaklaşık 5 yıl önce darbe girişimine şahit olmuştuk. Karşılaşılan durumlar ve süreç içerisinde ortaya çıkan tüm değişkenlere bakıldığında aslında hâlâ net...

RÖPORTAJ: ÇİMEN GÜNAY ERKOL’LA YARALI ERKEKLİKLER VE ERKEKLİK ÇALIŞMALARI ÜZERİNE

Çok basit bir soruyla giriş yapacağım ama alanı henüz tam tanımayan öğrenciler için oldukça yararlı bir soru bu. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse...

POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

Büşra İşguzar & Burak Gümüş Günümüzde LGBTİ+’ların sağ politik zeminde günahkâr olarak damgalandığı ve kriminalize edilerek ötekileştirildiği bu dönemde...

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-11 KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM “Sermaye belki...