Ana Sayfa Anlık Dergisi POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

Büşra İşguzar & Burak Gümüş

Günümüzde LGBTİ+’ların sağ politik zeminde günahkâr olarak damgalandığı ve kriminalize edilerek ötekileştirildiği bu dönemde LGBTİ+lara ilişkin iktidar tarafından topluma fobik bilgiler aktardığı görülmektedir. Muhalefet tarafında Kemalist siyasi liderlerin ise iktidarın bu tutumu karşısında insan haklarının ihlal edilmesinden şikâyetçi olduğu söylenebilir.

Hem insan haklarına yapılan müdahale hem de keyfi siyasi açıklamalar LGBTİ+ların temel ifade ve yaşama haklarını da zorlaştırmaktadır. Yakın tarihte yaşanan Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması sonucu öğrencilerin ve akademisyenlerin tepkisi keyfi siyasetin varlığını somut bir biçimde gösterdi. Olaylar sırasında LGBTİ+ bayraklarının merkez medyada terörize edilecek şekilde yansıtılması ve 15 Mart günü kadınların yürüyüşü sırasında LGBTİ+ bayraklarının polisler tarafından alana alınmaması gibi örnekler son zamanlarda LGBTİ+ların sağ çevrelerce sözlü ve uygulamalı olarak baskı altına alındığını göstermektedir. Peki LGBTİ+ların siyasi çerçevede anlamı nedir, görelim…

LGBTİ+, sağ popülist çevrede LPG olarak algılanan, insanların özgürce yaşamayı ve kendi varlığını ifade ettiği terimler nelerdir?

Lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, interseksüel ve artılar, insanların kime âşık olduğu ve hangi bedene ait olduğunu/olmadığını gösterir. Heteroseksüel ve cisgender (doğumda atanmış beden ile kendini ait hissettiği bedenin aynı olması) duygusal, cinsel ve bedensel olarak “normal” sayıldığında diğer ifadeler de o kadar “doğal” ve “normal” kabul edilir. İslamcı-tutucu siyasal otoriteyi temsil edenlerin aşağılayıcı ve dışlayıcı söylemleri ve zaten dindar bir toplumda devletin dinsel ideolojik aygıtının başına getirilenlerin depremde ve pandemide meydana gelen kayıpları kötü yönetim, denetimsizlik, ihmal ve sosyal adaletsizlik gibi nedensel faktörleri örtbas etmek için LGBT+ları günah keçisi olarak vaazlarında hedef haline getirmektedir. Bu durum eşcinsellerin daha fazla dışlanması ve nefret suçuna daha fazla maruz kalmasına neden olmaktadır. Sağcı, muhafazakâr kesimlerin dini doktrinleri doğru veya yanlış yorumlayarak veya istismar ederek kendi inançlarını var olan cinsel kimlik ve cinsel yönelimin üstüne koymaları, Müslüman LGBTİ+ların da ayrı bir boyutta duygularını zedelemektedir. Ayrıca insanların kendi kendilerini tanımlama biçimi ve terimi bir terör örgütünün kısaltması gibi muamele görüp terörize edilmesi trajikomik bir durumdur. Bunun siyasi boyuta yansıması ise baskı altına alınan her LGBTİ+ aslında siyasi karar ve uygulamaların ürünüdür. Dolayısıyla LGBTİ+lar hakkında yapılan her baskıcı ve ötekileştirici söylem ve kararlar, toplumu da homofobi yönünde etkilemekte olup, nefret suçlarını teşvik etmektir.

Üstüne üstlük, bazı Kemalistvari partilerin de yeniden üretilen homofobik söylemleri bizzat kendileri de Kemalizan üslup ile yeniden üretip, LGBTİ+ düşmanlıklarını Atatürk ve Atatürkçülükle temellendirmeye çalıştıkları gözlemlenmektedir. Parti organı, köşe yazısından sosyal medyadaki resmi hesaplarına kadar uzanan geniş bir alanda homofobiyi Kemalizm aracılığıyla meşrulaştırılmaya çalışıyor. Örneğin, Boğaziçili öğrenciler hakkında “Türk Bayrağı yerine LGBT Bayrağı taşıyanlar, rektörü bahane ederek PKK-HDP’lerin içinde de yer aldığı ‘yaratıcı bozgunculuk’ yapıyorlar. Türk gençliği bu tür eylemleri benimsemiyor.” gibi ifadelerle LGBTİ+,  bölücü terör örgütüne ve onun siyasal kolu olduğu düşünülen partiye yakıştırılarak terörist, sapkın ve “gayri-Türk” olarak damgalanıyor.

“ABD’nin küreselleşmeyle beraber eşcinsellik kampanyası”na başlamış olmasından, hatta bir “LGBT+ dayatması”nın söz konusu olduğundan bahsedenlere göre, “Batı”, Türk toplumuna etnik, cemaat ve mezhepsel kimlikler,  fuhuş, uyuşturucu yanı sıra eşcinselliği de benimsetmeyi amaçlıyor. Bundan dolayı kimi Kemalizmi yorumlamayı kendi tekeline alanlar “emperyalizmin LGBT+ dayatmasına karşı mücadele”ye çağırıp, femisit ve homofobiye karşı olan İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasını savunmaktadır.

“Emperyalizm haline gelen LGBT bayrağıyla öğrenci mücadelesi verilemez” gibi sloganlarla algı yaratma peşinde koşanlar LGBTİ+ hakları hareketinin siyasi bir amaç ya da bir siyasi parti ya da siyasi görüşten de öte, cinsel yönelimleri heteroseksüel olmayan ve/veya cinsel kimlikleri de cisgender olmayan insanların açısından kendileri için bir var olma mücadelesidir. Böylece LGBTİ+ cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğe işaret eder, ama genel olarak ulusal, etnik, dinsel veya mezhepsel kimlikle rakip değildir. Seküler, ateist LGBTİ+’ların olduğu gibi dindar, hatta türbanlı temsilcileri de söz konusudur.

Dini esaslara dayalı yeni bir ulus inşa hedefine yönelik hareket ve onlara ulusalcılık adına yardım edenler, laikleri, Alevileri, kadın ve feministleri beraber ötekileştirdikleri gibi siyasallaşmakta olan LGBTİ+’ları da öcüleştirerek kaybediyor. Yaşadıkları ülkede açıkça hedef haline gelip marjinalleştiren dış dünyaya karşı kendilerini korumak için siyasallaşan ve bu yaşadıkları sorunların arkasında toplumu muhafazakârlaştırmaya çalışan siyasal otoriteye karşı kendini muhalefette konumlandıran LGBTİ+’lar da gitgide siyasal özne olarak kendi durumlarını düzeltmek ve toplumdaki sorunları çözmek için de değişim istiyor. Hâlihazırda siyaset alanında bulunan çeşitli siyasal ve dinsel aktörlerin bu durumu kabullenmek ve onların da talebine kulak vermek yerine, onları geri kazanmayı çalışmadan peşin hüküm olarak “emperyalizmin bir icadı” veya “beşinci kolu” olarak ilan edip öcüleştirmeye çalışmaları, cinsel yönelimleri nedeniyle dışlanan onları hainlik suçlamasıyla karşı karşıya bırakmaktadır.

 Bu sinsi suçlama da aslında kendi kendini doğrulayan kehanete neden olmaktadır. Çünkü haksız yere suçlanan onlar “sapkınlıktan”, “vatan hainliği”ne tenzil edilip daha da kötü muamele görürlerse, elbette LGBTİ+’lara daha az kötü davranan siyasal aktör ve ülkelere sempatiyle yaklaşabilir.

Milliyetçiler ve/veya muhafazakârlar onları ideolojik veya dinsel gerekçelerle dışlarlar, onları sapıklık ve hatta vatana ihanet ile itham ederlerse, zaten LGBTİ+’ları kazanmak ve kendi siyasal emellerine kazandırmak/devşirmek isteyen, onların sorunlarını istismar eden çevrelere itmiş olurlar. Fakat bu durum henüz gerçekleşmeden, LGBTİ+’ların da aslında Türk ulusunun bir parçası olduğu unutulmamalı. Çünkü ilk başta LGBTİ+lar din veya ulus, hatta vatan düşmanı değildir. Çünkü onlar da bu toplumun parçası olarak elbette devlet ve toplum tarafından kabul edilmek istemektedir. Ayrıca milliyetçiler veya/ve muhafazakârlar tarafından dışlanmak ve ayrımcılığa maruz kalmak istememektedirler.

Nasıl ki, aralarında ateist-komünist veya tutucu-inançlı olanlar varsa, Kemalist LGBTİ+’lar da vardır. Seküler-milliyetçi LGBTİ+lar da cinsel yönelimini ve cinsiyet kimliğini huzurlu bir şekilde yaşayabilmelerinin özgürlük zeminin ulusal güvenliğin sağlanmasına bağlı olduğunu da bilmektedir. Bu yüzden onlar ilk başta Türk olarak, yabancı işgal veya etnik ayrılıkçılığın milli güvenliklerini zedeleyeceklerinin farkındadır. LGBTİ+lar kendi yönelimlerini ve varlıklarını kimseye dayatmak istemedikleri gibi, ayrı bir devlet kurmak veya başka insanların kutsal değerlerine karışma gibi bir dertleri yoktur. Fakat kendilerini kabul etmek istemeyen ülke ve toplumlara, yani kendilerini dışlayan “kendi ülke” ve “kendi insanları”na yabancılaşabilirler. Bu yabancılaşma, aslında çevre tarafından yabancılaştırılmadır. Bu durum LGBTİ+ insanların bir tercihi değil, vermek zorunda bırakıldıkları bir tepkidir.

LGBTİ+lar rahat nefes alabilecekleri özgür bir dünyayı ve insanların yaşamlarını adaletli ve eşit bir biçimde yaşaması için mücadele etmektedir. Kemalizm düşüncesinde de özgürlükçü ve eşitlikçi temele sahiptir. Çoğu Kemalist çevrede klişe bir cümle başlangıcı olan “Atatürk yaşasaydı …. böyle yapmazdı” fikri aslında tam da bu noktada düşünülmesi gerekir.

Kemalizmi yorumlama tekelini kendinde gören ve bugünün konjonktürüne göre kendi tabanlarını Atatürkçü jargonla siyasal otoriteye bağlamaya çabalayan bazı siyasetçiler, Atatürkçü düşünceyi ve Atatürk’ü kullanarak LGBTİ+ karşıtlığı yapıyor. Ama Kemalizm tamamlanmış doktriner bir ideoloji değildir, günün şartlarına göre güncellenip biçimlenmiş bir yaklaşımdır.

“Hiçbir mantıki delile dayanmayan birtakım geleneklerin, dogmaların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç, çok geç olur; belki de hiç olmaz.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri 2. Basım: 45). O yüzden tutuculuğa karşı çıkma, sırf cinsel yönelimi heteroseksüel değil diye insanların dışlanmasını meşru saymaz.

Altı okta doğrudan açıkça cinsel kimlik veya yönelim hakkında bir görüş var mı? Kemalizm, insanların yatak odasına karışan totaliter bir ideoloji değil ki, kendi adına LGBTİ+ yasaklansın. Tarihsel Kemalizm ile günün şartlarına göre güncellenmiş bir Kemalizm de farklı olabilir. Atatürk ve dava arkadaşları hepsi Geç Osmanlı toplumunun bir ürünü idiler. Bu nedenle Kemalizmi hem tarihsel Kemalizm, yani Atatürk ve İnönü dönemlerini, hem de bugünkü Atatürkçü Düşünce Sistemi olarak ayrı ayrı ele almak gerekir.

Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki Kemalistlerin, ister homofobik olsun, ister homofobik olmasın kendi dönemlerine ait görüşleri söz konusu idi. 1920’li, 1930’lardan ziyade, bugün cinsel yönelimin en azından kişisel bir tercih olmadığını belirten bilimsel tezler kabul edilmektedir. Atatürk, “Yalnız ilim ve fennin yaşadığımız çağda gelişmesini idrak etmek ve ilerlemesini zamanında izlemek şarttır.” (Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü Halkla İlişkiler Dairesi:70) demiştir. Bu sözünde yatan prensibe göre hastalık olarak kabul gören insanların cinsel yönelimleri bilimsel açıdan artık anormal değerlendirilmediğine göre zaten bilimsel açıdan deprem ve diğer afetlerle nedensel ilgisi olmadığının da bilinmesi gerekir.

Laik milliyetçi bir ulusal kimlik tasarlayan Kemalizm, Türk Ulusal Kimliğini benimsemiş birer fertlerinin öncelikli olarak cinsel hayatıyla ilgilenmekten ziyade onların çağdaş ve seküler bir yaşam tarzına sahip olup olmadıklarına, irticai veya etnik ayrılıkçı bir kimlik benimseyip benimsemediklerine odaklanmaktadır.

LGBTİ+’lar ve Kemalizm arasında doğrudan düşmanlığa neden olacak bir durum görünmemektedir. Zaten mevcut Kemalizme eşit sosyal ve diğer haklar bazında çağın ihtiyacına göre yeni unsurlar da eklemek mümkün görünmektedir. Sürekli inkılabı münkün kılan Devrimcilik prensibine göre bu mümkündür.

Edinilen bazı kaynaklardan yola çıkarak aslında Atatürk’ün fobik bir lider olmadığına dair çıkarım yapılabilir. 1930’lu yıllarda Türkiye’de eşcinselliğe dair bir örgütlenme ya da bir oluşum –kaynaklardan yola çıkılarak- yoktu. Fakat o yıllarda Avrupa’da eşcinsellere karşı baskı politikaları uygulanıyordu. Böyle bir siyasi ortamda Atatürk ne eşcinselliği yasaklamakla ilgili bir adım attı ne de fobik ifadeler kullandı (Gzone, 2021). Hak verilme adımları gibi, homofobik yasağın söz konusu olduğuna dair bulgu yok gibi görünmektedir.

Atatürk aslında fikir insanı olmaktan öte insanların özel hayatları ile değil, yaptıkları işler ile ilgilenen bir lider izlenimi verir. Ulusun kurtuluşunu merkeze alan Atatürk, Milli Mücadele döneminde Anadolu ve Rumeli Müdafaa Hukuk Cemiyetini destekleyen ve eşcinsel olduğu bilinen yazar Pierre Loti’ye şükranlarını belirten bir mektup yollayıp yanında hediye de göndermiştir (Atatürk’ün Bütün Eserleri 2. Basım:230). Buradan anlaşılacağı üzere Atatürk’ün kişinin cinsel yönelimine değil, fikirlerine ve milli kurtuluşa öncelik verdiği söylenebilir.

Ayrıca o yıllarda bir yazarın çevre tarafından uygunsuz bir hayatı olduğuna dair bir görüş var iken Atatürk, “O gazetecinin bana kafasıyla kalemi lazım. Geri kalanı kendisine aittir. Ne seni ilgilendirir, ne de beni. Anladın mı?” şeklinde cevap vermiştir (Granda, 1973: 210). Böylece özel hayatın parçası olan cinsel yönelimle ilgilenmek yerine ulusun durumu ve yurttaşların vatan ve millete katkısı daha fazla önem arz ettiğine dair bir çıkarım yapılabilir.

Günümüzde iktidar tarafından vatandaşların bedenleri ve yaşamları konusunda söz söyleme cürretini bularak nefret söylemi üreten politikacılara karşı Atatürk’ün sözüyle cevap verilmesi gerekir: “Tehdit esasına dayanan ahlak, bir fazilet olmadıktan başka itimada da layık değildir.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri 1. Basım: 278).

Kaynakça

Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, 1. Basım, 16. Cilt, s. 278.

Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, 2. Basım, 11. Cilt, s. 230.

Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, 2. Basım, 14. Cilt, s. 45.

Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü Halkla İlişkiler Dairesi, Atatürk Sözleri, s.70

Cemal Granda, “Atatürk’ün Uşağı idim” (1973), 1. Basım, Hürriyet Yayınları, s. 210.

Gzone (2021), http://gzone.com.tr/cok-sorulan-soruya-kaynak-gosteren-cevap-ataturk-lgbt-karsiti-miydi/

Must Read

Sürdürülebilir Türkiye!

Türkiye Cumhuriyeti, Paris Anlaşması’nı TBMM’de kabul etmesinden sonra ve son yıllarda sık sık karşılaştığımız sürdürülebilirliği artık hayatımızın her noktasında göreceğiz. Paris Anlaşması’nı,...

5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

Bundan yaklaşık 5 yıl önce darbe girişimine şahit olmuştuk. Karşılaşılan durumlar ve süreç içerisinde ortaya çıkan tüm değişkenlere bakıldığında aslında hâlâ net...

RÖPORTAJ: ÇİMEN GÜNAY ERKOL’LA YARALI ERKEKLİKLER VE ERKEKLİK ÇALIŞMALARI ÜZERİNE

Çok basit bir soruyla giriş yapacağım ama alanı henüz tam tanımayan öğrenciler için oldukça yararlı bir soru bu. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse...

POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

Büşra İşguzar & Burak Gümüş Günümüzde LGBTİ+’ların sağ politik zeminde günahkâr olarak damgalandığı ve kriminalize edilerek ötekileştirildiği bu dönemde...

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-11 KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM “Sermaye belki...