Ana Sayfa Anlık Dergisi KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-11

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

“Sermaye belki sonsuza kadar işlemeye devam edebilir ama toprağı daha da bozarak, kitlesel işsizliğe yol açarak, sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliği akıl almaz düzeylere vardırarak, bireysel insani gelişme potansiyelini giderek yoğunlaştırdığı baskıcı ve otokratik yöntemlerle ezerek ve böylece boyun eğdirdiği insanlığın büyük bölümünü insanlıktan çıkararak işleyişini sonsuza kadar sürdürebilir.”

David Harvey

Eylül 2018’de dergimizin 8. Sayısı yayınlanırken başladığımız “Yirmi Birinci Yüzyılda Kemalizm Üzerine Bazı Düşünceler” başlıklı deneme serimiz boyunca ara sıra farklı konulara dair sapmalar yaşansa da genel olarak günümüzde Kemalist bir siyasetin başarı sağlayabilmesi için gerekli perspektif ve pratik değişikliklerinin neler olabileceği sorusunun etrafında dolaştık.

Bu bağlamda esas vurgumuz ise Kemalizmin ve Kemalist entelijansiyanın teori ve pratikte sosyo-ekonomiyi odağına alan bir yaklaşım üretilmesi gerektiği yönündeydi. Deneme serimizin bu 11. kısmında ise, kısa bir ikaz ve ihtar kaleme almak ve böylece gayemizi bir kez daha hatırlamak gerektiği kanaatindeyiz. Zira 21. yüzyılda Kemalizm üzerine düşünmeyi sürdürebilmek, sıklıkla bir soğuk duş etkisine ihtiyaç duymaktadır.

Evet, Türkiye, kendisine has bir sosyo-kültüre sahip, ciddi bir kimlik krizi içerisinde ve sorunlu bir jeopolitiğin odağındaki bir toplumdur ve bu hali gündemi sıklıkla tarih, kimlik ve jeopolitika tartışmalarının meşgul etmesine neden oluyor.

Bunun sonucundaysa on yıllardır Kemalist entelijansiya toplumun büyük çoğunluğu gibi tarih, laiklik, etnik kimlikler, terörle mücadele ve dış politika odaklı tartışmalarla zihnini meşgul ederek bocalayıp duruyor.

Kemalistlerin bürokrasinin neredeyse bütünüyle dışına iteklenmiş olması ve sivil organizasyondaki amatörlüğü, bu soyut meseleler üzerindeki zihinsel bocalama ile de birleşince ortaya yalnızca hazin bir tükenmişlik manzarası çıkıyor.

Bunu açıkça bir tükenmişlik olarak tabir etmemizin hiçbir sakıncası yoktur, zira Kemalizm ve Kemalistler bugün Türkiye siyasetine etki etme kabiliyetini tamamen yitirmiş, ulusun esas sorunlarından kopuk ve bunu algılayacak sinir uçlarından yoksun, örgütsüz, halk tarafından bir alternatif olarak değerlendirmeye dahi alınmayan, kendi demode gündemi ile meşgul bir hayalettir. Kemalistler bugün yurttaşlara dokunamıyor, onları anlayamıyor, kendisini onlara anlatamıyor haldedir.

Ve ancak bu bedensizlik sebebiyle de hem sağdan, hem de soldan her türlü alakasız ve abuk tanımlamaya, suçlamaya ve ithama maruz kalabilmektedirler.

Bunun en büyük sebebi ise sosyo-ekonomi gündeminden kopukluktur. Hoş gerçi bu gündemi yakalayabilecek yetenekte kadroları var mıdır bu da bir tereddüt konusudur. Zira, kendisini Kemalist olarak tanımlayacak kişilere akıllarına ilk gelen hala yaşayan önde gelen ilk üç Kemalisti say diye soracak olsanız korkarım yalnızca birkaç tarihçi, köşe yazarı veya demagogun ismi listelenecektir. Elbette böyle bir entelijansiyanın sosyo-ekonomiyi ciddiyetle gündemine alması ve ileriye dönük bir perspektif oluşturması pek güçtür.

Daha da üzücü olanı, bu entelijansiyanın dışında ve bu entelijansiya ile farklı güven ve temas seviyelerine sahip, çoğunluğu akademik çalışmaların başlangıcında yahut uluslararası ilişkiler, hukuk, tıp, mühendislik, eğitimcilik gibi farklı profesyonelliklere sahip genç kesimlerin yayınlarında ve eylemlerinde de aynı kısırlığın süregeldiğini gözlemlemektir.

Söz gelimi bir tıp doktorunun, çoğunlukla başka tarih kaynaklarından alıntılar yapan Sinan Meydan, Metin Aydoğan v.b. yazarların kitaplarından derlediği alıntılar ile tarihi bir konu üzerine bir yazı kaleme almasının Kemalist yazın ve düşünce hayatına sağladığı katkının ne olduğu konusunda gerçekten düşünmek gerekmektedir.

Oysa, bugün Kemalistler için gündem oluşturması gereken, kafa yorulacak ve üzerine yazılıp çizilecek yeni ve güncel o kadar çok konu başlığı vardır ki…

Şöyle devam edelim; dünyamız ve süregelen kapitalist sistem on seneyi aşkın bir süredir ve giderek de artan bir şiddetle kendi içerisinde derin bir kriz yaşamaktadır. Neo-liberalizm son 40 senedir kendisini gerçekleştiren dinamizmini kaybetmiştir. Metropol kapitalist ülkeler yüksek borçlanma, yüksek işsizlik, artan yoksulluk, yüksek enflasyon, gelir ve servet dağılımında artan eşitsizlik, tedarik zincirininin bozulması, banka ve borsa sistemindeki aksamalar, göçmenler, çevre tahribatı ve en önemlisi geleneksel imalat için yeni pazarların yaratılmasındaki güçlükle boğuşmakta, yürütülen neo-liberal ekonomi siyasetini sığ maliye ve para politikaları ile sürdürmeye çabalamaktadır.

Elbette bu sarsıntı Türkiye gibi sisteme entegre olmuş tüm çevre ülkelerde zaten var olan derin sorunları daha da derinleştirmekte ve üzerine yeni sorunlar eklemektedir. Pek çok yorumcunun görüşü 2008 yılından bu yana süregelen küresel krizin 1929 ekonomik buhranından dahi büyük olduğu yönündedir ve talihsizliğimiz şudur ki Türkiye bu kez 1929’da olduğu gibi krizi yaratan ticaret ve finans sistemlerinden görece kopuk, içe kapanık bir ülke değildir. Krizi olanca ağırlığıyla, iliklerine kadar hissetmektedir. Üstelik bu afete otokratik ve kleptokratik bir idare altında denk gelmiş olmak gibi, süreci ve toplum tarafından ödenen bedeli daha da ağırlaştıran koşullar içerisindedir.

Bu şartlar altında Kemalistlerin hala tarih, kimlik ve jeopolitika tartışmaları ile oyalanmaları mahalle yanarken saç tarayan güzelin haline benzer.

Şunu açıkça ifade edebiliriz ki; tarihin seyrinde de, kimliklerin gelişiminde de, jeopolitikte de sosyo-ekonominin etkisi ihmal edilemeyecek boyuttadır. Böyle bir ihmal Türkiye ve Kemalizm için hayati bir ihmal olur. Nitekim öyle de olmuştur.

Bu nedenle, içerisinde bulunulan kapitalist sistemin ve neo-liberal doktrinin kronik ve organik sorunlarını ve bu sorunların aşılmasını gündem edinmeyen bir siyasi hareketin başarı sağlama şansı düşük olduğu gibi, üyelerinin gerçekten sahih niyetli olduğunu dahi ifade etmek güçtür. 

Yine bu nedenle, yaptığımız bu sosyo-ekonomi vurgusunu yalnızca iktisat üzerine teknokrat bir çaba olarak da algılamak da bir hata olacaktır. Sistem tüm çevremizi kuşatmış haldedir. Dilimizi, kültürümüzü, alışkanlıklarımızı, aile ve arkadaş ilişkilerimizi, hatta psikolojimizi, sağlığımızı dahi her an şekillendirmektedir. Şu halde yapılması gereken her alanda bu sisteme ilişkin çözümlemeler ve iyileşme önerileri geliştirmektir. Bir entelijansiya bunu yapmayacaksa, ne yapacaktır?

Şu halde sosyo-ekonomi odaklı bir gündem dediğimizde yalnızca ekonomik sıkıntılar, kalkınma, sömürü, işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, prekaryalaşma değil; demokratikleşme, özgürlükler, eğitim, ekoloji, doğa ve çevre, cinsiyet eşitliği, hayvan hakları, sosyal güvence, alternatif birikim ve paylaşım şekilleri, alternatif sosyete modelleri, teknoloji, kontrollü küçülme, sürdürülebilirlik, alternatif enerji kaynakları, bilgi güvenliği, sağlık politikaları, beslenme, gıda güvenliği, kent tasarımları, konut edinimi gibi çok sayıda başka konuyu da gündemin içerisine katmamız gerekmektedir.

Ve elbette burada yapılacak olan eğitim bahsi geçtiğinde tekrar tekrar Köy Enstitüleri, sanayileşme denilince Sümerbank Fabrikaları, tarımda Atatürk Orman Çiftliği, cinsiyet eşitliğinde kadınlara seçme-seçilme hakkı verilmesi, çevre için Yalova Köşkü, hayvan hakları için Sakarya ve Fox’a ilişkin siyah beyaz söylenceler anlatmak değildir. Bugün artık yeni şeyler söylemek gerekmektedir.

Must Read

Sürdürülebilir Türkiye!

Türkiye Cumhuriyeti, Paris Anlaşması’nı TBMM’de kabul etmesinden sonra ve son yıllarda sık sık karşılaştığımız sürdürülebilirliği artık hayatımızın her noktasında göreceğiz. Paris Anlaşması’nı,...

5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

Bundan yaklaşık 5 yıl önce darbe girişimine şahit olmuştuk. Karşılaşılan durumlar ve süreç içerisinde ortaya çıkan tüm değişkenlere bakıldığında aslında hâlâ net...

RÖPORTAJ: ÇİMEN GÜNAY ERKOL’LA YARALI ERKEKLİKLER VE ERKEKLİK ÇALIŞMALARI ÜZERİNE

Çok basit bir soruyla giriş yapacağım ama alanı henüz tam tanımayan öğrenciler için oldukça yararlı bir soru bu. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse...

POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

Büşra İşguzar & Burak Gümüş Günümüzde LGBTİ+’ların sağ politik zeminde günahkâr olarak damgalandığı ve kriminalize edilerek ötekileştirildiği bu dönemde...

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-11 KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM “Sermaye belki...