Ana Sayfa Anlık Dergisi Dış Politikada Neler Oluyor

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa ayrılan dünyada devletler ister istemez bir kampa yönelmiştir. Ya da iki kampın da dışında kalıp sınırlı bir etkiye sahip Bağlantısızlar Blok’unu oluşturmuşlardır.[i] Türkiye’nin tercih ettiği Batı tarafı üzerinden karşısına çıkan sorunlar dış politika başta olmak üzere tüm gelişmeleri etkilemiştir.

Türkiye’nin tercih ettiği blok üzerinden komşuları başta olmak üzere sorunlarla uğraşmak durumunda kalmıştır. Özellikle Ortadoğu bölgesindeki tercihleri ülkenin Batı hayranı olmakla Arap coğrafyasında suçlanmıştır (1957 tarihli Suriye Krizindeki tutumu). Hem İsrail’in kuruluşundaki tanıma kararı hem Cezayir’in Bağımsızlık Savaşı’ndaki tutumu nedeniyle problemli ülke olarak konumlanmıştır.[ii] Tüm bunların yanında Batı kampındaki ülkelerle de sorunlar yaşanmıştır haliyle. Yunanistan ile yaşanan deniz hukuku kaynaklı problemler ve Kıbrıs adasının statüsü konusundaki durumlar iki ülke arasındaki ilişkileri zorlayan bir süreç olmuştur.[iii]

Soğuk Savaşın bitimi ile eskisi gibi sert blok tartışmalarının ve düşmanlaştırılan dünya düzenin olmayışı Türkiye’ye dış politikada yeni alan sağlamıştır. Tüm bunlara rağmen karşılaşılan yeni süreçte söylemlerle oluşturulan yeni dış politika tercihleri sorunların boyutunu artırmıştır. Adriyatik’ten Çin Seddine Türk Dünyası algısı büyük bir sorun haline gelen içeriği yetersiz politika tercihleri olarak ortaya çıkmıştır.[iv]

Bölgeselleşme konusunda önemli bir yapı olan Avrupa Birliği (AB) ile inişli çıkışlı ilişki kuran ve hala adaylık statüsüne sahip olan Türkiye’nin tıpkı dünyadaki benzer ülkelerdeki gibi gelecekteki profili ve kendini konumlandırdığı yer net değildir. Bu da beraberinde gelgitlere neden olan politikaları ortaya çıkarmıştır. Sözgelimi belli yıllar AB ile yakın ilişkilere dayalı politika ve uygulamalar tercihi ortadayken, belli yıllar AB’nin dışında eğilimlere ve arayışlara yöneliş haline gelmiştir.[v]

Batı Bloku merkez ülkesi ABD ile olan ilişkiler Türkiye’nin esasında Soğuk Savaş’tan bu yana karşısına çıkan hem olumlu hem olumsuz sonuçları da beraberinde getirmektedir. Özellikle ABD tarafından gelen söylemler ve politika tercihleri Türkiye’nin dünyadaki ülkelerle ilişkilerini belirler hale gelmiştir. Ayrıca zamanında alınan kararların sonuçlarının da etkileri sürmektedir. 21. yüzyıl ile dünya siyasetindeki dengeler paralelinde bölgesel müttefiklerini harekete geçirme eğiliminde olan ABD’nin Türkiye’ye alan açması ile daha rahat tercihler alabilmesi yanında dış politikadaki karar alıcılarının aksiyoner politikalara yönelmesine yol açmıştır. Fakat bu süreç ABD merkezli ilişkilerin iyi olduğu süreçte olmuştur. [vi]  Benzer süreci Güney Amerika’da Brezilya’nın yaşadığı da bazı yönleriyle söylenebilir. İlişkiler iyi olduğu zamanlar her durum normalken ittifaktaki ülkelerin bağımsız politika girişimlere yönelmesi iktidar odaklarının değişmesi paralelinde eylemlerle bir nevi dış müdahale hamlelerinin yansımalarını göstermiştir.

2010’lu yıllar sonrasında kontrolden çıkan ülkelere karşı sadece söylem bazlı ittifak ilişkisine sahip olduklarını hatırlatan ABD’nin ve bölgesel yapılanma AB’nin eğilimleri sonucunda Türkiye’nin tekrardan Batı karşısında kendisine arayışlara yöneldiği görülmektedir. Ama yaşanan bu durumlar ve paralelde karşılaşılan mezhepçi politikaların tercihi ve sonucu Türkiye’nin eskisi kadar muhatap bulamadığı bir gidişatı karşımıza getirmektedir.

Hatta Türkiye’nin uyguladığı politikaları kısa süreli de olsa kendisine açılan alandan hareket ettiği haliyle BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olduğu ortadadır.[vii] Fakat bunun aksine Türkiye’nin tamamıyla zıt politikalar uyguluyor hale gelişi ile yeniden başvurduğu BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinin oylamasında seçilememiştir.[viii] Bu örnek aslında Türkiye’nin dış politika tercihlerinin ne kadar da dış ülkelerdeki izleniminin bir yansıması olmuştur.

Türkiye gibi ülkelerin arayışı aslında hangi yöne gideceğinin kestirilememesidir. Çünkü ülkelerin tercihleri genellikle var olan dış politik kodlara göre gerçekleşmektedir. Ülkelerin bu bağlamda bağımsız hareket edebilme özgürlükleri çok yoktur. Özellikle günümüz dünyasındaki gelişmeler ve karşılaşılan olgular bu örneği defalarca yinelemektedir.

Teknolojik yönden ve askeri konularda da bazı gelişimlere sahip olan Türkiye’nin üretim konusunda sınırlı kapasitesi ile bağımsız ve bağlantısız bir harekata girişebilmesi aslında olanaklı değildir. Bu bağlamda Türkiye Arap Baharını takiben yaşanan süreçte Libya’da, Suriye’de eyleme girişmiştir. Ama istediği yönde sonuçlanabilecek politikalara yönelememiştir.[ix]

Rusya ile etkileşim kurmaya ve 21. yüzyıl başından beri dost/düşman ikileminden çıkıp pragmatik ilişki oluşturmaya çalışan Türkiye’nin daha nitelikli tercihleri oluşmaya başlamıştır. Fakat gelgit yaşanan ilişkilerin aslında karşılıklı düşman söylemine dönebilecek boyuta varan dönemlerle de karşılaşılmıştır.[x] Özellikle S-400 Hava Savunma Sistemi tercihi, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin gerilmesine ve dünyada 2000’li yılların sonunda Türkiye için söylendiği gibi -eksen kayması- ya da yeni bir yöneliş yönlenme söylemi mi ortadadır sorusunu beraberinde getirmiştir.[xi]

Karşılaşılan her problemde kendisine hareket alanı sağladığını düşünen Türkiye son aşamada yine ABD ve AB ile yani Batı kampıyla irtibata geçmek durumunda kalmıştır. Çünkü istediği bağlamda ittifak ilişkisindeki kuvvetli ülkenin ya da organizasyonun verdiği alan doğrultusunda hareket ederken kimi zaman çözümsüzlükleri çözüm haline getiren tercihleriyle kısıtlanan dış politikada yeni bir soluk getirme anlayışını gütmüştür.

Sonuç kapsamında çeşitli politikalar ve ittifak ilişkileriyle hamleler oluşturmaya çalışan Türkiye’nin geleceğe yönelik aslında hala net bir rotası bulunmamaktadır. Tercih edilen politikaların ve alınan kararların zigzag oluşturduğunu hatta tabir yerindeyse 21. yüzyıl başındaki politikalara geri dönüldüğünü ya da dönülme yoluna girildiği aşikardır. Bu açıdan bakıldığında sonrasında ne olacağını kestiremeyen kapasite olarak bölgesel güç olma potansiyeli olan Türkiye’nin kimilerinin aktardığı gibi “Grand Strategy” var mı? sorusu gelmiştir.

Grand Strategy kısaca devletlerin veya diğer siyasi birimlerin, çıkarları olarak algıladıkları unsurları elde etmek için; hangi askeri, diplomatik, politik, ekonomik ve diğer güç kaynaklarını; nasıl önceliklendirdiğini; ve ne şekilde hareke geçirdiğini kurgulayan milli devlet politikası olarak tanımlanmaktadır. Teorik açıdan algılanan bu çıkarlar, devletin hayatta kalmasına olanak sağlama, belli yerel çıkarları veya fikri koalisyonları takip etme ya da belirli bir bölgesel ya da küresel düzeni oluşturmada en minimal amaca odaklanmaktadır. Konseptteki “büyük” genellikle görkemli veya hırslı olmakla karıştırılır; bununla beraber, geniş kapsamlı hedefler değil, devletin tüm kaynaklarının devletin algılanan amaçları doğrultusunda yönetilmesini vurgulamaktadır.[xii]

Ez cümle, karşılaşılan problemler ve olgular her ne olursa olsun Grand Strategy üzerinden hareket eden devletler ve mümkün olduğu kadar bağımsız olma eğiliminde olup başat güç konumunda düzen sağlayıcı devletlerden olmazsa Türkiye yönlendirilecek devletlerden olacaktır. Bu açıdan kimi teorisyenlerin dediği gibi arada kalan devletlerden olmaya en azından kısa ve orta vadede devam edecektir. Geleceğe yönelik gözle görülür bir değişiklik gözükmemektedir. Bu durum ile beraber gelgitler yaşanacağı da aşikardır. Haliyle her görünene inanmamak da gerekmektedir. Kimi zaman bu durum sorgulamamızı da engellememelidir.


[i] Haber Global, “18. Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi Bakü’de başladı”, Haber Global, 25.10.2019, (https://haberglobal.com.tr/dunya/18-baglantisizlar-hareketi-zirvesi-baku-de-basladi-11166).

[ii] Bayram Sinkaya, “Geçmişten Günümüze Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Batı Etkisi”, ADAM Akademi, 2011/1, (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/230532).

[iii] “İkili İlişkiler Uyuşmazlıklar”, Türk/Yunan İlişkileri, (http://www.turkishgreek.org/ikili-iliskiler/uyusmazliklar).

[iv] İbrahim Karagül, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” ne oldu?”, Yeni Şafak, 19.04.2000, (https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahim-karagul/adriyatikten-cin-seddine-ne-oldu-49082).

[v] Yusuf Kaya, “AB-Türkiye İlişkisi: Yüksek gerilimden yeni bir başlangıca”, Anadolu Ajansı, 21.01.2021, (https://www.aa.com.tr/tr/analiz/ab-turkiye-iliskisi-yuksek-gerilimden-yeni-bir-baslangica/2117744).

[vi] Remzi Durmuş, “Geçmişten Günümüze Türk-Amerikan İlişkileri”, TASAM, 13.09.2011, (https://tasam.org/Files/Icerik/File/gecmisten_gunumuze_turk_-_amerikan_iliskileri__cff226c0-9cc8-4b1b-95a1-a352e377de84.pdf).

[vii] Cumhuriyet, “Türkiye, BMGK geçici üyesi oldu”, 17.10.2008, (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye-bmgk-gecici-uyesi-oldu-16350).

[viii] BBC News Türkçe, “Türkiye BM Güvenlik Konseyi’ne giremedi”, 17.10.2014, (https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/10/141016_turkiye_bm).

[ix] Merve Tahiroğlu ve Jonathan Schanzer, “Ankara’nın Başarısızlığı: Türkiye Arap Baharını nasıl kaybetti”, Foundation For Defense of Democracies, 03.02.2016, (https://www.fdd.org/analysis/2016/02/03/ankaranin-basarisizligi-turkiye-arap-baharini-nasil-kaybetti/).

[x] Deniz Barış Narlı, “Çatışmaların gölgesinde Türkiye-Rusya ilişkileri”, DW Türkçe, 19.10.2020, (https://www.dw.com/tr/%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1n-g%C3%B6lgesinde-t%C3%BCrkiye-rusya-ili%C5%9Fkileri/a-55328970).

[xi] DW Türkçe, “ABD’den Türkiye’ye: S-400’leri elinizde tutmayın”, 24.02.2021, (https://www.dw.com/tr/abdden-t%C3%BCrkiyeye-s-400leri-elinizde-tutmay%C4%B1n/a-56669639).

[xii] Paul Van Hooft, “Büyük Strateji Nedir? (Grand Strategy)”, Turkau Çeviriler, 21.07.2020, (https://turkau.com/buyuk-strateji-nedir/).

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...