Ana Sayfa Anlık Dergisi Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi siyasal İslam kadar meşgul etmektedir.

            Yapısı gereği siyasal İslam ve her ne kadar özgürlükçü olduğunu iddia etse de tahakkümü merkez alan bazı düşünce akımları karşısına bunu, yani asrı saadet güzellemesi yapan Kemalist bakış açısını alarak siyasi ajandasını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Ancak Kemalist düşünce tam anlamıyla incelemeye alındığında, siyasal İslam ve bahsettiğimiz sözde özgürlükçü düşünce akımları karşısına asrı saadet güzellemesi yapan bu yan düşünceyi koyarak aslında bir kardeş kavgasına giriştiği görülmektedir. Çünkü böylesi siyasal İslam’ın Apollonik doğasına daha uygundur. Kendisine benzer yapıyı, düşüncesi kadar iyi bildiğinden onu eleştirip aslını yıpratmak daha kolaydır. Kaotik doğumlu Kemalizm, Apollonik doğasını ezip geçme ihtimalini her daim içinde barındırmaktadır. Bu korku, basit bir replikayı karşısına alarak kontrollü bir patlatma sağlamaktadır.

            Şöyle ki, seçkinciliğe; Klasik Osmanlı düşüncesine karşı eşitlik ve özgürlük kavramlarını merkezine oturtan Kemalizm aslında Diyonizyak bir yapıya sahip görünmektedir. Buna göre insan üstünde başka bir insanın mutlak egemenliğini tanımayan Kemalizm bu açıdan yıkıcı bir etki göstermekte ve insanı görece doğaya uygun bir duruma dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Kristalleşen Apollonik düşüncenin yani monarşi ve çoğunlukçu düşüncenin karşısında toplumcu ve çoğulcu bir tavır takınarak bu iki kavrama karşı savaş açmış durumdadır. Peki ne olmuştur da Kemalizm, bağlamından koparılarak başka bir çehreye büründürülmüş ve bu çarpık haliyle siyasal İslam’ın karşısına oturtulmuştur?

            İlerlemeci düşünce, insanın karşısına doğayı alarak yolunu çizmesini ve bu alanda hakimiyetini sistematik biçimde kurarak kendini gerçekleştirmeyi amaç edinmektedir. Buna göre doğa hakimiyet altına alınacak, insana hizmet edecek konumdadır. Kendine, tıpkı Platon’un ideaları gibi Apollonik bir hedef ortaya koyarak inananlarını buna yöneltip gerçek doğalarından uzak bir noktayı işaret etmektedir. Bu hedef, her ne kadar doğalarına uygun olmasa ve ulaşılamayacak olsa da sadece onun yolunda gitmek dahi bireyin kendini geleceğe taşımasını sağlayan, ölümsüz kılarak doğasına karşı gelen ve böylelikle doğayı yenen bir zafer yoludur. Dikkat edilmelidir ki burada, doğa başka bir varlık olarak insan karşısına oturtulmaktadır. Birlikte var olunduğu ve hatta doğanın bir parçası olunduğu gözden bilinçli bir biçimde uzaklaştırılmaktadır.

            Bu açıklamadan sonra satır aralarından çıkarılacak birkaç kavram bulunmaktadır. Hakimiyet ve hizmet, idealin içeriklerinden ikisi olarak doğaları gereği hiyerarşi ve sınıf kavramlarını doğurmaktadır. Doğal halde, insanın insana egemen olmadığı durumda herhangi bir hiyerarşi ve sınıftan söz edilemez iken Apollonik düşünce kendi “doğası” gereği bu kavramları doğurarak bir sınıflandırmaya ve düzenlemeye girişmektedir.             Doğa hizmet için vardır ancak düzenin sağlanması ve Diyonizyak karmaşanın aşılması için bir hiyerarşi oluşturulması gerekmektedir. İnsanın hür iradesi mümkün değildir, düzen ve ilerleme toplumun tek bir vücut şeklinde nefes alması ile sağlanabilecektir. Haliyle yönetici bir sınıfın oluşmasını salık veren bu düşünce kendi ayrıcalıklılarını da yaratmaktan geri durmayacaktır. Düzenin reklamını mükemmel şekilde yapan bu ayrıcalıklılar doğanın insana hizmet etmesi meselesini gayet iyi bir biçimde ele almaktadır. Buna göre yine Apollonik düşüncenin doğası gereği, “doğa”yı yani ayrıcalıksız ve sıradan insanları yönetmek gerekmektedir. Çünkü doğa sıradandır. İnsan elinin değmesi onu mükemmelleştirmektedir. Mermer parçası öylesine bir halde varlığını sürdürürken insan onu şekillendirerek Apollo Belvedere’yi içinden çıkaracaktır. Toplum içindeki kaos böylelikle son bulacak ve düzen sağlanacaktır. Tabii ki bu sırada ayrıcalıksızlardan oluşan doğa, ayrıcalıklılara hizmet edecektir. Bir gün belki toplumdaki bir unsur tıpkı mermer parçası gibi kendini gerçekleştirebilecektir veya denerken ölecektir. Bu umut veren düşünce kaosa sürüklenmeye meyilli toplum için çok önemlidir. Aksi takdirde kendilerinin de bir şekilde kazanacağı aşılanmayan kitle, yönetilemez hale gelecektir. Elbette bir cennet vaat edilmelidir ki birimler canla başla sistem için çalışarak elitlerin ve Apollonik düzenin devamlılığını sağlayabilsin ve kaostan uzaklaşılabilsin.

            Tam bu noktada Kemalizmin yapısı dikkatle ele alınmalıdır. Bireye sunduğu bir asrı saadet yoktur. İnsana insanın egemen olamayacağı düşüncesini temel almaktadır. Ancak yine de kendi içinde bir çapraşıklığa sahiptir. Her ne kadar özgürlük ve eşitlik için yola çıksa da onun da sistem olması bir düzen hayal etmektedir. Bu düzen tabii ki ayrıcalıklıların egemenliğini savunan bir yapıda değildir. Sistemin, düzenliliğinden kaynaklı yapısı nedeniyle devamlılığını sağlayacak adımlar onu Apollonik bir çehreye dönüştürmekte ve Diyonizyak merkezinden uzaklaştırmaktadır. Her ne kadar sınıfsız bir toplum hayal edilse de toplumun sınıfsızlaştırılması için bir program gereklidir. Bu program da haliyle kaotik toplum yapısına belirli sınırlar çizmek için Apollonik düşüncenin yegâne çocuğu bilimi araç olarak ele almaktadır.

            Bilim bu haliyle tehlikeli bir yöne eğilim gösterebilmektedir. Batılı bilim ve düşünceden iki asır uzakta varlığını sürdüren Türk toplumu ancak radikal yeniliklerle bu farkı kapatabilecek durumdadır. Dirençle karşılaşması elbette ki olağandır. Bu noktada, Kemalizm de direnci uzaklaştıracak bir ütopya sunmaya çalışmakta ancak başarısız kalmaktadır. Çünkü kendini var eden kaotik sistem, içine bir ütopya kabul edemez durumdadır.

            Bu ütopik hedef koyulması, bir asrı saadet ideası açısından cumhuriyetin ilk dönemi hedef gösterilerek amacın bu olduğunun iddia edilmesi bir akıl tutulması yaratmaktadır. Evet, Kemalizm oluşu bakımından kaotik bir doğaya sahip olsa da bilimi ilerleme aracı olarak görmesi açısından Apolloniktir. Buradan hareketle bir ütopyasının var olduğunu iddia etmek onu tam anlamıyla bir düzenciliğe yani Apollonik bir sistem oluşturmaya zorlamaktadır. Ancak bu baskı arttıkça kaotik yapısı öne çıkmakta ve karşıtlığını ortaya koymaktadır. Baskının etkisi ne kadar kuvvetli olursa, kaotik yapısına o kadar yaklaşmakta ve yıkıcılığı arttırmaktadır. Buradaki yıkıcılık, düzen sağlayıcı biçimde restorasyon değildir. Sınıfsız bir toplum yaratmak için bilimsel yöntemlerle yapılan ilerlemeci programlar gibi bir sonuç oluşturmamaktadır.

Kemalizmi Apollonik bir düzleme indirgeyerek asrı saadet anlatısına girişilmesi çok tehlikelidir. Bu durumda bilimin soğuk yüzü, özünde insanı alan bir sistemde baskın gelmeye çalışacak ve meseleyi radikal bir boyuta taşıyarak olduğunun karşısına getirecektir. Burada bilim bir propaganda mekanizması işleterek insanı ezecek, seçkinlerini yaratacak ve bu elitlerine hayat hakkında karar vermeyi dahi mubah görecektir.

Bu noktada siyasal İslam, rakibine ad hominem saldırılarda bulunabileceği ortamı yakalayacaktır. Diğer bazı özgürlükçü iddiadaki düzenci fikirler gibi o da baskın gelemeyeceği rakibinin yerine gerçekte siyasal İslam’a benzer çapraşık bir kopya koyarak yıkım operasyonuna girişecektir. Yaptığı elbet karşılık bulacaktır çünkü Kemalizm karşısına sadece bu düzenci fikri almamıştır. Siyasal İslam ile taban tabana zıt olduğunu iddia eden ancak elitlerin tahakkümünü uygun bulan bazı düşünler karşı safta birlikte gruplanacaktır. Böylelikle birçok yönden saldırıya uğrarken zayıflayacaktır ancak unutulmamalıdır ki her etki bir tepki yaratmaktadır. Diyonizyak yapısı gereği baskının şiddeti ne kadar artarsa kendini o denli kuvvetli biçimde dışa vuracaktır. Bu Apollonik düzenin kendi içindeki tepkilere karşı sistem içindeki, düzene uygun bir karşıtlık değildir. Yukarıda da açıklamaya çalışıldığı gibi tümden yıkıcıdır.

Düzen siyaseti olmayan Kemalizm’in doğru anlaşılabilmesi elzemdir. Apollonik sisteme dair yararlı bazı unsurları da barındıran bu düşün içindeki dengenin yanlış yorumlanması durumunda olmadığı kisvelere büründürülmeye çalışılmaktadır. Atalar kültünde soyunu sayar gibi bilim insanlarının art arda dizilerek düşüncenin meşrulaştırılmaya çalışılması tam da böyle bir durum doğurmaktadır. Kemalizm meşruiyetini geçmişten değil tüm zamandan almaktadır. Kaldı ki kendisinin meşruiyete de ihtiyacı yoktur. Bu gereklilik Apollonik varlığa özgüdür.

Gördüğü her şeyi kendi anlam dünyasında sınıflandırmaya çalışan vasat zihinlerin benzerlikler üzerinden kurduğu basit dünya camdan bir kule gibidir. Bu açıdan Kemalizm’i, İkinci Dünya Savaşı sırasında iktidarda olan bazı Apollonik görüşlere benzetmeleri normaldir. Ancak kaçırdıkları husus, iki benzemez üzerinden benzerlik kurmaya çalışmalarıdır ki gerçekte ikisinin de ne olduğunu bilmemekte; yine ne anlama geldiğini bilmedikleri süslü terimleri kullanmakla bildiğine inandırmaya çalışmaktadırlar. Günümüz erkleri onlardan bunu istemektedir. Bilmeleri değil, bilmeseler de öyleymiş gibi görünmeleri yeterlidir. Ancak şu anki durum bu basitliği, vasatlığı kaldırabilir durumda değildir.

Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...
Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)