Ana Sayfa Dergiden Tarikatların Kıskacında Diyanet

Tarikatların Kıskacında Diyanet

Lâiklik, genel anlamda din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinî inançların devlet yönetiminde ve siyasette rol oynamaması esasına dayanır. Fakat sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil aynı zaman da toplumda oluşacak din ve vicdan özgürlüğününde teminatıdır.

Eğitim sistemimizin verdiği emirler doğrultusunda ilkokul çağından itibaren yetişen bizler laikliği sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak gördük. Lakin Tevhid-i Tedrisat kanunu dahi Kemalizm’in laiklik ilkesi doğrultusunda gerçekleşmiş bir ilerici adımdır. En temele baktığımızda laikliğin toplumsal yaşamda kadın-erkek eşitliğini sağlamanın en önemli dayanağı olduğunu görmemiz uzun sürmez.

Hem toplumsal yaşamı hem de dogmatikleşmiş ve körelmiş devlet kurumlarını teokrasisinin pençesinden kurtarmak amacı ile Laiklik bizim için en önemli ilkelerden birisi oldu. Günümüzde dahi en ufak bir tavizde bütün dengelerin bozulacağı aşikâr bir yapıdır. Öyle ki tarikatlaşma eğilimi sıkça bulunan Orta Doğu coğrafyasında laiklikten verilecek en ufak taviz terör örgütlerinin doğmasına sebep olacaktır. Bunun sonuçlarını geçmiş yıllarda çokça yaşayan bir toplum olarak verebileceğim en bariz örnek Fetö Terör Örgütü olacaktır.

Laikliğin sıradan tanımını ve getirilerini yaptıktan sonra ülkemizde laikliğin ihmal veya yok sayıldığı dönemleri de görmekte yarar bulunacağı kanaatindeyim. Ülkemizdeki Laiklik ve verilen tavizler sonucu oluşan süreci ele almadan önce aynı coğrafyada kurulmuş iki büyük devlete çok kısa değinmek gerekir.

1-Büyük Selçuklu ve Türkiye Selçuklu: Büyük Selçuklu devleti Abbasi halifesini koruma altına aldığında halifenin siyasi bütün varlığına son vermiş ve akabinde din ve devlet ilişkilerinin birbirinden tam olarak olmasa dahi dönemin şartlarında ayrılmasını sağlamışlardır. Ancak devlet ile din arasındaki bu ayrım toplumda yansıma bulamamış hatta aksi yönde bir ilerleme kaydetmiştir. Öyle ki Selçuklu topraklarında tarikatlar ve dergahların sayısı hızla artmış. Tabi ki bunun sorumlusu olarak Din ve devletin birbirinden ayrılmasına bağlamıyorum. Devletin dinsel alanda yaptığı yenilik toplum bazında karşılık ne yazık ki bulamamıştır. O dönemde müritleri ile büyük tehlike arz eden Haşhaşiler devletin içine sızmış ve devletin zayıfladığı her anda başkaldırmışlardır.

2- Osmanlı Devleti: Osmanlı Devleti de Anadolu’da ortaya çıkan siyasi boşluğu iyi değerlendirmiş ve birçok sebep-sonuç ilişkisi sonucunda hızla büyümüştü. Ancak kuruluş döneminden itibaren devlet Ahilerin desteğini almış ve bunu bir güç olarak kullanmayı başarmıştı. Ahi’ler sadece bir mesleki örgütlenme olarak değil aynı zamanda dini bir kurum olma özelliği de gösteren toplumu şekillendiren önemli bir oluşumdu. Özellikle Alevi-Bektaşi geleneğini bariz bir şekilde gördüğümüz Ahi teşkilatları dönem dönem siyasi boşluklar içinde devletin geleceğini tayin edebilecek güce erişmişlerdir. Devlet genişleyip topraklarına toprak kattıktan sonra ise Ahiler devlet kanadında güçlerini yitirmiş yerini tarikatlara ve dergahlara bırakmıştı. Özellikle 19.yy dördüncü çeyreğinde İstanbul’da 330 dergah bulunuyordu. Bu dergahlar adeta kültürel, içtimai ve inanç hayatının yönlendiriyordu.

Tarikatlar, Osmanlı devrinde hem herkesin hürmet ettiği, hatta bunların içinde Mevlevilik gibileri sadece padişahların ya da ayan çocuklarının, seçkin kimselerin bazen dergâha pek fazla uğramadan intisap ettikleri yapılardır. Bu sebeple dergahların ya da tarikatların Osmanlı topraklarında kutsal bir yeri bulunuyordu. Hiçbir dini kaynağın meşru kılmadığı bu tarikatlaşma Anadolu’da karşılığını buluyordu. Osmanlı devletini zaman zaman zor duruma düşüren tarikatlar önemli ölçüde toplum yaşamını şekillendiriyordu. Bu tarikatlar isyan gibi dertler açmasına rağmen Osmanlı Devleti içinde önemli bir yere sahipti.

İşte Cumhuriyette bu birikimin sonucunda aldığı tarihsel derslerle birlikte şeyhlerin, dervişlerin memleketi olmayarak kararlı bir biçimde varlığını ortaya koydu. Bu amaçlar doğrultusunda çeşitli yenilikler ve kanunlar çıkartıldı. Tekke ve zaviyeler kapatıldı, kılık kıyafet düzenlenmesi kabul edildi, Yeni Türk Alfabesine geçildi ve en önemlisi Halifelik gibi köhnemiş, eskimiş ve işe yaramaz bir kurum ortadan kaldırılmıştı. Tabi böyle bir durumda kontrol mekanizması olarak işleyecek bir kurumun varlığı da gerekliydi. 3 Mart devrimleri içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin yerine, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 429 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kuruldu. Kurulduğu dönemde başkanlığa verilen görev tanımı; İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekti. 1982 Anayasanın 136. maddesinde; “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir” hükmü yer almaktadır. Yani Cumhuriyetin gereksinimi içerisinde tartışmalara açık olan Diyanet işleri başkanlığının asli görevi ülke içerisinde oluşacak dini yapılanmaları denetlemek ve kontrol etmektir. Bunun dışında halkın dini ihtiyaçlarını gidermekle yükümlüdür. Fakat neredeyse 1950li yıllardan itibaren gittikçe kendini geliştiren ve en sonunda devletin neredeyse bütün kademelerine sızan büyük bir terör örgütünü görmezden gelmiştir. Tabi ki buradaki tek suç Diyanet işlerinin değil hatta asıl suç 2002 yılından beri ülkemizi yöneten yöneticilerindir.

“Kemalistler aldanmaz!”

Bu noktada vurgulamak istediğim asıl önemli nokta şudur. Diyanet İşleri adı altında bir kuruma ihtiyaç vardır. Ancak bu kurum birilerinin değil devletin koruyuculuğunu üstlenmelidir. Devlet içerisinde veya toplum içerisinde yapılanan her türlü tarikat, dergâh yapılanmasının önüne geçmeli ve toplumun din ve vicdan özgürlüğünü sağlamalıdır. Kurulduğu dönemi, o dönemin şartları altında değerlendirdiğimiz de çıkacağımız sonuçta amacının bu olacağıdır. Fakat bugün Diyanet saçmalıkla dolu vaazlar ve fetvalar vermekle yükümlü bir kurum olarak iş görüyor ve sadece İslam’ın Suni mezhebine bağlı bir tarikat gibi hareket ediyor. Fetö terör örgütü ilk ve son değildir. Bu ve bunun gibi terör yapılanmalarının önüne geçmenin en temiz yolu her bakımdan eğitimli bireyler yetiştirmektir. Ayrıca devletin din üzerindeki kontrol mekanizmasını kişiler ve grupların tek elinde, çıkar odaklarında bulundurmamaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı ne yazık ki geçmişte de bugün de üzerine düşen asli görevi görmezlikten geliyor ve kandırılmaya müsait bir noktada duruyordur. Hiç olmaması daha iyi olacak bir konuma evrilmiştir. Ortadoğu coğrafyasında “din” yönlendirilmeye müsait bir olgu olarak karşımızda durduğu sürece toplumu kötüye itecek her türlü etkiden uzak ve o etkilerden koruyacak bir kurum gereklidir.

Sonuç olarak Diyanet işleri başkanlığı tarih boyunca toplumun gelişmesinin önündeki en büyük engel olan ve dinin vicdan yükü ile asla aynı noktada bulunmayan tarikatların varlığına ihtiyaç duyurmayacak bir yapıda olmalıdır. Laiklik ilkesine bağlı, Kemalizm’in tarihsel birikimlerinden faydalanan bir noktada kurum olarak ayakta durmalıdır. Yoksa başımıza daha çok fetöcüler tüneyecek sadece adları değişecektir. Menzilciler, süleymancılar ahmetciler mehmetciler olacaktır.

Kaynakça:

1- https://www.turkishnews.com/tr/content/2016/08/18/osmanlida-paralele-devlet-yapisi-olarak-tarikatlar/

2- https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/tarikatlar-siyasete-karistiginda-40203559

3- http://static.dergipark.org.tr/article-download/afba/c03c/a02b/5c667d240616a.pdf?

4- http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D01777/2009_38/2009_38_HAKSEVERAC.pdf

5- Şeyhler ve Şahlar Osmanlı Toplumunda Devlet-Tarikat İlişkilerinin Gelişim ve Değişim Süreçleri (SİİRT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ • CİLT: 3 • SAYI 1 • s. 179-182)

6- https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/1

7- https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.633.pdf

Latest posts by Mahir Doğu (see all)

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...
Latest posts by Mahir Doğu (see all)