Ana Sayfa Dergiden LOZAN, MİLLİ İKTİSAT VE KAPİTALİZM

LOZAN, MİLLİ İKTİSAT VE KAPİTALİZM

Cumhuriyet dönemine iktisadi açıdan bakarken, çok sayıda kişi önemli bir noktayı gözardı etmektedir. 1923-1939 arası dönemi şekillendiren en önemli unsur ülkeyi yönetenler değil, dönemin koşulları özellikle de Lozan Antlaşması, ardından imzalanan ticaret antlaşması ve 1929 ekonomik buhranıdır.
“Milli iktisat” olarak şekillendirilen görüşün, 1923 sonrası tam olarak uygulamaya konulamaması Lozan ve gümrük politikasına konan engeller yüzündendir. Lozan’da konulan ekonomik engellemeler ise; 1929 buhranı ile çakışmıştır. Türkiye’nin Osmanlı borçlarını ödemeye başlaması da yine 1929 yılına tesadüf etmiştir. Türkiye bu borcun 2/3’sini ödemek durumunda kalmıştı. Bu ise cumhuriyetin ilk yıllarında bir ayak bağı gibi görülmekteydi. Lozan’da tüm kapitülasyonların kaldırıldığı hükme bağlansa da , Osmanlı borçları ve dış ticaret (gümrük) politikasındaki sorunların çözümü aleyhimize olmuştur.
“Lozan’a ek ticari sözleşmede; beş yıl süreyle Türkiye’nin dışarıya ithalat ve ihracat yasaklarının kaldırılmasını ve yenilerinin konmamasını; gümrük tarifelerinin ise beş yıl süre ile değişmemesini öngörmekteydi. Uygulanması kabul edilen tarife; 1916 Osmanlı gümrük tarifesini esas almaktaydı. 1916 tarifesi; büyük ölçüde vergileme amacıyla yaygın tarımsal tüketim mallarına %30-40 oranında vergi koyan, sanayiyi koruma gibi bir amaç izlemeyen spesifik (yani, ithal edilen malın değeri üzerinden değil, kg gibi fizik birimi üzerinden hesaplanan) bir tarife idi. ” (1)
Yeni gümrük tarifeleri ile ilgili çalışmalar 1925 yılında başlayacak, 1929 yılından itibaren uygulanmaya başlanan tarife ile de %12.9 olan ortalama nominal koruma %45.7’ye yükselecekti.
Ayrıca aşarın kaldırılması devlet gelirlerinde azalmaya yol açmıştır. 1929’da borç ödemeleri ve ekonomik buhranın ilk etkileri paranın dış değerinin düşmesinde etkili olmuştur. İlk korumacı kanunlar ise 1930 yılı itibariyle çıkarılmaya başlanmıştır.
Nasıl ki; 1923-1931 arası dönemde uygulanan iktisadi politikalar dönemin koşullarından kaynaklandıysa, yaygın şekilde “liberal” olarak adlandırıldıysa; 1931-1939 arası dönemde de yine dönemin koşullarından kaynaklı olarak farklı bir iktisadi politikaya yönelmiştir. Bu bir anlamda; dönemin idarecilerinin, gerçekçi ve pragmatist davranmasıyla paraleldir.
Ülkede hükümete karşı oluşan tepkinin iktisadi açıdan kaynaklanması, 1923-1931 arası politikaların etkisiz kalması ve Kemalist rejimin 1931 yılı itibariyle ilke edindiği “iktisadi bağımsızlık” ve “hızlı kalkınma”nın gerçekleştirilmesinin “liberal” politikalarla olmayacağının anlaşılması devlet politikasının değişmesine sebebiyet vermiştir.
“1923-1931 arasında, milli bağımsızlığa saygı göstermesi şartıyla yabancı sermayenin teşvik edileceği devlet adamları tarafından defalarca söylenmiş olmasına rağmen, imar ve kalkınma hamlelerine katkılar yapacak genişlik ve biçimde Şirketlerinin bünyelerine sızarak giren yabancı sermaye, ülkenin iktisadi çıkarlarına uygun bir faaliyet biçimi göstermiyordu. Bütün bu olgular, iktisadi bağımsızlık ve kalkınma ilkelerinin gerçekleşmesinde yabancı sermayenin katkılarının sadece olumsuz olabileceğini gösteriyordu.” (2)
“Peki 1923’te neden devletçiliğe geçilemedi?” sorusunun yanıtını ilk bölümde açıklamış olduk. Lozan’ın bazı hükümleri ve o dönem aynı zorunlulukların varolmaması şeklinde özetleyebiliriz. Eğer zorunluluklar varolsaydı farkına varılamama ihtimali de söz konusu olabilirdi. Yine 1929 buhranının da etkisi mevcuttur. Hemen belirtelim; SSCB’den sonra planlama yöntemine başvurmuş ikinci ülke Türkiye’dir.
Bu noktada; dünden bugüne çokça tartışılan bir konu daha vardır.
“Kemalizm kapitalist midir; antikapitalist midir?”
Bu konuda öncelikli olarak, marksist kökenli bazı yazarlardan örnek vermek konuya bakış açısını geliştirecektir. 1923-1939 dönemi uygulamalarına bakarak şunlar söylenebilir:
Korkut Boratav bu konuya ilgili olarak şunları söylemiştir: “Sloganlar düzeyinde de olsa, Milli Mücadele yıllarının radikal anti-kapitalist terminolojisinin zaferden sonra hızla terk edildiğini görüyoruz. Aslında, bu geri dönüş, aslında görünüştedir ve bu yüzden sancısız olmuştur.” (3) Ayrıca 1908-1922 dönemi ile 1923-1931 dönemini şaşırtıcı benzerlik olarak birbirinin devamı olarak niteler.
Taner Timur ise Londra Konferansı, Celaleddin Arif Bey olayı ve Chester projesi örneklerini verdikten sonra şu yorumu getirir: “Önce mukavelenin (Chester projesi) TBMM’nce kabul edildiği tarihe dikkat çekelim: 9 Nisan 1923. Bu tarihte Lozan görüşmelerinin son safhası başlamak üzeredir. Ankara hükümeti açıkça emperyalistler arası çelişkilerden yararlanmak ve Avrupalılara karşı Amerika desteğini sağlamak amacını gütmektedir. Fakat acaba neden Sovyet desteği reddedilmek suretiyle Milli Mücadelenin başında olduğu gibi, sosyalist-kapitalist çelişkilerden yararlanılmamıştır da, emperyalistler arasında taraftar aranmıştır. Bunun nedeni açıktır: artık Milli Kurtuluş Savaşı bitmiştir. Türkiye’nin iktisadi ve sosyal sistemi itibariyle belli bir blokta yer alması gerekmetedir ve bu blok Kurtuluş Savaşımızın sınıfsal ve ideolojik niteliği açısından Batı bloğudur.” (4)
Bu görüşlere ek olarak, Doğan Avcıoğlu’nun da konuyla ilgili yorumu şu şekildedir:
Doğan Avcıoğlu; “O günün şartlarında, kapitalizmden başka bir sistem düşünülemiyordu” dedikten sonra; “Kapitalist kalkınma yolu, iki biçimde uygulanabilirdi: Liberal ya da müdahaleci bir denemeye gidilebilirdi. Liberalizm, sonuçları itibariyle, cılız Türk burjuvazisini kendi haline bırakmak, daha doğrusu onu yeniden Avrupa kapitalizmine teslim etmek demekti… Bu kaderden kurtulmak isteyen milliyetçi Türkiye, müdahaleci olacak, devlet kendi kaynaklarını seferber etmeye çalışacaktı.” (5) 1923-1939 döneminde Türkiye iki seçeneği de denemiştir. Sadece Kadrocular, bu müdahaleciliği (devletçiliği) alternatif bir sistem olarak yorumlamışlardır.
Benzer anlamda önemli bir eleştiri de Kemalizmin “sınıfsız toplum” kabulüne gelmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Hikmet Kıvılcımlı; Türkiye’de çok erken tarihlerden itibaren sınıfların varolduğunu, ancak sınıf bilincinin oluşmadığını ifade etmiştir. Dolayısıyla bu kabülü reddetmiştir.
Benzer tartışmalar bundan sonra da süreceğe benzemektedir. Bahsedilen bu görüşler bir anlamda Kemalizm’in iktisadi politikalarına eleştiri olarak da düşünülebilir. O döneme yönelik eleştiriler olmasına rağmen, bundan sonraki süreçte Kemalizmin iktisadi açıdan nerede, nasıl konumlanması gerektiğinin belirlenmesi hususunda da göz önünde tutulması gerekir. Yazının amacı; Kemalizmin kapitalist / anti-kapitalist olduğunu ispattan ziyade, Kemalizme yapılan kapitalist eleştirilerini dikkatlere sunmaktır.

KAYNAKÇA:
(1) Korkut Boratav – Türkiye İktisat Tarihi sf. 44
(2) Korkut Boratav – Türkiye’de Devletçilik sf. 141
(3) a.g.e. sf. 70
(4) Taner Timur – Türk Devrimi ve Sonrası sf. 46
(5) Doğan Avcıoğlu – Türkiye’nin Düzeni 1. Cilt sf. 367

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...