Ana Sayfa Anlık Dergisi 21. YÜZYILDA KEMALİZM, NEO-KEMALİZM MİDİR?

21. YÜZYILDA KEMALİZM, NEO-KEMALİZM MİDİR?

            Bir süredir Post-Kemalizm ve Neo-Kemalizm tartışmaları sürdürülüyor. Bu sayımızda bir giriş niteliğinde olmakla birlikte bizler de düşüncelerimizi paylaşacağız. Post-Kemalist dönem ve içerikle ilgili çokça değerlendirme yapıldı. Kemalist dönem nasıl eleştirel bir süzgeçten geçirildiyse (eleştirilerin haklılık durumu ayrı bir tartışma konusudur) Post-Kemalist olarak adlandırılan dönem ve kurulan bu ittifak da benzer süreci yaşayacaktır. Post-Kemalistlerin anti-Kemalist özellikleri ve Post-Kemalist ittifakın sol liberaller – ikinci cumhuriyetçiler – İslamcılar vb olduğu düşünülünce eleştirilerin yönü de beliriyor. Ancak bu yazıda Post-Kemalizm konusundan ziyade Neo-Kemalizm üzerinde durmak istiyorum.

            Neo-Kemalizm üzerine yazılanlara baktığımızda ilk dikkat çeken husus 180 derece ters yönde görüşlerin bulunmasıdır. Bir grup güncelleştirilmiş Kemalizm olarak yorumlarken, diğer grup anti-Kemalist hatta Post-Kemalistlerin yorumu olarak görmektedir. Bir üçüncü görüş olarak da Anıl Çeçen’in “ne Post-Kemalizm ne de Neo-Kemalizm” söyleminden bahsedilebilir. Tabii bu görüş konuyu en baştan “dış mihrakların oyunu” söylemine bağlıyor ve baştan bir reddediş olarak beliriyor. Ancak benim bu noktada ilk üzerinde durduğum nokta ise bir Neo-Kemalizm’e ihtiyacımız olup olmadığıdır yani kavramın bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkıp çıkmadığıdır ve ek olarak Neo-Kemalizm olarak adlandırılabilecek düşünsel bir çaba (teori) ya da hareket (pratik) bulunup bulunmadığıdır.

            Dergi olarak içinde bulunduğumuz düşünsel çölleşmeyi yayın hayatına başladığımızdan beri dillendiriyoruz. Bu anlamda Kemalistler açısından işin ideolojik-kuramsal boyutuyla ilgili bir çaba/çalışma olduğunu düşünmüyorum. Özellikle Kemalistler sadece muhalif olma ve iktidara karşıtlık üzerinden kendini konumlandırıyor. Burada illaki böyle bir çalışmanın olması gerektiği iddiasında bulunmuyorum, sadece durum tespiti yapmak açısından belirtmek istedim. Mevcut ortamda ülkemizde şu an için böyle bir işe girişebilecek akademik/entelektüel ya da siyasal bir grubun olduğunu da sanmıyorum. Pratik kısmına geldiğimizde ise iki nokta öne çıkarılıyor. Bunlardan ilki Cumhuriyet Mitingleri diğeri ise Gezi Protestosu. Bu iki hareketin özellikle de ikincisinin “sivilleşme” bir diğer anlamda da “demokratikleşme” noktasında özellikle altı çizilmektedir. Aklımda tabii şu sorular belirdi: Kemalizm’in bir yönü de zaten bir sivilleşme ve demokratikleşme çabası değil miydi? Kemalizm yorumumun bir parçası zaten bu idi. Dolayısıyla sivilleşme ve demokratikleşme çabası bu iki olaydan çok çok daha öncesine dayanmaktaydı. Her ne kadar bu konuda haklı eleştiriler ve eksiklikler olsa da, bu çabanın özellikle 2000’li yıllar sonrasına atfedilmesini Post-Kemalistlerin etkisine bağlıyorum. Çünkü AKP iktidarıyla birlikte vesayetin sonlanacağı çığlıkları atılmaya başlamıştı.

            Peki, 2021 yılına geldiğimizde durumu nasıl okuyabiliriz? İki hareket de gerçekleştikleri süreçte önemli bir aşama olarak kayda geçebilirdi ancak sonrasında gördük ki ikisi de bir sonuca ulaşamadan kaderine terkedildi. Özellikle Gezi Protestosu ne bir demokratik kitle örgütü ne de bir siyasi parti tarafından değerlendirilemedi hatta sahiplenilmedi veya yeni bir platforma taşınarak bir sonuca ulaştırılamadı. Belki de yeni bir ittifak ve yeni bir başlangıca vesile olabilirdi, olamadı (Belki de bugünkü millet ittifakı benzeri bir uzlaşı daha o tarihlerde ortaya çıkabilirdi). Bu aslında az önce yukarıda teori konusunda bahsettiğimiz şeyin yani “kadro”nun olmayışıyla belli oranda ilintilidir. Bir diğer anlamda da mevcut yapıların risk almama tavrıdır. Yani eylemsellik açısından da durum benzerdir. Ayrıca bir noktaya da dikkat çekmek gerek Cumhuriyet Mitingleri ve Gezi Protestosu ne kadar birbiriyle benzerdir. Bunun da açıkça ortaya konması gerekir. Nitelik, nicelik ve içerik önemli farklılıkların olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

            Buraya kadar yaptığım durum değerlendirilmesi ve bundan sonra yapacağım yorumlar aslında şu soruların cevapları olacak:

  1. Neo-Kemalizm’e ihtiyacımız var mı?
  2. Neo-Kemalizm olarak adlandırabileceğimiz teori ya da pratik mevcut mu?
  3. Neo-Kemalizm, Kemalizm’e ne oranda bağlı kalacak? Bir devamlılık söz konusu olacak mı yoksa bir sapma şeklinde mi ilerleyecek?

İkinci soruya yukarıda önemli oranda cevap vermiş olduğumu düşünüyorum. İhtiyaç ya da gereklilik noktasında baktığımızda ise konumlandığım yer ve sürdürmeye çalıştığım düşünsel gelenek açısından böyle bir kavramsallaştırmaya da gerek olmadığını belirtmek istiyorum. Sebeplerini kendimce açıklamaya çalışayım. Öncelikli olarak Kemalizm’in evrensel olmayan bir ideoloji olduğunu biliyoruz yani içerik olarak evrensel bazı özelliklere sahip olsa da yerel bir pratik olarak ortaya çıkmış ve sonrasında zaman içerisinde farklı Kemalizm yorumları yapılmıştır. Sağdan ya da soldan yapılan yorumlar kendilerini “yeni” olarak adlandırma ihtiyacı hissetmemiştir. Çünkü ya çıkış noktası/kök olarak Kemalizm’i görmüşlerdir ya da kendi görüşlerinin temellerini oluştururken Kemalist yorumlardan birine dayanmışlardır. Sol yorum içerisinde “yarım kalan Kemalist Devrimi tamamlama” düşüncesi de yer almıştır. Bunların da belli oranda bir meşruiyet arayışı olduğunu söylemek gerekir. Bugünkü yorumları da dolayısıyla “yeni” olarak değil de bir başka Kemalizm yorumu olarak görüyorum. Sonuçta Neo-Kemalizm olarak ortaya konacak düşünce de benzer bir meşruiyet kaygısı taşıyacaktır.

Bir diğer husus ise devrimcilik ilkesi açıkça içerisinde yer edinmiş bir düşüncede “yeni”nin ne anlam ifade edeceğidir. Hepimiz biliyoruz ki sürekli olarak kendini yenileme özelliği olan, akıl ve bilimin öncülüğünü en baştan kabul etmiş ve kendisine sabit bir hedef koymamış olan bir ideolojiden bahsediyoruz. Bu anlamda önüne “yeni” sıfatı eklenen kelimelere ülkemizde pek de olumlu anlamlar da yüklenmemiştir. “Yeni Türkiye”, “Yeni CHP” söylemleri bunlar arasındadır. Yani aslında bir sapma olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başlangıcı belli bir ideoloji, bizim yapmamız gereken ise temel olarak kabullendiğimiz bu düşünceye uygun olarak ihtiyaçlarımıza karşılık, sorunlarımıza çözüm üreterek hedefe yürümektir. Özellikle dış politikada Neo-Kemalizm’in güvenlikçi ve jeopolitik bakış açısıyla değerlendirilmesinin, Kemalizm’in dış politika anlayışından önemli oranda farklılaşacağını düşünüyorum. Doğu Akdeniz ve Suriye konularında gördüğümüz üzere kendini Atatürkçü olarak tanımlayanlar bile iktidarın politikalarının meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır. İki durumda da beklentiler karşılanamamış hatta hayal kırıklığı yaratmıştır. Benzer durum S-400’ler konusunda da yaşanmıştır. Bu liste uzun uzadıya çoğaltılabilir ancak gerek yok. Dış politikada güvenlikçi ve jeopolitik bakış açısıyla birlikte hala Davutoğlu’nun Strateji Derinlik anlayışının devam ettiğini ve belli noktalarda kesiştiğini düşünürsek, demek istediğimin daha net olarak anlaşılacağını düşünüyorum.

3 CHP’li vekilin istifasıyla birlikte yeniden Muharrem İnce ve hareket/parti konusunu konuşmaya başladık. Buna paralel olarak acaba Muharrem İnce ve hareketi Neo-Kemalist olarak değerlendirilebilir mi diye bir ihtimal ortaya çıkabilir. Ancak şu an için bir şey söylemek erken bunu zaman gösterecek ancak ulusalcılık yanının ağır basacağını düşünüyorum. Sosyo-ekonomik değil de üst yapısalcı devlet ve milliyetçilik odaklı hatta belli oranda güvenlikçi olacağı tahmininde bulunuyorum. Tabii ne kadar destek görecek, ne tür politikalar üretecek, ne kadar başarılı olacak süreç içinde bunları da görmüş olacağız. Belki de bu öngörümde ben yanılmış olacağım. Çok kısa olarak da şu düşüncemi not düşmüş olayım. Mevcut ittifaklar sistemi içerisinde yeni bir parti kurulmasının karşısında değilim. Netice bu parti de iki ittifaktan birinin içerisinde yer almak durumunda. Hatta kurulan parti tahmin ettiğim şekilde ulusalcı bir çizgide olursa, CHP yönetimine tepkili olup da sandığa gitmeyenleri de sandığa çekebilir ve %50+1’e ulaşmada olumlu katkı sunabilir. Zaman içinde daha sağlıklı yorumlar yapabilecek verilere ulaşabiliriz.

Neo-Kemalizm ile ilgili değinmek istediğim son bir nokta ise şu, kavramsal tartışmalar genel olarak akademik/entelektüel çevre ile sınırlı kalıyor. Bu tarz bir çabanın zaten karşısında değilim. Bununla birlikte bu tartışmalar düşünce özgürlüğünün de bir parçası. Neticede hiçbirimiz bu anlamda son söz söyleyecek durumda değiliz. Düşüncelerimizin ne derece isabetli olduğu da yaşam içerisinde ortaya çıkacak. Konuyla ilgili genel bir toparlama yapmak ve durumu netleştirmek için şu şekilde yazımı sonlandırayım. Neo-Kemalizm gibi bir kavramsallaştırmaya ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum ya da mevcut durumun böyle bir ihtiyaç yaratmadığını… Bununla birlikte Neo-Kemalizm olarak adlandırılan ya da adlandırılacak olan düşünce de Kemalizm’le bazı noktalarda uzlaşmış olsa da önemli farklılıklar ortaya çıkacaktır. Bu anlamda Kemalizm’in devamı ya da güncellenmiş hali olmaktan ziyade zannediyorum bir sapma olarak değerlendirilecektir.

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...