Ana Sayfa Anlık Dergisi De-Kemalizasyon Üzerine

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin ettiğiniz gibi De-Kemalizasyon kavramı De-Stalinizasyon kavramıyla benzer mantıkla oluşturulmuş ve kullanılan bir kavram. Bir arınmayı, uzaklaşmayı hatta bir kopuşu anlatıyor. Yapı olarak baktığımızda da “de-“ ön eki zaten olumsuzluk belirtiyor. Yani Kemalist Devrim’i, onun yarattığı birikim ve mirası reddediş anlamına geliyor. Bu reddediş “bizim cumhuriyetimiz değil” söyleminde açıkça ortaya konuyor. Tarihsel olarak bakıldığında bu süreç farklı tarihlerde başlatılabiliyor. Kimi 2013, kimi 2002, kimileri darbe tarihlerini (12 Mart – 12 Eylül), kimileri ise daha gerilere giderek Demokrat Parti’ye kadar bu dönemin başlangıcını belirleyebiliyor. 2002 ya da 2013 ile bu süreci başlatanlar askeri müdahaleler başta olmak üzere her türlü kötülüğü ve hatayı Kemalizm’e bağlıyorlar. Bu toptancı yaklaşım da doğal olarak her şeyi birbirine karıştırıyor. Darbeleri gerçekleştirenler de Kemalistler, 70’li yıllarda yaşanan toplumsal kıyımlar ya da faili meçhullerin sorumlusu da Kemalistler… Liste uzayıp gidiyor ama biz diyeceklerimizi uzatmayalım.

Ben sürecin başlangıcını DP’ye kadar götürenlerdenim. Devrimleri “tutmuş-tutmamış” diye ikiye ayırarak yorumlamak bile tek başına geçerli bir sebep olabilir bu konuda. Bunun dışında dönemi kabaca incelediğinizde bile yani kısaca söylem ve eylemlere baktığınızda bile bir fikir sahibi olmakta zorlanmıyorsunuz.  Ayrıca o tarihten bu zamana başa geçen iktidarlara baktığımızda bunları ne Kemalist diye nitelendirebiliyoruz de Kemalist Devrim’e sahip çıktıklarını görüyoruz. Tam tersi yavaş yavaş altı oyulan, uzaklaşılan hatta itibarsızlaştırılan bir konumda görüyoruz ki günümüzde bu süreç toptan bir reddediş şeklini aldı. Bu noktaya ulaşılması ise post-Kemalist ittifakın yaratmış olduğu bir sonuçtur.

            Çoğu kez post-Kemalist ittifakın homojen olmadığından bahsedilir ancak ittifakın öğeleri adeta bir yapbozun parçaları gibidir. Her birinin ayrı bir işlevi olmakla birlikte bütünün tamamlayıcıları durumundadırlar. Görüşleri, ideolojileri, konumlandıkları nokta farklı olsa da anti-Kemalizm hususunda uzlaşmışlardır. Aslında bir çeşit zaruri ortaklık sayabiliriz bu ittifakı Kemalizm’in tasfiyesinde, bu sebeple ittifak için “homojen değil” vurgusu özellikle yapılmaktadır. Yan yana gelmek istemiyorsunuz ama amacınıza ulaşmak için (geçici de olsa) bu birliktelik kaçınılmaz oluyor. Bu bir anlamda rahatsız olunan ittifak ortaklarından kendini ayrı tutma çabasıdır. Belki de günah çıkarma ya da çökmüş bir paradigmanın enkazından hatta yarattığı sorumluluktan kaçış bile denebilir…

            Tarihsel olarak çokça örnek bulunabilir bu konuda, bu sebeple o noktanın üzerinde uzun uzadıya durmayacağım. AKP sonrası dönem için post-post Kemalizm ya da Neo-Kemalizm başlığı altında dillendirilen söylemlere bakmak bizler için geleceğe dair fikir vermektedir. Geçtiğimiz sayıda Neo-Kemalizm için “Kemalizm’den sapma” öngörüsünde bulunmuştum. Bu konudaki tartışmaları takip ettikçe içerik de oluşmaya başlıyor. Örneğin gelecek dönem için Kemalizm’in içinden işimize yarayanları seçerek yola devam etmek fikrinden bahsediliyor. Bu düşünce aslında yukarıda DP dönemi için bahsettiğim tutmuş-tutmamış ayırımı gibi geliyor. Olumlu sonuç doğuranlar ya da öyle görülenler alınıp kalanı dışarıda bırakılacak ve zannediyorum esnetilecek ya da ötelenecek konular milliyetçilik, laiklik ve devrimcilik başlıkları altındaki konular olacak. Gerçi hangi Kemalizm’den ne alınacağı, kime göre faydalı ya da olumlu olacağı da farklılaşacak bir durum. Kemalizm’in pragmatik yanından zaman zaman bahsetsek de bu kadar eklektik olarak yeniden kurgulanmaya çalışılması ideolojinin özüne yabancılaşması sonucunu doğuracaktır. Önemli bir nokta da sanıyorum kimlik meselesine bakış olacak. Tabii mesele gelip ulus devlet konusunda düğümlenecek. Bu düğümü açmak için neler önerileceği de yakın zamanda karşımıza çıkar. Şimdilik çoğunluk temkinli ve üstü örtük konuşmayı tercih ediyor.

            Yukarıdaki paragraf özelinde şunu ifade etmem gerekir. Kemalist Devrim, modern bir Türk devletinin temeli, bizlerin de başlangıç noktası. Kaldı ki bu modernleşme süreci cumhuriyet öncesi başlayan ve cumhuriyetle taçlanan ve hala devam eden bir süreç. Cumhuriyet 100 yıllık bir birikime sahip. Her şeye rağmen çokça ders çıkarabileceğimiz, bir şekilde bugünlere ulaşmış, bizi biz yapmış… Toptan reddediş ya da bir meze tabağı hazırlar gibi biraz ondan biraz bundan bakış açısıyla Kemalizm’i yeniden kurgulamaya ya da güncellemeye çalışanların eline geçecek şey ancak yamalı bir bohça olabilir. Yani AKP sonrası dönemde de De-Kemalizasyon sürecinin devam edeceğini düşünüyorum.

            De-Kemalizasyon sürecinde farklı Neo-Kemalizmlerden bahsedebiliriz. Kurgulanmaya çalışılan Neo-Kemalizmlerden birinin “katı laik” anlayıştan dem vurarak milliyetçi-muhafazakâr sağ kesime seslenmeye çalışması kuvvetli olasılıktır. Bu anlayışa göre toplum önceye göre daha fazla muhafazakârlaşmıştır ve oy alınması gereken geniş bir kitledir. Bir başka Neo-Kemalizm çeşidi “milliyetçilik”ten dem vurarak kimlikleri ön planda tutan “öteki” olarak dışarıda tutulduğunu düşündükleri kesime yönelebilir ki en önem verdikleri konu Kürt meselesinin çözümü olacaktır. Ayrıca Sağ Kemalist diyebileceğimiz ulusalcı damarı ağır basanlar ise sola kapalı, mevcudun muhafazasını savunan hali hazırda kemikleşmiş kitlesi olan kesimdir. Onlar için yapmış olduklarını korumak yeterli. Bu grup uzunca bir süredir ötekileştirilen, “eski kafalı” olarak nitelenen, vesayetçi, eski Türkiye özlemcisi hatta darbeci, katı laik ve “laikçi teyze” olarak aşağılanan belli bir yaş üzerinin çoğunluğunu oluşturduğu gruptur. Belki bir başka grup olarak da aktif dış politika savunan ve jeopolitik temelli düşünenler olarak toparlayabiliriz. Bu aynı zamanda eski Osmanlı Coğrafyasını Türkiye’nin nüfuz alanı olarak görüp özellikle Irak-Suriye-Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meselelerinde aktif davranmak gerektiğini savunur. Soydaşları onlar için ayrı bir öneme sahiptir. Grup içerisinde soldan sağa yelpazenin farklı kanatlarından kişiler bulunabilir. Ortak noktaları ise devlet odaklı düşünmek. Bu grubun en önemli dezavantajı insanı ve toplumu geri plana itmesi, güvenlikçi politikalara yol açmasıdır.

            De-Kemalizasyon konusunda bugüne bakacak olursak, mevcut siyasi partilerin adeta bir ortaklıkla yürüttüğü bir süreçten ortaya çıkıyor. Atatürk bir meşruiyet aracı olarak kullanılmakla beraber düşünceleriyle hiç mi hiç ilgilenmiyorlar. Bununla birlikte bu süreci durduracak, tersine çevirecek ya da bir Re-Kemalizasyon süreci yaratabilecek örgütlü bir toplum kesimi veya sivil toplum örgütü de bulunmuyor. En büyük kırılma 80 darbesi olarak gösterilse de 2017’den bugüne geldiğimizde tamamen işlevini yitirmiş sadece şekli olarak varlığını sürdüren bir meclis elimizde kalmıştır. Belki de meclisin fiziki olarak varlığını sürdürmesi iktidarın kendi meşruiyetini ortadan kaldırmak istememesidir. Ancak içerik olarak baktığımızda ulus egemenliğinin yeniden “yöneten ayrıcalıklı bir gruba” devredildiğini görüyoruz. Açık ve doğrudan rejim hedef alınmış, kurumları ortadan kaldırılmaya çalışılan bir süreçten geçiyoruz. Devlet mekanizması işleyemez hale getirilmiş siyasi ve ekonomik kriz derinleştirilmiştir. Ne hukuk ne de anayasanın bağlayıcılığı kalmıştır. Bu sürecin nereye kadar gideceğini kestirmek güç, umutsuz olmamakla birlikte herkesin elini taşın altına koyduğu asgari müştereklerde birleşilen bir uzlaşma ancak bu süreç karşısında etkili olabilir.

            Aslında temel sıkıntı Kemalizm’i dinamiklerinden koparmakla başlıyor. Hemen her düşünceyle ortak noktalar bulmak ve uzlaştırmaya çalışmak deformasyona uğratılmış bir Kemalizm yaratıyor. Herkes farklı bir noktasını öne çıkarmak için kavramı da hırpalamış, sıradanlaştırmış oluyor. Tabii ki bu arayışların temel sebebi meşruiyet arayışı. Toplum nezdinde karşılık bulabilmek önemli ölçüde bu gibi kavramlara ya da değerlere dayanıyor. Değerlere bakış açısı da pragmatist ve yüzeysel, karşılık bulabilmek adına her şeye sahip çıkmak olarak ortaya konulunca daha içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ancak yavaş da olsa kültürün de zaman içinde değiştiğini kabul edenler için toplumsal yapı veya düzende var olan her şeyin kabul edilmek gibi bir zorunluluğu bulunmuyor. Kültürün veya değerlerin değişmez şekilde algılanması aslında Kemalizm’in devrimci bakışıyla da çelişiyor. Belki de Atatürk’ün ulaşmak istediği amaç için uzun bir uygulama süreci yaşanmış olsa ve bu amaca sadık kalınsaydı, Kemalizm’in evrenselleşmesinin sağlanması yolunda önemli adımlar atılmış olabilirdi.

            Her ne kadar uzun yıllardır devam eden ve önemli ölçüde başarılı olmuş olan De-Kemalizasyon süreci yaşanmaya devam etse de toplumun bir arada kalmasını Kemalist cumhuriyetin harcına borçluyuz. Ancak yaygın olarak kabul görmüş “borç yiğidin kamçısıdır” anlayışından vazgeçip borcumuzu ödemek durumundayız. Cumhuriyet döneminin bu en zor zamanında her sorumlu yurttaşın bu bilinçle hareket ediyor olması bizim için bir başlangıç oluşturabilir. ‘Başlamak bitirmenin yarısıdır’ derler. Bu sebeple en kısa zamanda, bir şekilde, bir yerinden başlamak ve bu mücadelenin bir ucundan tutmak gerekir. Ancak amaca giden yol örgütlü ve azimli kitle mücadelesini şart koşuyor. Bununla birlikte amaca giden her yolun mubah olmadığının da altını çizmek gerekir. Sürece müdahale etmemizi sağlayacak en önemli seçeneğimiz de sanırım bu…

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...