Ana Sayfa Dergiden LOZAN, EMPERYALİZM VE BAĞIMSIZLIK

LOZAN, EMPERYALİZM VE BAĞIMSIZLIK

Türkiye’nin bağımsızlığını bütün dünyaya tanıtan Lozan Andlaşması’nın imzalanmasının 94. yıldönümü yaklaşıyor. Bu andlaşmanın, Hatay ve Boğazlar başta olmak üzere eksik noktaları olduğu, o dönemin lider kadrosu tarafından da bilinmekteydi. Ve daha sonraki yıllarda yine Mustafa Kemal’in iradesiyle yürütülen bir mücadele ile Hatay ili Anavatana katıldı ve Boğazlar üzerindeki kayıtlar kaldırılarak Montrö Andlaşması’yla Türkiye’nin egemenliği sağlandı. Lozan’da öngörülen 5 yıllık sürenin sonunda Türkiye tekrar gümrüklerine egemen duruma geldi. Türkiye’nin payına düşen Osmanlı borçları da 1954 yılına kadar taksitlerle ödendi. Patrikhane ve başka bazı konularda istenen sonuçların alınamadığı gibi tartışmalara da zaman zaman rastlamaktayız.

Elbette hiçbir konu tabu değildir ve bilimsel ölçüler içerisinde, gerçekleri çarpıtmadan, emperyalist merkezlerin “bilimsel” görünüşlü tuzaklarına düşmeden her konuda gerçekler araştırılır ve tartışılır. Fakat hiç şüphe yok ki tek başına kapitülasyonların kaldırılması bile Lozan’ın bir zafer olarak tescili için yeterlidir. Lozan hakkında sağlıklı bir kanaat sahibi olabilmek için Lozan öncesiyle Lozan sonrası arasında bir karşılaştırma yapmak gerekir. Bu karşılaştırmayı yapmadan, tamamen ideolojik niyetlerle “Lozan zafer miydi, hezimet miydi” gibi cahilce tartışmalar bizi bir yere götürmez.

Bir kısım dinci çevreler, sanki 1922’de Kanuni dönemindeki gibi 3 kıtaya hakim muhteşem bir imparatorluk varmış da, Lozan’da bu kaybedilmiş gibi propaganda yapmaktadır. Öncelikle şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor; Osmanlı 1919’da kendi vatanının işgaline bile engel olamayan, gümrüklerini, vergi gelirlerini, doğal kaynaklarını, demiryollarını, telgraf şebekesini işgalcilere teslim etmiş bir devletti. Adına devlet demek de ne kadar doğru tartışılır. Çünkü devlet olmanın şartı önce kendi sınırlarına, gümrüklerine hâkim olmaktan ve vergi toplayabilme yetkisinden geçer. Padişah’ın iradesiyse Dolmabahçe Sarayı’nın parmaklıklarını aşamıyordu. Sıradan bir İngiliz çavuşu, sokak ortasında Osmanlı Sadrazamı’nın arabasını durdurup Sadrazamı tutuklamış ve nezarete atmıştı.

Lozan başarılamasaydı, alternatif bellidir: SEVR. Lozan’da ne kazandığımızı anlamak için, 10 Ağustos 1920 tarihinde işbirlikçi İstanbul Hükümeti tarafından imzalanan ve TBMM tarafından görüşülmeye bile değer bulunmayan Sevr Andlaşması’nın öngördüğü haritaya bakmak yeterlidir.

Lozan hakkında ileri geri konuşan kişilerin önce kendi doğum yerlerinin, Sevr haritasına göre hangi işgal bölgesinde kaldığını görmesini tavsiye ederim.

Musul vilayetiyle ve Batı Trakya ile ilgili çabalar ise ne yazık ki sonuçsuz kaldı. Keşke Halep-Kerkük çizgisinin yukarısında kalan topraklar da Türkiye’ye katılabilseydi. Bugün yaşadığımız birçok sorun belki kaynağından çözümlenmiş olurdu. En azından bugünkü sorunlar yumağına dönüşmezdi. İngiliz emperyalizminin, Musul’u Türkiye’ye vermemek için yürüttüğü kirli operasyonlar, yani başta Şeyh Sait ayaklanması olmak üzere büyük ölçüde dinsel karakterli Kürt feodal isyanlarına verilen destekler, bugün yaşadığımız ve son 30 yıldır binlerce evladımızı kaybettiğimiz sorunların da kaynağını oluşturdu. Elbette Türkiye’yi yönetenlerin ve sermaye sınıfının da bunda payı büyük.

Konya, Ankara, Denizli, Erzurum ne kadar Türk ise Kerkük de o kadar ve belki daha da eski bir Türk şehridir. TRT repertuarında kayıtlı yüzlerce Kerkük türküsü vardır. Irak’ın kuzeyinde yaşayan 2,5 milyon Türk’ün kaderi de BOP kapsamındaki emperyalist saldırılar yüzünden bugün belirsizlik ve hatta tehlike içerisinde. 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali sürecinde Barzani çetelerinin ve şimdilerde de IŞİD denen katil sürüsünün Kerkük’e ve Irak Türklerine yönelik saldırı ve katliamlarını engelleyemiyoruz. Bu bölgelerdeki inisiyatif büyük ölçüde ABD emperyalizmine, Siyonizme ve bunların güdümündeki Barzani ve PYD-YPG çetelerine geçmiş durumda. Neredeyse Rusya’nın varlığına şükredecek noktadayız.

Hatay ve Boğazlar konusunda elde edilen başarıların Musul vilayeti konusunda da elde edilmesi bugün artık çok zor görünüyor. Çünkü bunun için her şeyden önce bağımsız bir siyasi irade gerekli. Ekonomik, siyasal, kültürel, askerî v.b. her alanda bağımsızlıktan söz ediyorum. Çünkü Mustafa Kemal’in de isabetle vurguladığı gibi bu alanlardan birinde bile bağımlı olmak demek, bağımsızlığın tamamen yitirilmesi demektir. Önümüzdeki yıllarda Lozan’daki kazanımların elimizden alınması çabaları daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Umarım birçok şey gibi Lozan’ın da kıymetini kaybedince anlayacak noktaya gelmeyiz.

* * * * *

Lozan Andlaşması’na ve Türkiye’nin bağımsızlık savaşına emperyalistlerin, sömürge halklarının ve Mustafa Kemal’in bakış açılarını gösteren bazı alıntılar, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır:

Lozan’dan 4 yıl önce 1. Dünya Savaşı kaybedilip Türkiye işgale uğramaya başladığında, İngiliz Başbakanı Lloyd George;

“Türkleri Avrupa’dan çıkardık. Şimdi onları geldiklere yere Asya steplerine kadar süreceğiz!” diyordu.

Mustafa Kemal’in önderliğinde Türk Milleti’nin zafere ulaştırdığı bağımsızlık mücadelesinden sonra, Lloyd George’un o zamanki “Büyük Ortadoğu Projesi” denebilecek bu politikaları fiyaskoyla sonuçlanınca istifa etmek zorunda kalmıştı. İstifa ederken İngiliz Parlamentosunda söylediği şu sözler de kayıtlara geçmiştir:

“Her asırda bir tane dâhî yetişir. Benim talihsizliğim şuydu ki, asrımızda o dâhîyi Türk milleti yetiştirdi ve o da benim karşıma çıktı.”

ABD’nin ise Lozan Andlaşması’nı bugüne kadar kendi parlamentosunda onaylamadığını ve Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin 1927’de imzalanan bir protokol kapsamında sürdürüldüğünü de özellikle vurgulamak istiyorum.

ABD parlamentosunda Lozan ile ilgili görüşmeler sırasında senatör Upshaw’un, 18 Ocak 1927 tarihindeki sözlerini de hafızamıza kazımakta fayda var:

“Antlaşma, Timurlenk kadar hunhar, Müthiş İvan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün (Yani Mustafa Kemal’in!! S.K.) zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik antlaşma kabul ettirmiştir. Buna her yerde bir Türk zaferi dediler ve eski dünya parlamentolarını bunu kabule ikna ettikten sonra, büyük sermaye grupları, soğukkanlı ticaret erbabı ve giderek güya bazı din temsilcileri bile, Türkiye’yi uygar uluslar masasında, uluslararası bir konuk konumuna yücelterek, Amerika’yı yüksek ülkülerinden uzaklaştırmada birleştiler.”

O yıllarda İngiliz sömürgesi olan Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinin önderlerinden, Gandi’nin mücadele yoldaşı Nehru, 1922’de Afyon cephesinde Dumlupınar’da kazanılan Türk zaferinin yankıları dünyada duyulduğunda, Londra’da bir basın toplantısı düzenlemiş ve büyük bir coşkuyla;

“Bu sadece Mustafa Kemal’in ve Türk Milleti’nin değil, emperyalizmin boyunduruğundaki bütün mazlum milletlerin zaferidir!” demiştir.

Sonraki yıllarda Hindistan, Cezayir, Tunus başta olmak üzere birçok sömürge ülkesi de kendi bağımsızlık savaşlarını başlatmışlardır. Gandi ve Nehru’nun yanı sıra, Cezayir’de Ahmed bin Bella, Tunus’ta Habib Burgiba gibi birçok lider Mustafa Kemal’i örnek ve ondan ilham aldıklarını açıkça söylemişlerdir. Hatta Habib Burgiba Cumhurbaşkanı iken, makam odasına Mustafa Kemal’in resmini asmıştır. 1960’lardan sonra Ernesto CHE Guevara nasıl bir sembol olduysa, resimleri kitap kapaklarını, duvarları, giysileri ve rozetleri süslemişse; o yıllarda da sömürge halklarının kahramanı Mustafa Kemal’dir. Bu sömürge ülkelerindeki birçok devrimcinin üzerinde ve odalarında Mustafa Kemal’in resimleri bulunmaktadır.

(Fransa’nın sömürgesi olan ve Mustafa Kemal’i örnek alarak bağımsızlık savaşı başlatan Cezayir’de, Fransa’nın yürüttüğü katliamlar 1955 yılında Birleşmiş Milletler’in gündemine gelmişti. Bugün bazı çevrelerin yere göğe sığdıramadığı sözde demokrasi kahramanı Menderes Hükümeti ise bunu “Fransa’nın iç meselesi” olarak değerlendirmişti. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, BM Genel Kurulu’nda sömürgeci ve soykırımcı Fransa’dan yana oy kullanmıştı. Mustafa Kemal’i örnek alarak bağımsızlık savaşı başlatan bir halka, en acı darbe ne yazık ki Mustafa Kemal’in ülkesinden gelmiştir.)

İşte emperyalizm olgusunu bütün bu tarihsel derinliğiyle kavramış ve bu bilinçle zafere ulaşmış bir devrimci önder olan Mustafa Kemal’in Lozan hakkındaki değerlendirmesi:

“Bu antlaşma, Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir! Lozan Konferansı düne ve bugüne ait, üç beş yıla ait hesapların sonuca bağlanmasıyla uğraşmakta değildir. Belki, üç, dört yüzyıllık birikmiş ve yoğunlaşmış hesapların görülmesiyle uğraşmaktadır.”

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...