Ana Sayfa Dergiden Amerikan Ergenekonu İşbaşında!

Amerikan Ergenekonu İşbaşında!

            Geçen yazının sonunda, Wohlstetter’in Türkiye’deki operasyonları ile FETÖ arasındaki bağlantıları izah edeceğimi söylemiştim. Fakat daha öncesinde ABD’deki ikili sistemi ve bu sistemin son dönemde Trump’a yönelik girişimlerini de anlamamıza yardımcı olmasını umduğum, 8 yıl önceki bir gelişmeyi dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Gerçi bu gidişle pek yakında bir ABD sisteminden söz edebilecek miyiz ciddî şüphelerim var. 2-3 hafta kadar önce, Korona virüsü felaketinde en vahim tablonun ABD’de ortaya çıkacağını karamsar bir öngörü olarak yazmıştım. Ne yazık ki doğru çıkıyor bu öngörü. Yazının yazıldığı dakikalarda (28.03.2020) son 24 saatte dünya genelinde yeni vak’a sayısı 80.000’e, can kaybı da yine son 24 saatte 4.000’e yaklaşmış durumdaydı. Zaten 4 ülkenin can kaybı toplamı 3.000’i geçiyor. Bu fecî ivmelenmeyi tersine çevirecek bir gelişme olmazsa dünya genelindeki can kayıplarının 6 haneli sayılarla ifade edilmesi sadece birkaç gün sürecek. Aynı sürede ülkemiz için de “bin”li sayılardan söz ediyor olmamızdan korkuyorum.

Bütün bu felaketin bir faydası olduysa artık TV’lerde Kuantumcular, evrene enerji gönderenler, filanca ayeti dörbindöryüzkırkdört kere okursanız bütün dertlerinizden kurtulursunuz gibi zırvalarla milletin beynine tecavüz eden şarlatanların hiçbirinin ortalıkta görünmüyor olması. Virus, depremden bile daha acımasız bir biçimde akıl ve bilimin değerini öğretti herkese.

            Asıl konuya gelmeden bu güncel felaketi de birkaç cümleyle değerlendirmek gerekirse, bildiğimiz anlamda son 4-5 asırlık kapitalist BATI uygarlığının sonuna gelmiş bulunmaktayız. Yok Mars’a yolculuk, yok yapay zekâ, yok yıldız savaşları derken, canlı olup olmadığı tartışma konusu bir mikrovarlık, bütün bu teknolojiyi ve insanlığı aciz bıraktı. Nasıl ki Roma’nın çöküşüyle, Rönesansla, Sanayi Devrimi’yle, Fransız Devrimi ile çağlar değiştiyse şimdi de öyle bir değişimin içerisindeyiz. Yine aynı şekilde, son 70-80 yıldır sahip olduğunu iddia ettiği tüm ideoloji ve değerler manzumesiyle Avrupa Birliği artık tarihe karışmış durumdadır. Birbirlerinin sağlık malzemesini çalmaya başladılar. İspanya’daki bir huzurevine giren askerler, tüm personelin günler önce kaçtığını ve huzurevindeki yaşlıların çoğunun yataklarında öldüğünü görüyor!!! Kaçan personelden tek bir tanesi bile birilerini arayıp yaşlıların yardıma ihtiyacı olduğunu haber verme gereği duymamış.

            Keza tamamen özel sağlık sigortalarına bağlı bir sisteme sahip olan ABD’de nasıl bir manzarayla karşılaşacağımızı önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Ülke genelinde silah satışlarının patlamış olması bir şeylere işaret ediyor. Virüse karşı silahlanıyor değiller herhalde.

Bu AB ve ABD’nin artık dünyaya ve Türkiye’ye hangi hususta örnek teşkil edebileceğini merak ediyorum. Galiba Türkiye, Batı’dan daha iyi Batılılaşmış durumda. Ara ara Türkiye’deki aydın çevrelerinde gündeme gelen Doğu-Batı tartışmaları da bu vesileyle son bulmuş olur herhalde. Avrupa ülkeleri birbirlerinin sağlık malzemesini çalarken, Küba, Çin ve Rusya, İtalya’nın yardımına koşuyor. Belki Türkiye’de de son haftalardaki cehalet ve tedbirsizlikten dolayı can kayıpları artacak ama ülkemizdeki hiçbir huzurevinde İspanya’dakine benzer bir facia görüleceğini sanmıyorum.

**********

Bu yazı ilk olarak 9 Mart 2012 tarihinde yayınlanmıştı. Şimdi tekrar gündeme getirmemin bir sebebi ilk yayınlandığı sitenin artık kapalı olması nedeniyle bu yazıyı yeniden erişilebilir kılmak, diğer ve daha önemli sebebi de yazıda bahsedilen hususlara dair gerek necip Türk medyasında gerekse Strateji, Ortadoğu, Terör v.s. konularında uzman geçinen ve hemen her gün çeşitli TV kanallarında boy gösteren “herbokoloji” uzmanlarının hiçbirinin 8 yıldır bu konuda tek kelime yazmamış olmasıdır. Şimdi biraz ironik cümlelerle başladığım bu yazıyı, birkaç kelimelik uyarlamalarla aynen aktarıyorum:

*********

Vay başımıza gelenler! Bunu da mı görecektik? Özgürlüklerin kalesi, liberalizmin kâbesi, dünya liboşlarının kıblesi Amerika Birleşik Devletleri, adım adım askerî vesayete sürükleniyor göz göre göre.

Nasıl mı? Aslında bunun işaretleri aylar öncesinden belirmişti. Geçtiğimiz (2011 yılı) Eylül ayı içerisinde, muvazzaf bir orgeneral olan David Howell Patraeus (nam-ı diğer çuvalcı general), “Afganistan İşgal Kuvvetleri Komutanlığı” görevini yürütürken CIA’nın başına atanmıştı. Önceki bir yazımda;

“Yıllardır belli çevreler ve özellikle de “demokrasi aşığı”, “özgürlükçü” ve “Liberal” aydınlarımız, hep MİT’in başına neden sürekli olarak asker bir kişinin (genellikle muvazzaf bir korgeneralin) getirildiğini sorgulayıp durdular. Her alanda “sivilleşmeyi” savunan bu çevreler, bu durumu “askerî vesayet” anlayışının bir uzantısı olarak gördüler. Genellikle de ABD başta olmak üzere batılı ülkeleri örnek göstererek bizde de “sivil” demokrasi olması gerektiğini söyleyip durdular…

Şimdi çok merak ediyorum… Mesela Mehmet Altan bu gelişmeyi nasıl yorumlayacak, ya da yorumlayacak mı? Öyle ya, muvazzaf bir general CIA’nın başına getiriliyor. Yıllardır bu tayfanın kıblesi niteliğindeki ABD, sakın “askerî vesayet” altına giriyor olmasın?”

diyerek tehlikeye(!) dikkat çekmiştim ama kimse uyanmadı.

Uyanmayınca da olanlar oldu. Büyük ihtimalle “Amerikan Ergenekonu”na(!) mensup bazı emekli generaller, seçilmesini kurbanlar keserek kutladığımız özgürlük kahramanı Başkan Obama’ya muhtıra verdiler! Vaşington Post gazetesine tam sayfa ilan veren generaller, Obama’yı İran’a savaş açmaması yönünde uyardılar.

Söz konusu ilanı ve muhtıra metnini yukarıda görüyorsunuz. Tercümesi şöyle:

“Sayın Bay Başkan,

ABD ordusu dünyadaki en müthiş askerî güçtür. Fakat her meydan okumanın askerî bir çözümü yoktur.

Biz ya da müttefiklerimize saldırı olmadıkça, savaş son seçenek olmalıdır. Cesur askerlerimiz sizden onları zorlu yola göndermeden önce tüm diplomatik ve barışçıl seçenekleri tüketmenizi bekliyor.

Nükleer silahlı bir İran’ın önlenmesi haklı olarak sizin önceliğiniz ve kırmızı çizginiz. Neyse ki, diplomasi henüz tükenmedi ve barışçıl çözüm hâlâ mümkün.

Şu anda askerî bir harekât sadece gereksiz değil aynı zamanda hem ABD hem de İsrail için tehlikeli. Sizi İran’la savaş seçeneği baskısına direnmeniz için uyarıyoruz”

Amerikan yargı makamları, bu ilanı suç duyurusu kabul etmelidir. Gerçi gazete ilanında ıslak imza olması mümkün değil ama olsun. Muhtıracı generallerden birinin evinde imzalı bir kopyası vardır. O da olmazsa birinin bilgisayarından mutlaka çıkar. Muhtıra metnini el yazısıyla yazıp, gazeteye de sarı zarfla veya bavulla gönderecek halleri yok ya.

İşin asıl dikkat çekici yanı, necip Türk medyasının bu haberi görmezden gelmesi. 1-2 ajans haberi ve birkaç internet sitesi hariç “büyük” medyada hiç yer bulmadı bu gelişme. Aynı medya, Patraeus’un CIA başkanlığına atanmasını da görmezden gelmişti ve Patraeus, daha yeni görevinin devir teslimi bile yapılmadan Afganistan’dan doğrudan Türkiye’ye gelmese bu konuda tek bir haber bile göremeyecektik.

Bir kısım emekli generalin, Vaşington Post gibi ABD’nin en büyük gazetelerinden birine tam sayfa ilan vererek Obama’yı uyarmasının hiç mi haber değeri yoktur?! Düşünsenize aynı olay Türkiye’de olsa ve bir grup emekli general gazetelere tam sayfa ilan vererek Başbakanı Suriye’ye müdahale etmemesi yönünde uyarsa yer yerinden oynamaz mıydı?!

Yıllardır akıl almaz yalan ve iftiralarla büyük bir kampanya yürüten düzinelerce köşe yazarının, ABD’deki bu gelişmenin de üzerine atlaması, derhal adı geçen emekli generallerin tutuklanmasını istemesi, hatta hangi sırayla tutuklanacakları konusunda yol göstermeleri beklenirdi değil mi? Fakat bu sivil toplum saplantılı, demokrasi aşığı, özgürlükçü yazarlarımızdan tek satır yorum göremedik. Bu tayfa, aslında en basit anlamıyla “araştırma” kavramından ve habercilikten o kadar habersizler ki, çoğunun bu gelişmeden haberi bile olmadığı ortaya çıkarsa şaşmamak lazım.

(28.03.2020’de yapılan ek): Acaba 8 yıl önce tam sayfa gazete ilanıyla Obama’ya muhtıra veren bu güç, şimdi Trump ve ABD’nin geleceğine dair neler hesaplıyor olabilir?

Bu muhtıracıların İzrael’deki uzantılarını ve Amerikan Ergenekonu’nun “1 Numarası”nı da gelecek yazımızda ortaya koyalım.

Küresel ölçekte bir felaket yaşadığımız şu günlerde Başta Türk Milleti olmak üzere tüm insanlığa önce sağlık diliyorum. Bu yazıyı okuyan herkesi, evde çay içip kitap okuma ile hastanede bir yoğun bakım yatağında solunum cihazına bağlanma seçenekleri arasındaki feci farka dikkat etmeye ve birincisini seçmeye davet ediyorum. Ki birkaç gün sonra, ikinci seçeneğe de ancak şanslıysak ve sıra gelirse kavuşabileceğiz. Lütfen kendinizi koruyun. En az 3.000 yıllık bir geçmişe sahip olan milletimiz, zor günlerde ortaya çıkan geleneksel dayanışma anlayışı içerisinde bu zorlukları da aşacaktır.

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...