Ana Sayfa Dergiden Covid-19’un Ekonomik Etkilerinden Çıkış Yolu

Covid-19’un Ekonomik Etkilerinden Çıkış Yolu

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid 19 salgını tüm devletlerin ekonomik, siyasi ve sağlık yapısını etkilemeye başlamıştır. Covid 19 salgının devletlerin ekonomisinde bu kadar etki etmesinin sebebi küreselleşmedir.  19. Yüzyıl’ın ikinci yarısından sonra küreselleşme ile zengin ve fakir insanların arasındaki ekonomik fark kapanmayacak şekilde arttı. Küreselleşme ile birlikte fakirleşen ve yaşam mücadelesi veren vatandaşlar, hükümetlerin popülist yaklaşım ve vaatlerine daha kolay teslim olmaya başlamıştır. Böylelikle kontrolsüz demokrasi ortaya çıkmıştır. Demokrasi, siyasi istismar ve popülizm kullanıma uygun hale gelmiştir.  Popülizmin en büyük temsilcileri Amerikan Devlet Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’dir. Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Covid 19’a karşı aldıkları önlemler çok tartışıldı ve yetersiz bulundu. Ayrıca Başkan Donald Trump salgın nedeniyle duraklayan ekonomisi ile 3 Kasım’daki Başkanlık Seçimleri’ne gitmenin oy kaybına sebep olacağı düşüncesinden tedbirlerini hafifletilerek ekonominin yeniden canlanması için çalışmaktadır. Oysaki popülist yaklaşım tercih etmek yerine salgının tamamen geçmesini bekleyerek hareket etmesi gerekirdi.  

Şekil 1: TUİK verilerine göre Türkiye’nin işsizlik oranları

Türkiye’nin ekonomik durumu, Covid 19 salgını öncesinde kritik seviyelere ulaşmıştı. TÜİK’in verilerine göre Şubat 2020 döneminde işsizlik bir önceki senenin Şubat ayıına göre 1,1 puanlık düşüşle yüzde 13,6’ya geriledi. Toplam işsiz sayısı 4 milyon 228 bin kişi oldu. Genç işsiz oranı ise 24,4 olarak açıklandı. Bu rakamlar son 15 yılın en yüksek seviyelerindeyken Covid 19 Virisü’nün etkilerinden sonra daha da yükseleceği ekonomist ve uzmanlar tarafından tahmin edilmektedir. 11 Mayıs itibariyle tedbirler azaltılmaya başlansa da, Covid 19’un etkisini anında hisseden işletmelerin başında gelen restoranlar ve otelleri kapsayan gıda ve hizmet sektörü, Mart 2020 öncesine dönmesi kolay olmayacaktır.  Ayrıca kayıt dışı çalışan ve beyaz yakalılar da bu süreçten en çok etkilenecek kesim olacaktır. Türkiye’nin bugünkü ekonomik durumu, Covid 19’dan yaşanan küresel krizden dolayı oluşmamıştır. Yapılan yanlış ekonomik uygulamaları önceki yazılarımda dile getirdim. Türkiye 2019 yılında, OECD tarafından hazırlanan rapora göre üye ülkelerin arasında en düşük istihdam oranının Türkiye’de olduğu belirtiliyor. Türkiye özelikle 2003 sonrasında üretim ekonomisinden tüketim ekonomisini tercih etmiştir. Üretim olmadan tüketim ülkede cari açığı arttırmıştır. Cari açığın oluşması sonuncunda halk her geçen gün fakirleşmektedir. Eğer Türkiye üretimi ve istihdamı yeteri kadar sağlamadığı için oluşan yoksulluk kısır döngüsü, Covid 19’dan sonra daha çok artacaktır. Gerekli çözümler üretilmezse Türkiye’nin ekonomik yapısı Arjantin ve Brezilya gibi ciddi seviyelere ulaşması içten bile değildir.

Türkiye, yaşanan ekonomik darlığa yapıcı ve kalıcı adımlar yaratmalıdır. İlk olarak dövize bağımlı ekonomik yapıdan vazgeçilmelidir. Bugün istihdam yaratan üretim ekonomisine geçsek bile, ekonomiye olumlu etkisi en az 2-3 yılda gerçekleşir. Türkiye’nin geleceğini üretim ekonomisi ile oluşturmak zaruri bir ihtiyaçtır. Üretim ekonomisi dendiğinde akla sadece fabrika gelmemeli, tarımdan, hayvancılığa kadar her alan da Türkiye üretim yapmalıdır. Ancak, bugün Türkiye kısa vadede yaşanan ve yaşanacak dar boğazdan nasıl çıkacaktır? Bu yılın başından Nisan ayına kadar olan süreçte Merkez Bankası’nın rezervleri yüzde %9 azalmıştır. Bu azalma Türkiye Cumhuriyeti’nin dış borçlarını ödemekte zorlanmaya sebep olmaktadır. Türkiye, bu dar boğazdan çıkmak için öncelikle iç piyasada ki hareketliliği sağlamalıdır. Merkez Bankası piyasayı rahatlamak için karşılıksız para basmalıdır. Çünkü Türkiye para basmadığı takdirde piyasada ki hareketsizlik ve küçülme zaten yüksek olan enflasyonu daha çok artıracaktır. Para basımını tercih ettikten sonra ki yaşanacak enflasyon ve devalüasyon basılan parayı iç piyasaya doğru şekilde dağıtıldığı takdirde para basmadan oluşacak enflasyondan daha iyi seviyelere gelecektir. Türkiye basılacak parayı şu şekilde kullanmalıdır;

  1. Yeni üretimler için karşılıksız teşvik olarak dağıtılmalıdır.
  2. Düşük faizli kredi şeklinde çiftçiye, esnafa ve üreticiye uzun vadeli verilmelidir.
  3. Türkiye’de istihdam üzerindeki vergi ve prim yükünü %40’dan  %20’lere indirilmelidir.
  4. Aylık geliri 7,000 TL altında kalan her haneye bir kerelik karşılıksız 3,500 TL para verilmelidir.
  5. Emeklilere bir kereliğine 2.500 TL para verilmelidir.
  6. İşsizlik maaşı alan ve iş bulma umudu olmayan kesimler için yeni istihdam alanları oluşturulmalıdır.
  7. Covid 19’dan dolayı zorunlu üretime veya hizmete ara veren ticarilerin vergileri silinmeli ve 0 faizli kredi verilmelidir.
  8. Para bastıktan 1 yıl sonra her 6 ayda basılan paranın %10’u çekilmeli veya karşılığına denk gelecek şekilde rezerve Merkez Bankasına konulmalıdır. Ekonominin gidişine göre bu oranlar artırılabilir.   

Basılan para, iç ve dış borçlara kullanılır ve israf şeklinde harcanırsa tüm bu varsayımlar gerçekleşmez. Türkiye, ülkeye döviz girdisi ve yatırım yapılaması için ilk olarak yargı, asayiş ve finans kurumlarının bağımsızlığı tekrar sağlanıp; yerli ve yabancı yatırımcıya güven ortamı sağlanmalıdır. Devletin kurumlarında lüks tüketim yasaklanıp, yerli ürün kullanılması zorunlu hale gelmelidir. Ayrıca üretimde kullandığımız ithal girdi payını %40’dan kademeli olarak en az seviyeye düşürülmelidir.

Hükümet iç politikada popülist yaklaşımı bırakıp; IMF’e üye olan 100 ülke gibi salgının etkilerini azaltmak için IMF’den ya da diğer kurumlardan borç alma yolunu tercih edebilir. Borçlanma veya satılacak tahvil Türkiye’nin en yüksek faiz oranıyla borçlanması büyük ihtimaldir. Bu yolu tercih edip, gelen para ile istihdam politikası oluşturup üretime geçilmezse, bu borçlanma uzun yıllar Türkiye’nin ekonomisine ağır darbe vuracaktır. Hükümet iç politika malzemesi vermemek için borçlanmayı tercih etmeyip piyasayı rahatlatmanın kaynağını 4 kamu bankasının ve THY özelleştirmesi veya hisse senedinin satışı ile bulabilir. Bu hamle sadece geçmişteki özelleştirmeler gibi günü kurtarmaya yönelik hamle olarak kalacaktır.

Bugün Türkiye Covid 19 salgınından sonra büyük bir ekonomik sınav verecektir. Yaptığı ve yapacağı hamleler Türkiye’nin gelecek 20 yılını etkileyecektir. Unutulmamalıdır ki hiçbir ekonomik üretim insan sağlından daha önemli değildir. Yapılacak hamleler vatandaşlarımızın sağlıklarını düşünerek yapılmalıdır.

Aykut Can Kızıldoğan

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...