Ana Sayfa Anlık Dergisi Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak 1980’e kadarki süreçte geçirdiği krizleri ve bunalımları, ekonomik tercihlerini değiştirerek çözmeye çalıştı ve kısmen de başarılı oldu. Türkiye’nin 24 Ocak 1980’de uygulamaya başladığı Liberal Ekonomi modeli ile Cumhuriyet’in 57 yılda büyük emeklerle oluşturduğu sanayisini hazırlıksız olarak küresel piyasa ile rekabete soktu. Liberal Ekonomiye geçmek, Türk Ekonomisi’nin sırtında ağır bir kurşun yarası açtı.

24 Ocak Kararları, Türkiye’nin gelir dağılımının bozulmasının baş etkenlerinden biridir. 24 Ocak Kararları ile uygulanan ihracata dayalı kalkınma planı, yüksek faiz tercihinin bir sonucu olarak ücretleri ve ücretlileri baskı altına alıp, servetten alınan payı ücretliler aleyhine bozmuştur. 1980 sonrası uygulanan ekonomik politikalar sonucunda zengini daha zengin, fakiri ise daha fakir yapmıştır.  1980’den sonra, Türkiye üretim yerine tüketime yavaş yavaş alıştı. 2002 yılına kadar Türkiye, 1982 Bankerler Krizi, 1990 Körfez Krizi, Nisan 1994 Krizi, Kasım 2000 krizi ve Şubat 2001 krizlerini toplumda ve ekonomide derin yaralar açtı. 2002 yılından sonra AKP iktidarı Türk Ekonomisi’ni tamamen Liberal Ekonomi modeline geçirip devletin elindeki kamu mallarını da özelleştirecektir.

 AKP iktidarının ilk on yılında ülkemize gelen yabancı sermaye, Liberal Ekonomi’ye tam geçişin ve özelleştirmelerin yanlışlıklarını saklamış olacaktı. 2012 yılına kadar, yabancı sermaye Türk Lirası’nın aşırı değer kazanmasını ve enflasyonun da %10 altında kalmasına sağladı. Türk halkı bu yıllarda kazandığından fazlasını harcayarak, tüketim çılgınlığına alıştırıldı. O yıllardaki yanlışlıklar cari açığın artarak büyümesine, ekonomiden planlamanın kaldırılmasına, devletin ekonomiden uzaklaştırılmasına sebep oldu. Ve ek olarak yap işlet devret modelinin devlet tarafından benimsendi. Türkiye, güven ve istikrar ortamını 15 Temmuz terör girişimi ve sonrasında yaşanan siyasal olaylar ekonomide istikrarın kaybedilmesine ve yabancı yatırımcıların ülkeden çekilmesi ekonomiyi dar bir boğaza soktu. Ekonomideki başarısızlığın maliyetini bugün hepimiz yaşıyoruz. Ancak Türkiye’nin bugün yaşadığı ekonomik bunalım, sadece Covid-19 Salgınından dolayı oluşmadığını yıllarca göz ardı edilen ve yanlış yapılan ekonomik tercihlerden dolayı ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Covid-19 salgını diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye Ekonomisi’nde yaşanan yokluğu, bunalımı ve fakirliği ve umutsuzluğu daha da ortaya çıkarmıştır. Ekonomideki bu başarısızlığı medya ve özellikle toplumun bir kesimi bunu dile getirmemektedir veya getirememektedir. Hükümet ise ekonomideki darboğazı bitirmek için atılması gereken adımları atmak yerine popülist yaklaşımlarla halkın belli kesimine ve işverene yardımlar yapmaktadır. Covid-19’dan sonra hükümetin ekonomik yaklaşımının yine değişmediğini işsizlik oranlarında çok net görmekteyiz. Şubat 2021 tarihinde açıklanan Kasım 2020 işsiz sayısı, 4 milyon beş bin; işsizlik oranı  % 12,9, iş aramayan işsiz sayısı, 4 milyon 832 bin; 2019 Kasım ayının verilerine göre iş aramayan işsiz sayısının 2 milyon 303 bin kişi artmış olduğunu görmekteyiz. Fiili işsiz sayısı 8 milyon 832 bin; filli işsizlik oranı % 24,6; bir yıl öncesine göre % 5,8 artmıştır. İş aramayan işsiz sayısı, Cumhuriyet tarihinde ilk kez iş arayanlardan daha yüksek olmuştur. Bu durum 4 milyon vatandaşımızın iş bulma umudu ve hayallerinin kalmamış olduğunu göstermektedir. Ek olarak salgın nedeni ile işten çıkarmaların yasak olduğunu düşünürsek bu sayıların yasağın kalkmasıyla birlikte artacağı çok nettir. Hükümet ise bu duruma çözüm üretmediği gibi popülist yaklaşımlarla özellikle gelir seviyesi iyi olan kesime yardımlarda bulunmaya devam etti. Ama esnafı, şoförleri, mavi ve beyaz yakalı çalışanlara kısa çalışma ödeneğine mahkûm etti. Bu ödeneklere mevsimlik işçiler, sigortasız çalışmak zorunda kalanlar, sanatkârlar ve gündelikçiler gibi birçok meslek gurupları bu yardımların dışında kaldı. Ayrıca Hükümetin yardımlarının az ve yetersiz kalmasının bir diğer nedeni ise Hazine’nin ve Merkez Bankası’nın rezervleri yerel seçimlerde ve dolar kurunun ateşini azaltmak için kullanmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, çalışan vatandaşların maaşından, marketten aldığı gıda ürününe ve arabasına aldığı benzine kadar vergi almaktadır. Ama bu vergiler gençlerimize iş, işsiz kalanlara geçineceği kadar ödenek olarak dönmeyip, devlet kurumların lüks tüketimine, yap işlet devret ile yapılan ama çok az kullanılan otoyol ve köprülere gidiyorsa bu ülkede ekonomik refahın sağlanması imkânsız hale gelmektedir. Üstüne de, büyük şirketlerin vergi borçları silinip, onlara ihaleler verildiğinde de bu toplum hiçe sayılmıyor mu? Bugün gençlerimizin % 90’nı borçlu olarak iş hayatına atılmakta ve üstüne iş bulmakta büyük zorluk çekmektedirler. 2020 yılında genç işsizlik oranı % 26,1’lere çıkmıştır. Kısacası her dört gençten biri işsiz olduğu bir ülkede yaşamaktayız. Türkiye’de istihdam ve yatırım, Türkiye’nin büyümesinden daha az olduğundan dolayı gençlerimiz ailesinin eline bakmaya mahkûm olmuşlardır. Bu durum maalesef toplumda bunalım yaratmaktadır. Kalkınmak için gençlerimizi ve üstün beyinlerimizi, ülkemizde tutup onlardan yararlanmak zorundayız. Maalesef yapılan anketler ve araştırmalar göstermektedir ki gençlerimizin %50’sinden çoğu ülkeden gitmenin hayalini kuruyor. Gençlerimiz 16 sene eğitim alıp üstüne birkaç sene iş arayıp asgari ücretle geçinmek ve hayata borçlu başlamayı arzulamıyor. Ülkemizi kalkındıracak beyinlerimiz, gençlerimiz daha iyi refahta ve insan gibi geçinip yaşamayı istemektedirler. Bu vatandaşlarımızı Ay’a insan göndermek vaadiyle ve çılgın projeler ile ülkede tutamazsınız.

 İşsizlik ekonomilerin kısa vadede çözülmeyen en büyük sorunudur. İşsizlik, gelir dağılımını etkilediği gibi sosyal düzeni de bozmaktadır. Çözümü ise planlı ve programlı yatırımlar ile gerçekleşir. Türkiye maalesef ekonomideki kritik eşiğe gelmiş durumdadır. Geçim derdi nedeniyle intiharlar, cinnetler ve aile içi problemler görülmektedir. Hükümet sadece vergileri artırarak bu dar boğazdan çıkamaz. Bu kısır döngüden çıkmak için aşağıda belirttiğim adımları kısa sürede ve kararlıkla uygulamalıdır.

  • Hukuk ve kollu kuvvetlerin bağımsızlığı sağlanıp yatırımcıya ve vatandaşa güven ortamı sağlanmalıdır.
  • Merkez Bankası bağımsız hale getirilip, piyasanın güveni tekrardan kazanılmalıdır.
  • Yasamanın tekrar aktif hale getirilmesi için Parlamenter sisteme geçilmelidir.
  • Döviz ve kur istikrarı bağımsız şekilde sağlanmalıdır.
  • Devleti yönetenlerin ve devlet kurumların lüks tüketimi ivedilikle azaltılmalıdır.
  • Yap işlet devret modelinin hazineye verdiği yükten kurtulmalı ve bu sistemden uzaklaşılmalıdır.
  • Gıda fiyatlarındaki navlun ücretleri azaltılmalı ve gıda enflasyonu ile üreterek mücadele edilmelidir.
  • Cari açık en az seviye indirilip gereksiz ithal ürünlerden uzak durulmalıdır.
  • İthal girdi oranı düşürülüp yerli üretime geçilmelidir.
  • Yok olmak üzere olan hayvancılığa ve tarıma teşvikler ile desteklenip tekrardan canlandırılmalıdır.
  • İstihdam oranına büyük payı olan yerli arabada ÖTV ve KDV azaltılıp, daha çok yatırım sağlanmalıdır.
  • Eğitim Kurumlarının bilime ayrılan payı arttırılıp, kurumlar bağımsızlaştırılmalıdır.
  • 1, 3, 5 ve 10 yıllık istihdam programları oluşturulup ve uyulmalıdır.
  • Yatırımcılara, çiftçilere, esnafa düşük faizli krediler verilmelidir.
  • İthal ürünleri azaltmak için devlet eliyle yatırımlar yapılmalıdır.
  • Ülkemizi terke eden yabancı yatırımcıları ülkemize tekrardan kazandırılmalıdır.
  • Geri dönüşüm tesisleşmesi ve akıllı binalar zorunlu hale getirilmelidir.
  • Elektrik ve petrol satışları devlet kontrolünde olmalıdır.

Gelişmiş devletlerle, eğitim, demokrasi ve medeniyet seviyesin her geçen gün daha açıldığı bugünlerde, ekonomik seviyemizin daha da açılmaması için bahsettiğim adımlar acilen atılmalıdır. Aksi takdirde ekonomik ve toplumsal kalkınmamız çok geride kalacaktır.

                                                                                                                        

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...