Ana Sayfa Anlık Dergisi HOMO SACER ECONOMİCUS

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının birinci yılını geride bıraktığımız şu günlerde bir yıl içinde yaşadıklarımızı değerlendirdiğimizde aslında ne kadar haklı olduğunu gözler önüne sermiş oldu.

            Açıklamalarından kısaca bahsedecek olursak hastalığın vahametini kabul ederek salgın sürecinde alınan önlemlerin aslında devletlerce sürekli bir istisna haline getirilmeye çalışılabileceği ve kısıtlamaların kalıcı olabileceği üzerinde durmaktadır.

            Bu açıdan bakıldığında her geçen gün yara alan kişisel alan kavramı, hangi saatte nerede olunacağı; nerede olunmayacağı ve nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağının da devlet tarafından belirlendiği bu süreçte toplumun makine gibi işleyen bir yapı görüntüsü çizdiği su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu düzen ve planlı yaşam, insana olan yatırımın maddi kazancının hesaplanmasında mükemmel bir örnek olduğundan özel teşebbüs ve devletin bu statükoyu korumaya devam etmek istemeyeceğini düşünmek de fazlaca iyimser bir bakış olarak görünmekte.

            Örneğin bu süreçte dev şirketler tarafından kalıcı hale getirilen evden çalışan sayısı dikkate alındığında ne demek istendiği belki daha kolay anlaşılabilecektir. Bir işçinin yol, yemek ve işyerinde kullandığı elektrik, su, internet, ısınma masrafları neredeyse her devlette vergi indirimi kalemlerinden sayılmasına rağmen işverenlerin bundan da kaçınma isteğinin sonucunda evden çalışma ile bahsedilen bu masraflar tamamen işçiye yüklenmiş duruma gelmiştir. Ancak yine de tüm bunlar olurken, mavi yahut beyaz yaka ayırt etmeksizin tüm işçilerin sırtına bir de işyerinin bu masrafları yüklenmişken gerçek kişi olarak neredeyse benzer vergi dilimlerinde bulunduğumuz hatta onlara kıyasla vergi indirimi de almadığımız şirketleri bu açıdan besliyor oluşumuza kimsenin de sesi çıkmamaktadır.

            Bunun yanında vatandaşın tam olarak nerede, ne zaman ve kiminle olduğunu herhangi bir teknolojik takip aracı yahut özel bir yöntem kullanmayarak masrafsız biçimde tam olarak öngörebilen bir devletin güvenlik gibi bir problemi de bulunmayacaktır. Böyle bir durumda suç oranlarının da düşeceği dikkate alındığında yine vergilerle sağlanan güvenlik ve adalet bütçesinde bir azaltmaya gidilmediği gibi, tüm devletler gerçek bir kişi olan ve bu süreçte desteklenmediği takdirde iflas etmeyip gerçekten ölecek vatandaşlarına kıyasla tüzel kişi olan şirketlere desteklerini dikkate aldığımızda bunu bir annenin çocuğunu koruma içgüdüsüne benzetmemiz abartı gibi görünmemektedir. Vergi indirimleri, nakdi destekler ve bunun gibi birçok yardım dikkate alındığında görünen, modern devlet için gerçek kişilerin tüzel kişilere kıyasla makbul vatandaş olarak değerlendirilmediğidir.

            Peki gerçek kişilerin değer kaybına ne neden olmuştur? Vatandaş sayısının artması mı insan değerini düşürdü yoksa gelişen sanayi ve savaş teknolojileri ile insana olan ihtiyacın azalması gerçek vatandaşların kişilik borsasında çakılmasına mı neden oldu?

            Dev şirketlerin kişileri müşteriye indirgeyerek çalışanlarının dahi insanlarla olan bağını kopartan şey biz bir aileyiz, takımız sloganını Agamben’in de üzerinde durduğu istisna halindeki insana uzak bir kavram olarak düşünmek artık neredeyse imkânsız bir hale gelmiştir. Büyümeyi hedefleyen şirketlerin, insan hak ve özgürlüklerini sadece bir prosedür olarak gördüğü günümüzü Orta Çağ’ın karanlık yüzünden ayıran şey bilgiye ulaşılabilirlik ve yaşam hakkının sağlanması dersek cümleyi daha tamamlamadan aklımıza bununla ilgili birçok istisna geliyorsa modern kavramının sadece teknik alanlarda yaşanan ilerlemeyi ifade ettiğini söylemek ileri bir yorum mu yoksa saf kötümser bir ifade midir?

            Özellikle salgın döneminde yine mavi yahut beyaz yaka ayırt etmeksizin tüm masrafları işçiden karşılanan işverenin Orta Çağ’ın efendilerinden farkını tespit edebilmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Eğitimli, eğitimsiz kim olursa olsun büyük şirketlere çalışan statüsündeki kişinin dünya çapındaki tek derdi yiyecek ve barınma gibi yaşamın temel gereksinimlerine indirgenmiş iken geçtiğimiz günlerde açıklanan dünya zenginlerinin malvarlığı bilgisi, tipi altında giderken yüzümüze batan kar taneleri gibi acı vermiş durumdadır. Bu listedeki ilk ikinin tek tek malvarlığı orta ölçekli bir Avrupa devleti gelirini geçmiş durumdayken artık kim siyasi sınırların gerçekten var olduğunu iddia edebilecektir? Günümüz dünyasında artık bu sınırlar olsa olsa pazar sınırları haline gelmiş ve kategorize edilerek üretim ve satış metotlarının denendiği büyük laboratuvarlara dönüşmüştür.

             Bahsedilen bu durumda belki de en acısı, durumun vahameti nedeniyle oluşan can pazarında belirli grupların yaşam hakkının dahi tartışmaya açılmış oluşudur. Benzer yaklaşımın modern insanlık tarihindeki en yakın örneğinin Nazi Almanya’sında yaşlı, engelli, azınlık ve eşcinseller hakkında konuşulduğu ve uygulandığı göz önüne alındığında günümüzdeki altmışbeş yaş üstü vatandaşların “zaten ekonomiye katkıları olmadığı” gerekçesiyle yok sayıldığı, aşılama sürecinin bu vatandaşlar üzerinde etkili olmadığına dair tıp alanında ciddi iddiaların da dolaştığı bu zamanlarda aşıya ulaşımın özellikle çalışabilir durumda olan kişilere sağlandığı herkesin gözünün önünde olan ancak kanıksadığı bir hale bürünmüş durumdadır.

            Hal böyleyken yaşam hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerden bahsederken bir ama ile başlayan açıklamaların talihsiz olmaktan ziyade kötücül olduğunu düşünerek belirli sonuçlara varmak insanın, insan olmasından kaynaklanan bir zorunluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Neredeyse her ülke için, bu ülkelerin vatandaşı olarak kendinden başka herkese yani devlet ve büyük şirketlere yeter durumda olan insanlığın daha önceki zamanlara kıyasla gelişmiş teknolojisi dikkate alındığında toplumsal bir çöküntü hatta daha da kötüsü insaniyetin yok oluşunun sınırlarında dolaştığı açıktır.

            Hatta öyle ki, tüm insanlığın aşı aracılığıyla yaşama ihtimalini arttırabileceğine bilimsel nedenlerden dolayı inandığı ve bu açıdan ekonomik kaygı güdülmesinin insaniyete uygun olmadığının çok büyük bir kitle tarafından kabul edilmesine rağmen bahsi geçen koruyucuya ulaşım için parayı veren düdüğü çalar mantığının işlediği de dikkate alındığında, istisna halinin Agamben’e yöneltilen eleştirilerden biri olan “istisna hali o derecede genişledi ki her durum bir istisna olduğundan bunu durumu ayrı bir istisna olarak değerlendirmek pek de doğru olmaz” eleştirisi ışığında günümüzde yaşam hakkının istisna haline geldiğini söylemek pek de yanlış olmayacaktır.

            Günümüzde, başat demokrasilerden sayılan devletlerin dahi kişi hak ve özgürlüklerini seçim yarışı ve devamında yok sayarak fikirlerini pazarlamaya çalıştığı dünyamızda belki de birey olarak düşünmemiz gereken en önemli meselelerden biri pazarlanan şeyin bir meta olmamasından kaynaklı olarak etkisinin de fiziki kısıtlarla ölçülemeyecek oluşudur. Bu öngörüsüzlüğe neden olan meselelerden belki de en öne çıkan şu anki durumu dikkate alındığında sosyal bilimlerin direkt kar sağlamadığından hareketle bir kenara itilerek bireysel ve toplumsal ilişkilerin gerektiği şekilde değerlendirilememesidir. Eğitime ulaşımın eski dönemlere kıyasla çok daha kolay olduğu modern zamanlarda mekanik biçimde değerlendirilen insan ilişkilerinin fen bilimlerinin diktasına bırakılmış olması eğitime ulaşılabilirliğin dahi aslında ekonomik kaygılara yönelik ve bireyler için bir illüzyon olduğu gerçeğine ulaşmak pek de uzak değildir. Sağlanan imkanlar ve destekler dikkate alındığında, hatta gündelik bir örnekle söylemek gerekirse “Sözel seçersen işsiz kalırsın.” ifadesi olan bir durumu değil, güçlüler tarafından olunması istenen bir durumu kastetmektedir ki günümüzde artık olmuştur.

            Tüm dünyada son dönemde bir kenara itilen, mümkün olduğu takdirde satış ve pazarlamaya yönelik taktiksel gelişimi sağlayacak biçimde odaklandırılan sosyal bilimlerin bu bağlamda artık insan için mi yoksa insan yapımı makineleşmiş ekonomik çıkarlara mı hizmet ettiği sorusuna cevap gözler önünde durmaktadır. Salt maddi getiriye odaklandırılan eğitim kendisini sadece kalitesizlik yan etkisini gösterecek biçimde şöyle dursun, aşılması çok güç olan bir noktaya sürüklemiş ve etkileyen dinamikler değişmediği müddetçe de bu statükoyu devam ettirmeye koşullandırılmıştır.

            Kadın ve cinsiyet üzerine çalışmalar diğer sosyal bilim alanlara göre daha iyi bir durumda olsa da durumun geldiği noktanın pazar piyasasında ayrı bir ürün satılacak pazar yaratma çabası ile desteklenip desteklenmediğine dair ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Aslında insanı, insan olarak değerlendirmesi gereken çalışmaların başlıklara ayrılarak incelenmesi ve bunun başlıklar arasında örneğin insan ama kadın; kadın ama lezbiyen olarak indirgenmesi bireye yönelik mikro tespitlerin önünü açmakta, sosyal bilimleri bir genel kültür kavramına indirgemekte hatta adı dahi sosyal olan bilimi sadece bireye yönelterek bilimsel tespitlerin maalesef yine sosyal adı altında genel geçer bir sonuca varmasını engelleyerek kişiselleştirmektedir.

            Kaldı ki post-truth çağıyla her önermenin bir “ama” ile devam ettiği günümüzde az önce bahsedilen yoruma ulaşmak aksini iddia etmekten görece daha kolaydır. Temel değerlerin modernleşme adıyla tartışmaya açıldığı ki burada kastedilen sadece insani değerler olmakla birlikte herhangi bir din, köken yahut mensubiyet her ne kadar insana ilişin olsa da kastedilmemektedir; sorgulanır bir hale getirilerek güruhlar içindeki optimum gruplara seslenme yöntemiyle söylenen şey ne kadar uygun olmasa bile temel argümanları yok ederek öne sürülen düşünceye destekçi arama çabasından ibarettir. Ancak bu destekçi arama, asrı saadet olarak adlandırılmaktan bir hayli uzak olsa da günümüze kıyasla öyle gibi görünen belki yirmi en fazla otuz yıl önceki sarsılamaz değerleri günümüzde belki de kişisel beğenilme ve takdir arzusunun da artmasıyla vahşi bir çehreye bürünmüş ve istisna halini genel geçer kurallardan tamamen şahsa yönelik hale getirmiştir. Hal böyleyken önceki dönemlerde herhangi bir başlık adı altında buna ihtiyaç duyulurken muhtemelen pandemi sürecinin hızlandırıcı etkisiyle sadece insan olmak istisna halinin temel öznesi olmaya dönüşmüştür.

            Hal böyleyken Agamben her ne kadar ilk bakışta bir ürperti ile okunsa da elimizdeki veriler ışığında aslında değindiği noktaların bizler için korunaklı alanımızdan çok da uzak olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda olmamız belki de neredeyse göz açıp kapanıncaya kadar değişen gündem nedeniyle göz önünde olmasa da yanı başımızda varlığını hatırlatan nahoş bir gerçek olarak varlığını korumaya devam etmektedir.

            Tabii ki anlatılanlar ışığında maske takmak, sosyal mesafeye uymak özel alana müdahale gibi algılanabilecek durumdadır. Ancak bu uyarıların, insan hayatına değer verildiği için mi yoksa ekonomik kaygılar güdülerek insandan, vatandaştan gelecek kar hesaplamalarında basit bir etmen olarak değerlendirilip değerlendirilmediğine dair kanaatlerimiz, sosyal bir varlık; hatta Aristotales’in öne sürdüğü üzere sosyal bir hayvan olan insan için oldukça zor geçen bu dönemde oldukça önemli görünmektedir.

            Beyan esastır ancak niyet, Demokles’in Kılıcı gibi beyan eden üzerinde durmaya her zaman devam edecektir. At kılına bağlı olduğuna inanılan bu kılıcın düşüp düşmediğine ise bizlerin çıkarımları ve deneyimleyeceğimiz zamanlar karar verecektir.

Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...
Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)