Ana Sayfa Dergiden TOPLUMSAL GERİLİKLERİMİZİN SORUMLULARI DİN ADAMLARI-İLHAN ARSEL

TOPLUMSAL GERİLİKLERİMİZİN SORUMLULARI DİN ADAMLARI-İLHAN ARSEL

Aydınlanma konusuna bağlı olarak din ve din adamı konusu üzerine yazılmış bir kitap İlhan Arsel’in Topulmsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları kitabı. Kitaptan önce yazarı hakkında birkaç söz etmezsek zannederim çok büyük bir eksiklik olur.

İlhan Arsel cumhuriyet tarihinin yetiştirdiği en önemli hukukçulardan birisi, aynı zamanda akademisyen. Anayasa hukuku üzerine çalışmaları var. 27 Mayıs sonrası anayasayı hazırlayacak olan 10 kişilik İstanbul Komisyonu’nda ve ardından Kurucu Meclis Ön Tasarısını oluşturan 5 kişilik komisyonda görev yaptı. Cumhuriyet Senatosu’nda görev yaptı. Günümüzde hukuk çalışmalarından ziyade “Şeriat ve Kadın” , “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” gibi kitaplarıyla anılıyor. Özellikle şeriatçılarla ve sahte aydınlarla mücadele ederken şeriat karşısında özgür düşünceyi savunmuştur. Bu sebepten Cemalettin Kaplan tarafından “katli vacip” ilan edilmiştir.

Bu kitap daha çok din adamlarının toplumu neden aklını kullanamaz hale getirdiğini ve insanların sorgulamasını engellemeye çalıştığını, bunu yaparken nasıl bir yoltuttuğunu ve en önemlisi neye dayanarak yaptığını açıkça ortaya koyuyor. Yazar genel olarak tüm kitaplarında özgür düşünceyi savunan ve düşünmeyi engelleyen her şeyi akıl ve mantık çerçevesinde sorgulama – tartışma yolunu tutuyor. Türkiye’de hatta genel anlamda Müslüman coğrafyada bu engellerin şeriatın ve onun uygulayıcısı konumundaki din adamının ta kendisi olduğunu ortaya koyuyor. Batı’nın  aksine Müslüman coğrafyasında “ilahi hukuk ve dinsel ahlak” yanında “dünyevi hukuk ve müspet ahlak” anlayışının gelişmediğini söylüyor.

Yazarın bu konulara bakışını somutlaştırmak için kitaptan bazı alıntılara başvurmamız yerinde olur. Bu alıntılar aynı zamanda şeriat ve onun uyguluyıcısı konumundaki din adamlarının ve sahte aydınların da  maskelerini indirmektedir.

Kitaptan ilk alıntımızı “din adamları neden toplumu aklını kullanamaz hale getirmek ister?” sorusunun cevabını bulmak için yapalım:

“Matbaanın keşfedilmesiyle kitab yayınlarının çoğaldığı ve eğitim ve öğrenimin geliştiği dorudur; fakat ayni zamanda (fikir ve görüş) ayrılıklarının oluştuğu da bir gerçektir. (Bunun sonucu olmak üzere) kişiler, Kilise’nin yerleştirdiği iman ve akideler konusunda düşünmeğe ve sorular sormağa başlamışlardır. Din kitaplarını okuyor, anlıyor ve kendi anladıkları dilde ibadet ediyorlar. Bu (nedenle) kendi kendilerine, din adamlarına artık gerek bulunup bulunmadığı sorusunu sormaları söz konusudur. Eğer herkes kendi bildiği dilde ve kendi anladığı şekilde Tanrı’ya ibadet etmeğe kalkacak olursa… böyle bir durum bizim mensup bulunduğumuz din adamları sınıfının çok zararına olur. Din esaslarının din adamlarından gayrı hiç kimse tarafından bilinmemesi koşul olmalıdır…” ¹

Bu, İngiltere Kralı Henry VIII’in Başpapazı Cardinal Wolsey’in (1471-1530) matbaanın keşfi üzerine Papa’ya yazdığı mektuptan bir bölüm. Mektubu yazan yeterince açık ve basit anlatmış ama bazı noktaları aydınlatalım. Burada işin dini yönü kadar ekonomik ve siyasi yönü de önemlidir. Dini yönü, din dışı görüşlerin de din adına toplumun da cahilliğinden faydalanılarak, toplumu kontrol etmek için kullanılmasıdır. Ekonomik yönü, din adamları sınıfının kazancının ortadan kalkması çünkü bu insanlar üreten ve emeği karşılığında geçinen/kazanç sağlayan insanlar değil. Siyasi yönü ise, sorgulamaya başlayan ve bununle birlikte yeni fikirler ortaya atarak farklı görüşlerin ortaya çıkmasını sağlayan insanların devlet idaresinde söz sahibi olmak istemesi ya da yönetime ortak olmak istemesi olarak değerlendirilebilir.

Osmanlı açısından, matbaa konusuna bir ek yapalım. İspanya’dan göç eden Yahudiler Beyazıd II’den matbaa kurmak için izin istediklerinde şu iki şart konmuştur: “1) Sadece Yahudiler matbaa kurabilecek, 2) Bu matbaalarda Türkçe ve Arapça hiçbir şey basılmayacak.” ²

     Bir diğer sorumuz “din adamları insanları aklını kullanamaz hale getirmek için nasıl bir yol izler?” olsun ve yine bir alıntıyla cevap verelim:

“… Bu örnekleri insan yaşamının her yönü itibariyle çoğaltmak mümkün. Fakat şunu hemen ekleyelim ki şeriatçıların ve özellikle din adamlarının en ziyade endişe eder oldukları şey şeriat verilerinin eleştirilmesi, akıl kıstasına vurularak sergilenmesi ve tartışma masasına getirilmesidir. Bunu yapmaya kalkanları dinsizlikle, İslam’a hakaret etmekle suçlamayı meslek edinmişlerdir. Bütün amaçları şeriatın köhne hükümlerini, ‘aydın’ engeli ile karşılaşmadan, halka kör inançlar şeklinde benimsetip saltanatlarını sürdürmektir. Aydınlarımızın, şeriat konularındaki bilgisizliklerinden ve cesaretsizliklerinden doğma suskunlukları ve bir de hükümetin acz içerisinde bulunuşu şeriatçıyı sınırsız bir başarı olasılığına kavuşturmuş ve işte son olarak Sivas vahşetini yaratmıştır. Ne hazindir ki bu vahşeti: ‘Halkın dini duyguları incitildi, halk tahrik edildi, tahrik edenler sorumlu tutulmalıdır.’ şeklindeki sloganlarla özürlü göstermeye çalışan kara bir zihniyet egemen olmuştur yöneticilerimize.

     İnsanlarımızı din konularının eleştirilmesine tahammül edebilecek olgunluğa getirebilmek ve özgür düşünce kertesine yükseltebilmek için şeriatı tartışmaktan ve şeriatçının yalanlarıyla savaşmaktan başka çözüm yoktur. Eğer akılcı değer ölçülerini geçerli kılmaz, şeriat verilerini eleştiri konusu yapmaz ve kendimizi ‘din eleştirilirse dini duygular incinir’ kandırmalarından kurtarmazsak, insan beynini işlemez hale getiren sisteme katlanmak, böylece ikinci sınıf milletler kertesinde kalmak, pek muhtemelen sonunda yok olmak, kaçınılmaz bir kader olur bizim için.” ³

 

Dolayısıyla daha en başından insanların bir şeyleri sorgulamaması için, din adamı kendi yaptıklarına kılıf uyduruyor. Hatta çoğu zaman daha ileriye gidip yaptıklarını kutsallaştırma ya da kutsal gösterme çabası içinde de görebiliriz din adamlarını. Kitapta çokça örnek var bu konuda. Ama şu şekilde kısaca belirtelim. Din adamı kişinin günlük hayatını, sabah uyandığı andan akşam uyuyacağı zaman kadar kontrol altına alacak sistemi kendince oluşturmuştur. Sabah uyandığınızda hangi taraftan kalkacağınızdan tutun, tuvalete hangi ayakla gireceğinize, tırnağınızı hangi parmaktan kesmeye başlayacağınıza, saç ve sakal uzunluğundan rengine kadar aklınıza gelebilecek en ufak, en gereksiz belki de en saçma detaylar için kendince bir hüküm vermiştir. Ancak zorda kaldığı durumlarda bunları değiştirme yoluna başvurur.

Kitabın en dikkat çekici yerlerinden birisi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılan Ankara Müftüsü Rifat Börekçi Efendi ve Hacı Süleyman Efendi gibi din adamlarına getirdiği eleştiriler. Bu din adamları hakkında “ne bireyi ne de aklı özgürleştirmek” gibi bir amaçlarının olmadığından, İslam’ın akıl dışı ya da eşitsizlik içeren hükümleri hakkında ağızlarını açmadıklarından yakınır. Dolayısıyla milli mücadeleye destek vermelerinin “faziletli” bir davranış olduğunu ancak, yine tek dertlerinin “İslam’ı Hristiyan boyunduruğundan kurtarmak” olduğunu vurgular.

Çok tanınan ve çok bilinen iki isim daha yazarın bu tutumundan nasibini almıştır. Bunların ilki Şeyh Bedrettin’dir. Bilimsel eylemlerden ziyade siyasal nitelikte işlere kalkışmış olmasını bir eskiklik olarak görür.

İkinci isim ise, belki de kitabın en sert eleştirisine maruz kalanlardan biri Mevlana’dır. Aslında Mevlana’nın insanlık aşığı olmadığını ileri sürer ve o çok bilinen “yine gel, ister kafir ol, ister putperest”  sözünün sadece İslam’a bir çağrı olduğunu ve bunun inanç farkını ortadan kaldıran bir sevgiye yönelmediğini belirtir. Farklı inançta diye babasını öldüren Ömer  Bin Hattab’a hayran olduğunu yazmıştır.

Aydın denilen ve din adamlarına tepkili olan çoğu kişinin de cesaretsiz olduğunu ve din adamı yanında göründüğünü bu yüzden etkisiz ve yetersiz bir mücadele olduğundan bahseder. Din adamı olarak değil ama “aydın kişi” olarak din adamlarına karşı direniş gösteren birkaç kişiden bahseder. Bunlardan biri; “İbn Rüşd”. Onun Eflatun’un “Cumhuriyet” kitabını yorumlarken söylediği “Bütün istibdatlar içerisinde en korkunç, en kötü olanı din adamlarının istibdadıdır” ⁴ sözünü aktarır.

Daha yakın tarihlerden ise şu kişiler var: Tevfik Fikret, Neyzen Tevfik ve Turan Dursun. Tevfik Fikret’in kendisine iftira atan Selahi Dede adındaki bir hoca için söylediği şu dizelerini aktarır:

 

“Hacce-i haç der -bagal’ı hulheves,

Şimdi sarık, şimdi külah, şimdi fes,

Ac başını söyle nesin hey teresi teres” ⁵

 

Neyzen Tevfik’in “Hoca” ve “Aygır İmam” şiirlerinin dışında şu alıntıyı yapmıştır:

 

“Gece bastı kara kaplı kitap oldu hakim,

Anırırken tepişen bunca … (imam) hep alim!

Hepsi de kendisinin gittiği yol doğru sanır,

Razidir yaptığına az buçuk elden utanır!

Utanırken garazım menfaatinden korkar,

Yoksa her şeye müsait o sarık, kanlı yular” ⁶

 

Kitabın asıl konusu din adamları ve onlarla mücadele olmasına karşın, bu mücadeleyi verecek olanların aydınlar olmasından dolayı kısmen aydınlar da kitabın konusu olmuştur. Ancak aydın konusunu esas aldığı Aydın ve “Aydın” kitabı vardır ki Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluluarı Din Adamları kitabıyla birlikte değerlendirildiğinde, birbirlerinin tamamlayıcısı niteliğindedir. (Mevlana ile ilgili daha detaylı bir incelemesi için Aydın ve “Aydın” kitabına bakabilirisiniz.)

Kitapta bir ara başlık olmasına rağmen ulaştığımız sonucu en iyi ifade eden cümle şu olsa gerek:

“Atatürk’e gelinceye kadar İslam devletlerinin hiç birinde ‘özgürlük’, ‘insan haysiyeti’ ve ‘insan sevgisi’ adına din adamına karşı savaşan ve toplumu din adamının kötülüklerinden kurtaran olmamıştır.” ⁷

     Kitabı okuyunca Türkiye’nin neden bu hale geldiği konusunda daha somut bilgilere ulaşacaksınız. Neden ilerleyemediğimizi aksine gerilediğimizi ve hatta aydınlanma birikimimizin ne derece ciddi bir tehdit altında olduğunu göreceksiniz.

Yalan söylemenin, hile yapmanın, rüşvet alıp vermenin, eşitsizliğin hatta ahlaksızlığa varan söylem ve davranışların bugünün Türkiyesinde nasıl meşrulaştırıldığı zihninizde daha da anlamlılaşacaktır.

 

NOT: Yazının başlığı Yalçın Bayer’in İlhan Arsel’den alıntıladığı sözdür. (http://www.hurriyet.com.tr/korkarsaniz-korkutulursunuz-13767095 )

 

KAYNAKÇA:

¹ İlhan Arsel – Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları sf. 18

² age sf. 35

³ age sf. 25

⁴ age sf. 433

⁵ age sf. 433

⁶ age sf. 434

⁷ age sf. 432

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...