Ana Sayfa Dergiden Ömer Seyfeddin Ve Milliyetçilik Düşüncesinin Çocuklara Öğretilmesi Bağlamında Mektep Çocuklarında Türklük Mefkuresi...

Ömer Seyfeddin Ve Milliyetçilik Düşüncesinin Çocuklara Öğretilmesi Bağlamında Mektep Çocuklarında Türklük Mefkuresi Adlı Eseri

Dağıstan göçmeni alaylı bir subay olan Ömer Şevki Bey’in oğlu olan Ömer Seyfeddin, Balıkesir’in Gönen ilçesinde dünyaya gelmiştir. Eğitim hayatına dört yaşındayken Gönen’de Raşit Efendi Mahalle Mektebi’nde başlamış olup babasının görevi gereği gittikleri İnebolu ve Ayancık’ta devam etmiştir. Daha sonra İstanbul’da anne tarafından dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağında yaşamaya başlayan Ömer Seyfeddin, bir yıldan kısa bir süre Mekteb-i Osmanîde öğrenim görmüş, ardından da 1883’te Eyüp Askerî Baytar Rüşdiyesi’ne kaydettirilmiştir.1896’da bu okulu tamamlayarak aynı yıl Edirne Askerî İdadisi’ne başlamıştır. İdadi eğitiminden sonra İstanbul’da Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de yüksek tahsiline devam etmiştir. 1903 yılında Makedonya’da baş gösteren isyan hareketleri yüzünden harbiyeden imtihansız olarak mezun edilen “sınıf-ı müstacele” içinde yer almıştır. Merkezi Selanik’te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburu’nda mülazım-ı sani (asteğmen),1907’de İzmir’de açılan Aydın Vilayeti Jandarma Alay Mektebi’nde kavâid-i diniyye hocalığı görevlerini yapmıştır.[1]

Serbest İzmir, Sedâd ve Muktebes adlı süreli yayın organlarında yazılar ve şiirler kaleme almış olup Türkçü Necîb’in yönlendirmesiyle dilde sadeleşme ve millî bir edebiyat oluşturma düşüncesine kapılır. 1909 yılı başında Selanik’e tayin edildikten sonra Balkanlarda Bulgar ve Makedon komitacıların millî ülküleri uğruna yaptıkları mücadelelere şahit olur ve gördüğü ve şahit olduğu olaylar onun milliyetçilik konusundaki fikirlerini perçinler. Genç Kalemler dergisinde meşhur yazısı “Yeni Lisan” ile 20. yüzyıldaki Türk dili ve edebiyatının milliyetçi dil ve edebiyat anlayışını başlattığı kabul edilir.14 Eylül 1912’de üsteğmen rütbesiyle Garp Ordusunun 39. Alay 3. Taburuna katılan Ömer Seyfeddin, Komanova’da Sırplara, Yanya’da Yunanlılara karşı savaşmıştır. 20 Ocak 1913 tarihinde Kanlıtepe’de Yunanlılara esir düşmüş ve Nafliyon kasabasına götürülmüştür. Bu esaret 17 Aralık 1913’e kadar sürmüştür. Bu tarihte İstanbul’a dönmüş ve Türk Sözü dergisinin başyazarlığını yürütmüştür. Diğer yandan Darülmuallimînde kıraat ve Kabataş Sultanisi’nde edebiyat hocalığı görevlerini üstlenmiştir. Kabataş Sultanisi’ndeki görevini 6 Mart 1920 tarihine, yani öldüğü tarihe kadar devam ettirmiştir. Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedilen Ömer Seyfeddin’in mezarı daha sonra 23 Ağustos 1939 tarihinde yapılan bir yol düzenlemesi sebebiyle Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na nakledilmiştir.[2]

Ömer Seyfeddin’in eserlerine baktığımızda, özellikle hikâyelerinde, Türk milliyetçiliğinin baskın bir şekilde ön plana çıktığını görürüz. Melih Görgün, onun 1900-1920 yılları arasında hikâyelerinde milli bir bilinç oluşturmaya çalıştığını ve bu bilinci giderek güçlendirecek temalara ağırlık verdiğini ifade etmektedir.[3] Sadece hikâyelerinde değil kaleme aldığı makalelerde de Türkçülük, milliyetçilik ve milli kimlik gibi konuları işlemiştir. Yarınki Tûran Devleti isimli makalesinde milleti bir dili konuşan, bir dine inanan, bir terbiyeye bağlı bir insan topluluğu olarak zikretmektedir. Siyasi sınırların bir milleti asla ayıramayacağının altını özellikle çizer. 1916’da yazdığı Azerbaycan’ın İstiklâli Münasebetiyle başlıklı yazısında Osmanlı Devleti, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Hive, Buhara, Semerkant, Fergana gibi farklı bölgelerdeki Türkler arasındaki tek farkın şive farkı olduğunu belirtir.[4] 1914’te kaleme aldığı Türklük Mefkûresi başlıklı makalesinde mekteplerde çocuklara milletleri ve milliyetleri hakkında hiçbir şeyin öğretilmediği, o milliyetsiz yetiştirilen çocukların hepsinin milliyetlerini inkâr ettiklerine değinir.[5] Nitekim bu vahameti Primo Türk Çocuğu adlı hikâyesinde de ele alır. Türk bir baba ve İtalyan bir anneden dünyaya gelen Primo’da dil, tarih, milliyet ve millet gibi kavramların gelişmemiştir. Daha sonra baba Kenan2ın eşiyle milliyetçi duygular münasebetiyle tartışması ve Primo’nun da Orhan adlı bir arkadaşı vesilesiyle milliyetçilik duygular geliştirdiği görülür.[6] Bahsi geçen makaleler ve bu hikâye bağlamında Ömer Seyfeddin’in Türk toplumunun nündeki milliyetsizlik tehlikesini sezdiği ve “Ağaç yaşken eğilir” atasözünün düsturunca okul hayatına başlayan çocuklara yönelik milliyetçiliğinin ne olduğu ve Türk çocuklarının dilini, kökenini, tarihi ve akrabalarını öğrenmesi açısından Mektep Çocuklarında Türklük Mefkuresi adlı eserini kaleme aldığı görülmektedir.

Çocuk Dünyası Neşriyatı dizisinden çıkan Mektep Çocuklarında Türklük Mefkuresiadlı eseri Ömer Seyfeddin, Ö.S. rumuzuyla yayımlamıştır. İstanbul’da Şems Matbaası’nda basılan eserin yayım tarihi bulunmamaktadır. Eser 30 sayfadan oluşmaktadır ve çeşitli başlıklar altında çocuklara milliyetçilik kavramının ne olduğu ve niçin gerektiği anlatılmaktadır. Eser, Türklük Mefkûresibaşlığıyla başlar. Bu başlığı mefkure (gaye, amaç, ideal) kelimesinin açıklamasının yapıldığı Mefkure Nedir? alt başlığı izler. Okullarda aldıkları eğitimin kendilerine bu kavramı öğretmediğini, Türk milletinin bir süredir gaflet uykusunda olduğunu, artık uyandıklarını ve milliyet bilinci kazanmaya başladıklarını, her Türk’ün şahsi ve umumi hayatları olduğunu ve bu iki hayat için de ayrı ayrı ideallerinin olması gerektiğinden bahseder.[7] Başka Milletlerin De Mefkureleri Var Mıdır? başlığında her milletin kendi mefkuresinin olduğundan ve bu mefkurelerin o milletin ideallerini oluşturduğundan bahseder. Bir kişi için önemli olanın şahsi hayatı olmadığını belirtir. Ona göre esas olan umumi yani kişinin milletine adadığı hayattır. Nitekim kişinin hayatı fanidir ve sonsuz hayata sahip olan milletin hayatıdır. Büyük milletlerin olduğu gibi küçük milletlerin de mefkureleri vardır ve Batılı milletlerin ortak mefkuresi pan-helenizm yani Rum birliği olup Türk milletini yenerek bunun bir kısmını gerçekleştirmişlerdir. Ona göre mefkuresi olmayan milletler hayvan sürüsünden başka bir şey değildir.[8]  Mefkureler Nasıl Doğar? başlığı altında bir milletin mefkuresinin olabilmesi şartının bir arada yaşamak olduğundan bahis açar.[9] Millet Nedir?başlığı altında millet, ümmet ve devlet kavramlarının açıklamasını yapar. Aynı dili konuşanların hepsi bir millet, aynı dine inanların hepsi de bir ümmettir. Devlet de ümmetleri ve milletleri ayrı olan toplulukları bir arada tutan siyasi bir yapıdır. Türkçe konuşan bütün Müslümanları da Türk milletinden saymaktadır.[10] Türkiye’de Ne Kadar Türk Var? başlığı altında Türk topraklarındaki illerde ne kadar Türk olduğundan bahis açar. Türkiye de Turan’ın bir parçasıdır ve içerisinde Türk toplumundan başka farklı etnik kökenden toplumlar bulunduğunu belirterek bunların kimler olduğunu ve nerelerde bulunduğunu belirtir. Bazı Türk düşmanı kesimlerin kasten Türkleri Türkiye’de az göstermeye çalıştıklarını da sözlerine ekleyerek uyarıda bulunur. Bu tür kitapları yazanların Türk olup olmadıklarının, olsalar bile milliyetini sevip sevmediğinin ve millet kavramından ne anladığının sorgulanması gerektiğine değinir.[11] Türk’ün İstikbali başlığında ise şu hususları maddeleştirir:

1-Yüz milyonun esas lisanı birdir, Türkçedir.

2-Bütün Turanda çokluğu teşkil ederler. Aralarında başka büyük milletler yoktur. İstanbul’dan kalkan bir adam Azerbaycan, Kafkasya, Türkistan yoluyla ta Mançurya’ya kadar Türklerin arasında, Türkçe konuşarak gidebilir.

3-Dini ve lisanı bir olan Türk milletini içki illeti çürütmemiş, milli kuvvetleri sarf olmamıştır.

4-Dince ve lisanca olduğu gibi coğrafyaca dahi hiçbir millet Türkler kadar “topluluk” saadetine mazhar olmamıştır.

5-Şimdiye kadar birbirinden uzak bir ümmet hayatı süren Türkler artık maarif ve medeniyet sayesinde birleşmeye; dilde, işte, fikirde birlik yapmaya başlamışlardır.[12]

            Türklük Mefkuresi Nedir? başlığında Osmanlı döneminde Türklerin nasıl bir hayat sürdüğünden, milli bilinçten yoksun oluşlarından, Anadolu’ya göç ettiklerinde 15-16 milyonluk bir nüfusa sahip olduklarından, yapılan fetihlerden, gerilemeden ve Tanzimat’a giden süreçten, kaybedilen topraklardan, bu savaşlardan sonra Türklerin milliyetlerini hatırladıklarından ve Türk milletinin kendi mefkuresini oluşturmaya başladığından bahis açar. Ona göre bu mefkure şu üç maddeden oluşmaktadır: Lisan Muhabbeti, Millet ve Din Muhabbeti, Vatan Muhabbeti.[13] Lisan Muhabbeti’ni Türklerin milliyetlerini unuttuktan sonra yabancı dillerrin tesirine girdiği ve sonradan milliyetini hatırlayarak tekrar öze dönüş yaptığı ifadeleriyle anlatır. Şu satırlarla da devam eder: “Gördüler ki şimdiye kadar yazılmayan konuştukları lisan daha tatlı, daha canlı, daha güzel… Artık bu lisanla yazmağa başladılar. Yani söz söyledikleri gibi belki söylediklerinden daha güzel yazıyorlardı. Konuşma lisanını yazmak için:

1-Arapça ve Acemce terkip ve cemi kaidelerini kullanmamak. (Tabii ilim ve fendeki ıstılahlar müstesna)

2-Türkçeye girmeyen, Türk halkının manasını bilmediği yabancı kelimeleri kullanmamak…

İcap ediyordu. Bu iki noktaya dikkat eden pek güzel konuşulan Türkçeyi yazabiliyor ve yazdığını herkes gibi kendisi de anlıyordu. Her millet kendi lisanında yaşar. Lisansız bir millet çobansız sürü gibidir. Türkler varlıklarının umumi ve canlı bir lisanla kaim olduğunu anlayınca lisanlarını dünyada her şeyden mukaddes ve kıymetli gördüler. Onu edebiyata geçirmeye karar verdiler. Artık siz yetiştiğiniz zaman asla o eski divanlardaki Arapçalı, Acemceli karışık edebiyat lisanını kullanmayacak ve kullananları milliyetinizi tahkir etmiş sayacaksınız… İşte konuşulan Türkçemizi sevmeğe, bu lisanı edebiyatta kullanmağa “Lisan Muhabbeti” derler. Lisan, milletin manevi vatanıdır. Manevi vatana istihkâm yapılmaz ve müdafaasına gayret olunmazsa maddi vatan da yaşayamaz. Lisanlarını seven, kendi kelimelerini, kendi kaidelerini terk etmeyen milletler kurtulmuşlardır. Almanlar, Macarlar, Sırplar ve ilh gibi…”[14]

            Millet ve Din Muhabbeti başlığını ise şu satırlarla ifade etmektedir: “Her millet kendi millettaşlarını sever. Türkiye’de bazı Türkler şahsi ve politika menfaatleriyle hudut haricindeki millettaşlarını inkâr ederler. Onlara bakmamalı. Onlar hodperestlerdir. Milliyetini duyan bir adam bütün dünyada Türkçe konuşan insanları Türk bilir ve hiç ayırt etmeden hepsini sever. Türklerin hepsi Müslümandır. Türklüğü sevmek Müslümanlığı da sevmek demektir. Türk Milleti uyanır ve birleşirse Müslümanlık âlemi yüz milyonluk kuvvetli bir hadim kazanmış olur… Müslümanlık ancak Türklerin ve Türklüğün uyanmasıyla esirlikten kurtulacaktır!”[15]Vatan Muhabbeti başlığını ise kendi içinde üçe ayırır: milli vatan, dini vatan ve fiili vatan. Milli vatan, Türkçe konuşan bütün Müslümanların oturduğu yerler olup buraları Turan diye adlandırır. Dini vatan, ona göre turanla beraber bütün başka milletlerden olan Müslümanların oturduğu yerlerdir. Fiili vatan ise Osmanlı devletinin idare ettiği bütün Türkiye’dir. Bunun yanı sıra cahil milletlerin bir araya gelemeyeceğini ve uyanamayacağını, mahvolup gideceğini; ilme, fenne, iktisada önem vermeleri gerektiğini belirterek şu satırları kaleme alır: “Her Türk okuyup yazmak, öğrendikten sonra sanata, ticarete girmeli, milleti için zengin olmalıdır. Âlim milletler zengindir. Fertleri ayrı ayrı zengin olan milletler en kuvvetli milletlerdir. Türk Milleti iyice uyanmak parlamak için:

1-Milli ve Umumi bir Türk Edebiyatı

2-Türklerde Güzel Sanatlar (Musiki, resim, heykeltıraşlık, tiyatro ve ilh..)

3-Türklerde fen ve büyük sanatlar (Fabrikalar, ihtiyacımız olan makinalar, elektrik inşaatı vesaire …)

4-Türklükte ticaret ve iktisat

Lazımdır…”[16]

            Eserin son bölümü Bir Çocuk Nasıl Türk Milliyetperveri Olur? başlığını taşımaktadır. Bu bölüm makalemizin esas konusunu oluşturan kısım olduğundan burada tamamının verilmesi uygun görülmüştür:

“1- Konuştuğu Türkçeyi sever. Konuştuğu lisanı yazar. Ve bu güzel İstanbul Türkçesini herkese öğretmeğe çalışır.

2- Dini gibi milliyetini de sever. Ve mukaddes bilir. Türklüğün aleyhinde bulunanlara karşı müdafaa eder. Milliyetine lakırdı söyletmez. Türklüğün dünyadaki milletlerin hepsinden daha necip ve cesur olduğunu hatırından çıkarmaz. Hangi milletten olursa olsun Türkçe öğrenip Türk milliyetine karışan muhacirlere tıpkı eski kan kardeşiymiş gibi muamele eder.

3- Her fırsatta Türklüğü metheder. Türklüğe kıymet verir. Her fırsatta Türk tarihini, Türk cihangirlerini, Türk âlimlerini anar.

4- En büyük cihangirler Türklerden çıktığı gibi İbn-i Sina ve Uluğ Bey gibi en büyük âlimlerin de Türk Milletinden geldiğine iman eder.

5- Her şeyden evvel Türk tarihine vukuf peyda eder. Türklüğe dair yazılan edebi ve fenni şeyleri diğer mütalaalara tercih eder.

6- Askerlik, tüccarlık, sanatkârlık, memurluk hâsılı hangi meslek için hazırlanırsa hazırlansın en başlı emeli Türklüğe, Türk mefkûresine hizmet etme olur.

7- Şahsi hayatının fani fakat milliyetinin, Türklüğünün ebedi olduğunu aklından çıkarmaz. Herkes mezara girecek ve ölecektir. Tarihe giren kahramanlar ölmezler. Milletlerinin kalbinde yaşarlar. Milliyetperver olmak isteyen her çocuk da nasıl olursa olsun iyi bir nam ile Türk tarihine girmeye çalışır. Dünyada tarihe girip şanlı bir hatıra bırakmak kadar alî ve gıpta olunacak bir şey yoktur. Ruhunda büyüklük ve yükseklik meyilli olan çocuk mutlaka Türk milliyetperveri olur. Her yerde her vakit ve her işte birinci olmağa çabalar. Yorulmaz. Bıkmaz. Üşenmez. Vücudunu izcilikle ve idmanla, fikrini bilgi ile fenle, ruhunu milli mefkûre ile kuvvetlendirir. Bilgisiz bir kuvvet ve cahil kafa altında sağlam bir vücut hiçbir işe yaramayacağı gibi mefkûresiz bir ilim, mefkûresiz bir âlim de hiçbir işe yaramadıktan başka Türklük cemaatine tarif olunmaz zararları dokunur.”[17]

Ömer Seyfeddin’in Türk çocuklarına ve onların geleceğine verdiği önem ve onları hayata hazırlamaktaki gayesinde Türk milliyetçiliğinin nasıl bir temel oluşturduğu bu makale ile gösterilmeye çalışılmıştır. Burada ifade ettiğimiz düşüncelerin cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türk eğitim sisteminde karşılık bulduğunu görmekteyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün sayesinde küllerinden uyanan bir milletin çocuklarının eğitim müfredatına giren tarih dersi kitaplarına giren konu başlıkları da bu tezimizi güçlendiren bir belgedir. Kemalizm ve Ulusçuluk anlayışlarının da Türk çocuklarına aşılamayı hedefledikleri gayeleri Ömer Seyfeddin’in yıllar önce çocuklar için kaleme almış olması da onu bu siyasi doktrinin fikir babası yapar kanaatindeyiz. Son olarak sözü yine kendisine bırakarak makalemizi burada sonlandırıyoruz: “Ey Türk Çocukları! Siz hem kuvvet, hem bilgi hem de mefkûre sahibi olunuz. Büyük muvaffakiyetleriniz namınızı tarihe geçirecek ve sizi fani hayatın fevkindeki o ebedi ve ölümsüz hayata nail edecektir.”[18]

Bünyamin Tan

Kaynakça:

BOZDOĞAN, Ahmet “Ömer Seyfeddin”, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=6710,

[erişim tarihi: 04.02.2020]

.

GÖRGÜN, Melih Ömer Seyfettin’in Seçilmiş Eserlerinde Milliyetçilik Yansımaları, Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, 2018, s. 126-137.

Ömer Seyfeddin, Mektep Çocuklarında Türklük Mefkuresi, Şems Matbaası, İstanbul, (t.y.).

ŞENGÜL, Abdullah “Ömer Seyfettin’de Millî Kimlik”, AKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 1, 2001, s. 1-14.


[1] Ahmet Bozdoğan, “Ömer Seyfeddin”, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=6710,

[erişim tarihi: 04.02.2020]

.

[2] Bozdoğan, a.g.m.

[3] Melih Görgün, Ömer Seyfettin’in Seçilmiş Eserlerinde Milliyetçilik Yansımaları, Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, 2018, s. 133.

[4] Abdullah Şengül, “Ömer Seyfettin’de Millî Kimlik”, AKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 1, 2001, s. 7.

[5] Şengül, a.g.m., s. 11.

[6] Görgün, a.g.m., s. 133-134.

[7] Ömer Seyfeddin, Mektep Çocuklarında Türklük Mefkuresi, Şems Matbaası, İstanbul, (t.y.), s. 3-4.

[8] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 4-6.

[9] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 7-8.

[10] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 8-10.

[11] Ömer Seyfeddin, a.g.e., .s. 10-14.

[12] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 15.

[13] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 16-19.

[14] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 20-21.

[15] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 22-23.

[16] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 25-27.

[17] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 28-30.

[18] Ömer Seyfeddin, a.g.e., s. 30.

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...