Ana Sayfa Kitap İncelemesi Kitap İncelemesi: E. J. Hobsbawm, 1870’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik “Program, Mit...

Kitap İncelemesi: E. J. Hobsbawm, 1870’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik “Program, Mit Gerçeklik”

Kitap İncelemesi: E. J. Hobsbawm, 1870’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik “Program, Mit Gerçeklik”, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1995, 224 s.

            E. J. Hobsbawm tarafından kaleme alınan 1870’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik “Program, Mit Gerçeklik” başlıklı eser, Osman Akınhay’ın tercümesiyle Türkçeye çevrilmiş ve Ayrıntı Yayınları aracılığıyla okuyucuyla buluşturulmuştur. Kitapta, milletlerin ilksel milliyetçilik yorumunda olduğu gibi, antropolojik bağlar üzerinden tanımlanarak tarih kadar eski topluluklar olduğu varsayımına itiraz edilmekte ve ulus-devletlerin olmadığı yerlerde milliyetçiliklerden bahsetmenin anlamının olmadığı öne sürülmektedir. Dolayısıyla Hobsbawm’ın milletleri, bazı farklılıklar olmakla birlikte Benedict Anderson’ın Hayali Cemaatler isimli kitabındaki gibi, inşa edilmiş topluluklar olarak tanımladığı ifade edilebilir. Yani Hobsbawm’ın milliyetçilik anlayışı, ulusların inşa edildiği varsayımı üzerine dayanmakta ve bu nedenle de modern milliyetçilik sınıfında yer almaktadır.

            Milliyetçilik anlayışını temellendirdiği eserinde Hobsbawm, milliyetçilik terimini tıpkı yine bir modern milliyetçi olan Ernest Gellner gibi, politik birim ile milli birimin uyumunu ifade eden bir ilke olarak tanımladığını belirtmektedir. Ancak yazar, Gellner’den ayrıldığı noktanın da altını çizmektedir. Hobsbawm’a göre Gellner’in yaklaşımının eksikliği, tepeden modernleşme perspektifinin, aşağıdan değerlendirmeye yeteri kadar önem verilmesini güçleştirmesidir. Bu kapsamda Hobsbowm’ın altı bölümden oluşan eserinde yer alan konular şu başlıklar altında incelenmektedir:

  • Yepyeni Bir Şey Olarak Devlet: Devrimden Liberalizme
  • Popüler Ön-Milliyetçilik
  • Hükümetlerin Perspektifi
  • Milliyetçiliğin Biçim Değiştirmesi, 1870-1918
  • Milliyetçiliğin Zirvesi, 1918-1950
  • Yirminci Yüzyılın Sonunda Milliyetçilik

Bahse konu olan bölümler bağlamında yazarın eseri incelendiğinde, “Yepyeni Bir Şey Olarak Devlet: Devrimden Liberalizme” başlıklı bölümde, etimolojik boyutuyla “nation” (millet) sözcüğünün incelendiği görülmekte ve burada Hobsbawm’ın modern millet kavramının tarihsel açıdan yeniliğine dikkat çektiği anlaşılmaktadır. Bu anlamda Hobsbawm, Fransızların millet tanımına atıfta bulunarak “millet”in “tek ve bölünmez” olması gereken devrimler çağında, millet kavramının bir özelliğinin de bu olduğunu dile getirerek kavrama olan yaklaşımını ortaya koymuş ve milleti, kolektif egemenlikleri kendilerinin politik ifadesi olan bir devlette somutlaşan yurttaşlar topluluğu olarak tanımlamıştır. Bu çerçevede ortaya çıkan Millet=Devlet=Halk denklemi ise milleti, bir toprak parçası üzerinden tanımlamayı; yani temelinde yurttaşlık bağının yer almasını gerektirmiştir.

Aynı bölümde Hobsbawm, 19. yüzyıl milliyetçiliklerinin ve milletleşme süreçlerinin üzerinde Wilson’un “halkların kaderini tayin hakkı” söyleminin de etkili olduğunu ve dolayısıyla milletleşme olgusunun liberal değerler üzerinden şekillendiğini söylemektedir. Bu söylemi takiben çeşitli örnekleri inceleyen yazar, Massimo d’Azeglio’nun “İtalya’yı yarattık, şimdi de İtalyanları yaratmalıyız.” sözünü ve Albay Pilsudski’nin “Devleti yaratan millet değil, milleti yaratan devlettir.” cümlesini hatırlatarak milletlerin inşa edilmiş topluluklar olduğu savına dikkat çekmektedir.

Hobsbawm, eserinin “Popüler Ön-Milliyetçilik” başlığını taşıyan ikinci bölümünde, dil, etnik köken, din ve kültür gibi değerler üzerinden popüler bir şekilde varlığını sürdüren ön-milliyetçiliklere değinmekte ve çeşitli örneklere atıfta bulunarak ön-milliyetçilikler üzerinden modern milletleri ve milliyetçilikleri tanımlamanın doğru olmayacağına işaret etmektedir. Bu kapsamda Hobsbawm, durumu örneklendirmek adına Yahudi ön-milliyetçiliği ile modem Siyonizm arasında tarihsel bir süreklilik olmadığına dikkat çekmekte, Alman milliyetçiliği açısından Tirol Ayaklanası ile Adolf Hitler’in nazizm düşüncesi arasında özsel bir bağ bulunmadığını öne sürmekte ve Yunan milliyetçilerinin çok sık tarihsel bağ kurmaya çalıştıkları Helen Uygarlığı döneminde konuşulan Yunancayı bilmediklerini hatırlatmaktadır.

Kitabın “Hükümetlerin Perspektifi” başlığını taşıyan üçüncü bölümünde ise milletleşme süreçleriyle beraber gelişen yeni meselelere değinilmektedir. Bu konuların en önemlisi milliyetçiliğin yükselişine bağlı olarak demokratik yurttaşlık hususunun gündeme gelmesi olmuştur. Ancak devletlerin siyaseti demokratikleştirme adımı, pek çok açıdan şovenist bir yurtseverlik anlayışının yükselişe geçmesini de beraberinde getirmiştir. Zira devletler, inşa edilen milletlerin aidiyetlerini semboller aracılığıyla güçlendirmeye çalışmış ve bağlılık duygusunu aşılamak için ideolojik mühendisliğe yönelmiştir. Bahse konu olan dönemde milli marşlar ve milli diller modern milletlerin modern devletlere olan bağlılık motivasyonunu arttıran mühim unsurlar olarak öne çıkmıştır. Ancak Habsburglar örneğinde de görüldüğü üzere, dil=millet tanımlayışı, milliyetçileri tatmin etmeye yetmemiş ve farklı rekabetlerin vuku bulmasının önünü açmıştır.

Tüm bu gelişmeleri aktaran yazar, kitabının “Milliyetçiliğin Dönüşümü, 1870-1918” başlıklı dördüncü bölümünde ise milliyetçiliklerin on dokuzuncu yüzyılda bir yandan ırkçı ve diğer yandan da yabancı düşmanlığı üzerinden şekillenen Darwinist Evrimci bir noktaya savrulduğuna dikkat çekmiştir. Bu da ırkçılık ile milliyetçilik arasında bağ kurulmasına neden olmuş ve böylelikle dilsel ve etnik milliyetçiliklerin birbirini kuvvetlendirmesi sonucunu doğurmuştur. Bu yüzden de yazara göre, milliyetçiliklerin 1870’lerden 1914’lere uzanan süreçte ivme kazanması hiç de şaşırtıcı değildir. Bu durumun bir başka sonucu ise milliyetçiliklerin sömürgeci niteliğe evrilmesi olmuştur. Zira Hobsbawm, söz konusu durumu, sol ve liberal değerlerle ilişkilendirilen milliyetçiliğin, zamanla sağcı şovenist, emperyalist ve yabancı düşmanı bir karaktere doğru ilerlemesi şeklinde nitelendirmiştir. Bu nedenle de Hobsbawm, bahsi geçen dönemde milliyetçiliğin yaşadığı dönüşümü, faşizmin doğumuna yol açan başat süreç olarak ifade etmiştir.

Hobsbawm’ın eserinin beşinci bölümü ise “Milliyetçiliğin Zirvesi, 1918-1950” başlığını taşımaktadır. Söz konusu bölümde yazar, iki savaş arası dönemin milliyetçiliklerin potansiyeli ve sınırlılıkları hususunda önemli bir değerlendirme fırsatı sunduğuna dikkat çekerek faşizmin yükselişi ve anti-faşist sol hareketlerin milliyetçi eğilimlere sahip çıkması gibi gelişmeleri kuramsal düzeyde açıklamıştır.

Kitabın son bölümü olan “Yirminci Yüzyılın Sonunda Milliyetçilik” başlıklı bölümde ise 1990’lı yılların başında yaşanan gelişmelerden hareketle, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi çok uluslu devletlerin dağıldığını hatırlatan yazar, yeni milli devletlerin kurulduğunu belirtmekte ve yakın zamanda ayrılıkçı hareketlerin artışa geçmesinin önünde herhangi bir engel bulunmadığını iddia etmektedir. Ancak buna rağmen yazar, gelinen noktada milliyetçiliklerin Fransız Devrimi ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde olduğu gibi, çağı yönlendirecek başat bir tarihsel güç konumunda olmadığına da vurgu yapmaktadır.

Sonuç olarak Hobsbawm, uluslararası politikada meydana gelen pek çok gelişmeyi ve modern ulus-devletin yaşadığı dönüşümleri, milliyetçiliğin yükseliş ve düşüş trendleri bağlamında kuramsal bir çerçevede incelemiştir. Modern milliyetçilik yorumları açısından mühim bir eser olan bu çalışmayı tüm Anlık Dergisi okurlarına tavsiye ederiz. 

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...