Ana Sayfa Dergiden Kemalist Cumhuriyetin Üçüncü Dünyacı Çizgisi Ve Kemalist Elitlerdeki Üçüncü Yol Yanılgısı

Kemalist Cumhuriyetin Üçüncü Dünyacı Çizgisi Ve Kemalist Elitlerdeki Üçüncü Yol Yanılgısı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kemalist dönem denildiğinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu süreç akıllara gelmektedir. Hayatta olduğu süre boyunca Atatürk’ün “idealist realizm” olarak da tanımlanabilecek bir dış politika anlayışı çerçevesinde devletler arası ilişkilere yaklaştığı ifade edilebilir. Zira Atatürk, güç dengelerini doğru okuyan ve bu kapsamda gerekli ittifak ilişkilerini tesis eden bir realist olduğu kadar; orta ve uzun vadede daha yaşanılabilir bir dünyayı arzulayan idealist bir kişiliğe de sahipti. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin hissedildiği; yani faşizmin yükselişe geçtiği bir dönemde Türkiye’nin güvenliğini önceleyerek Sadabat Paktı ve Balkan Antantı gibi ittifaklara yönelinmesi ne derece realist bir dış politika okuması ise Kemalizmin mazlum milletlere olan yaklaşımı da o derece idealisttir. Üstelik realist bölgesel güvenlik anlayışı da emperyalist devletleri, bölge sorunlarının dışında tutmayı öncelemiştir.

Meseleye daha kuramsal bir çerçeveden bakıldığında, Stephen Wolt tarafından kuramsallaştırılan “savunmacı realizm” anlayışından bahsetmek gerekmektedir. Neorealist kuramın temsilcilerinden olan Wolt’a göre, devletler arası münasebetlerde güç dengesi sistemi, algılanan tehdidin dengelenmesi ihtiyacının ürünüdür. Nitekim Balkan Antantı’nı ortaya çıkaran şey de İtalya’da Benito Mussolini’nin iktidara gelmesi ve Ege’ye yönelik saldırgan taleplerde bulunmasıdır. Bu tehdidi dengelemek için Kemalist Cumhuriyet, dış politikasını statükocu bir yaklaşım üzerine inşa etmiş ve bölgesel güvenliği temin edebilmek amacıyla Yunanistnan, Romanya ve Yugoslavya’yla bir ittifak tesis etmiştir. Benzer bir şekilde Sadabat Paktı da İtalya’nın Habeşistan’a saldırması neticesinde Türkiye, İran, Irak ve Afganistan tarafından imzalanmıştır. Tüm bu durum ise Atatürk döneminde Türk dış politikasının ulusal güvenliğin sağlanması hassasiyetine sahip olduğunu göstermektedir. Bu hassasiyetin temini ise bölge devletleriyle dayanışmadan geçmektedir.

Bununla birlikte ayakları yere sağlam basan ve gerçeklikten kopmayan bu realist anlayışın idealist hedeflerinin bulunduğu da açıktır. Zaten Kemalizmi, Türkiye’nin sınırlarını aşarak mazlum milletler için rol model haline getiren de tam olarak bu idealizmdir.

Bilindiği üzere Atatürk, mazlum milletlere ilişkin şu sözü söylemiştir:

“Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Şu anda günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Bu milletler, bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen mânileri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı alacaktır.” 

Atatürk’ün bu yaklaşımı, onun Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın üçüncü dünyada etki yaratmasını umduğu şeklinde yorumlanabilir. Zaten bu yüzden de üçüncü dünyada meydana gelen milliyetçi hareketlerde, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın izlerini görmek mümkündür. Üstelik Kemalizm, yalnızca antiemperyalist ulusal kurtuluş savaşıyla değil; aynı zamanda Cumhuriyet fikri ve onu takip eden Türk modernleşmesiyle de üçüncü dünya halklarına devrimci bir rol model olmuştur. Bu kapsamda Mısır’da Cemal Abdülnasır’ın, Tunus’ta Habib Burgiba’nın, Hindistan’da Javaharlal Nehru’nun, Afganistan’da Amanullah Han’ın ve hatta İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Kemalizmden esinlendiği iddia edilebilir. Dahası Üçüncü Dünyacılık ideolojisinin dünyada iki kutupluluğu reddederek üçüncü bir alternatifi örgütlemeye çalıştığı Bağlantısızlar Hareketi’nin de Kemalizmi rol model olarak benimsediği öne sürülebilir. Bu noktada Kemalizmin, üçüncü dünyacılık olarak ifade edilen mazlum milletler ideolojisinin öncülü olduğu söylenebilir.

Kısacası Atatürk döneminde Türkiye, ayakları yere sağlam basan ve bölgesel ittifaklar vesilesiyle ulusal güvenliğini korumaya çalışan bir realist akıl tarafından yönetildiği gibi, küresel düzeyde de antiemperyalist bir duruşun öncülü olmuştur. Bu nedenle de söz konusu dönem, realist idealizm kavramı aracılığıyla tanımlanabilir. Yani Atatürk, mazlum milletlerin örnek lideri olarak tarihteki yerini almıştır. Ancak son dönemde Kemalist elitler tarafından sıklıkla kullanılan bir kavram dikkat çekmektedir. Bu kavram ise “Üçüncü Yol” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Son olarak Sinan Meydan’ın Sözcü gazetesindeki “Kemalizm” başlıklı köşe yazısında Kemalizm, “üçüncü yol” olarak nitelendirilmiştir.[1] Oysa “üçüncü yol”, İngiltere’de İşçi Partisi iktidarı döneminde Başbakan olarak görev yapan Tonny Blair’in danışmanlarından Antonio Giddens tarafından kuramsallaştırılmış yeni bir sosyal demokrasi anlayışını savunan ve emperyalizmin yok edilmesi gereken bir şey olmayıp; ıslah edilebileceğini; dolayısıyla kapitalizmin kötü olmadığını var sayan yaklaşımdır.[2] Üstelik Blair döneminde İngiltere’nin Irak’taki Amerikan işgaline suç ortaklığı yaptığı da hatırlanırsa, üçüncü yol fikrinin dünyaya ilerici bir değer sunmadığı görülebilir. Bu nedenle de Kemalizm gibi, antiemperyalist bir mücadele ruhunu, emperyalist işgallere taşeronluk yapmış bir ideolojiyle tanımlamak hatalı bir yaklaşımı barındırmaktadır.

Elbette Sinan Meydan ve onun gibi Kemalizmi “Üçüncü Yol” olarak tanımlayan bireylerin iyi niyetinden şüphe yok. Ancak aydın olma sorumluluğu çerçevesinde literatürün de doğru kullanılması gerekiyor. Zira bugün yapılan terminolojik hatalar, gelecekte gerçekleşecek ideolojik savrulmaların habercisi olabilir.

Neticede Atatürk döneminde Türkiye, kendi güvenliğini bölge sorunlarından emperyalist devletlerin uzak tutulması hassasiyeti çerçevesinde inşa etmiş; küresel meselelere ise mazlum milletlerin yanında konumlanarak yaklaşmıştır. Bahsi geçen döneme dair söylenebilecek en somut gerçeklik, Kemalizmin ulusal kurtuluşçu ve devrimci bir tutum olarak üçüncü dünyacılığın habercisi olduğudur. Üçüncü yol ise batılı emperyalistler ile uzlaşıya açık bir ideolojik yaklaşım olarak çok da savunulabilecek bir yol değildir.


[1] Sinan Meydan, “Kemalizm”, Sözcü, https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/sinan-meydan/kemalizm-.5563892/, (Erişim Tarihi: 17.01.2019).

[2] Üçüncü Yol hakkında detaylı bilgi için bkz. Antonio Giddens, Üçüncü Yol-Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi, Birey Yayınları, İstanbul 2000.

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...