Ana Sayfa Dergiden Kemalist Aydınlanma… Felsefe ve Eğitim

Kemalist Aydınlanma… Felsefe ve Eğitim

Kemalizm, dünyadaki çeşitli oluşumların ve ülke içindeki bazı süreçlerin bir bileşkesi olarak özgün bir ideoloji şeklinde ortaya çıkmıştı. Bu ideolojinin evrensel kültürden etkilenmesi ve belirlenen hedeflerin ülkenin koşullarına göre düşünülmesi bunun açık göstergesidir. Kemalist eğitim anlayışını tanımlayabilmek için, öncelikle bu ideolojiyi oluşturan süreci açıklamak gerekir.

19.yy’da Avrupa’da sınıf kavgaları keskin bir hal almıştı. Bu sınıf kavgalarının ideolojik ifadesi, idealizm-materyalizm[1] şeklindedir. İdealizm ve materyalizm arasındaki mücadelenin tarihi Antik Yunan’a kadar dayanmaktadır. Burjuva devrimlerinden önce idealizm, dini idealizmin tekelindedir ve kilise tarafından temsil edilmektedir. Oysa 17.yy’dan itibaren modern bilimlerin gelişmesi, toplum üzerindeki kilise otoritesini derinden sarsmış ve idealizmin laik biçimde savunulmasına yol açmıştı. Burjuva çıkarları çeşitli ideolojiler tarafından bu dönemde savunuldu. Bu dönemin etkili fikir akımlarından pozitivizm, Jön Türklerden itibaren Osmanlı aydınlarını etkilemiş ve Türk Devrimlerine de temel oluşturmuştu. Genç Osmanlılar – Jön Türkler – II. Meşrutiyet – İttihat ve Terakki çizgisini takip eden pozitivizm süreci Cumhuriyet’e devrolmuştur. Kemalizm’de önemli devrimlerden olan halkçılık, aynı zamanda İslami hâkimiyet teorisine karşı çıkan ve sonunda onun yerini alan bir hâkimiyet teorisidir. Halkçılık, siyasi iktidarın kaynağını, bir bütün olarak ulus egemenliğinde görür. Halkçılık ilkesi, gerek sınıfsal gerekse siyasi yönü ile Kemalizm’i pozitivizme yaklaştırır.  Kemalizm’i pozitivizm paraleline sokan diğer önemli kavramlar bilim ve laikliktir. Mustafa Kemal’e göre çağdaş medeniyetin temeli bilimdir.[2] Mustafa Kemal’in pozitivizm ve bilimi merkeze aldığı, eğitim ile ilgili şu sözlerinden anlaşılabilir:

“…Devlet bünyesinde yüzyıllar boyu derin idari ihmallerin neden olduğu yaraları iyileştirmede verilecek emeklerin en büyüğü hiç kuşku yok ki, irfan yolunda esirgememiz lazımdır… … Şimdiye kadar takip olunan öğretim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinde, önemli etken olduğu kanaatindeyim. Onun için bir Milli Eğitim Programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaradılış niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın tam olarak gelişmesi, ancak böyle bir kültürle sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Fikri kültür, ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir…”[3]

Mustafa Kemal dönemi eğitim felsefesini, Kemalist ideoloji oluşturur. Altı ilke, bu dönemdeki eğitim reformlarını yönlendirici unsur konumundadır. Bu ilkelerden Milliyetçilik, birçok farklı öğeden oluşan toplumu, kültürel ve eğitimsel amaçlar çerçevesinden bütünleştirmiştir. Mustafa Kemal, eğitim alanındaki reforma çok önem vermiştir; çünkü ona göre eğitim, ulusal birliğin ve laik toplum yapısının temelidir. Eğitim alanındaki gelişmeler sadece siyasi anlamda bağımsızlığın değil, ekonomik manada ilerlemenin de itici gücüdür. O’na göre ekonominin en etkili aracı eğitimidir.

“…Maarifin milli, laik ve tek mektep esasına dayalı olması umdemizdir. Terbiyede hedefimiz, milli cemiyetin medeni ve toplumsal kıymetini yükseltecek ve iktisadi kudretini artıracak vatandaşlar yetiştirmektir. İlk tahsilin parasız ve mecburi olması esasının en kısa müddet zarfında bilfiil tahakkuk ettirilmesini birinci derecede ehemmiyetle takip ediyoruz. İlk tahsili bitiren vatan çocuklarının muhtelif kabiliyetleri gelişebilmeli ve onların maddi veya manevi sahada üretici olmaları temin edilmelidir. Onun için genel terbiye müesseseleri yanında meslek mekteplerini geliştirmek maarif siyasetimizin ana hatlarındandır. İlk tahsili alamamış gençlere her vatandaş için lazım olan malumatı boş zamanlarında halk dershanelerinde vermeye çalışmak, muhtelif iktisadi işler gören vatandaşların üretim kudretini artıracak mesleki kurslar açmak maarif programımıza dahildir.

Darülfünunumuzu ve yüksek müesseselerimizi memleketin ilim ve yüksek teknik adamlarına olan şiddetli ihtiyacı temin eyleyecek şekilde düzenlemek ve ilim adamlarımıza layık oldukları geleceği ve mevkii hazırlamak esaslı umdelerimizdendir.

Sanayii nefise müesseselerinin gelişmesine çalışılacak ve yüksek sanatkar yetişebilmesi için lazım gelen muhit hazırlanacaktır. Türk dilinin kaideleri ve lügati mazbut bir lisan halinde gelişebilmesini ve her nevi fikir ve hisleri ifade edebilecek bir hale gelmesini kolaylaştıracak tedbirler alınması lüzumludur. Çok mühim ve nazik olan harf meselesini düşünüyoruz…”[4]

O dönem var olan yazı dilinin, geçmişte reform hareketlerini zorlaştırdığını dikkate alan Atatürk, eğitimde reformu ‘Dil devrimi’ ile başlatmıştır.

“…Muhterem Efendiler;

Eğitimde geçen devrenin en mühim hadisesi Türk harflerinin kabul ve tatbikidir. Türk harflerinin resmi ve genel hayatta tatbiki iki sene sürdü. Mekteplerde bu ıslahın icap ettirdiği değişiklikler süratle tahakkuk ettirildi. Bütün devlet dairelerinde, matbuatta ve vatandaşlara açılan genel kurslarda ve mekteplerde Türk yazısı yayıldı ve öğretildi. Şimdi basit bir iş zannolunan bu hadise tarihimizin büyük hadiselerinden ve başlıca dönüm noktalarından biri olarak ebediyen zikrolunacaktır.

Türk dilinin bağımsız hüviyeti ile mükemmel ve medeni bir gayeye erişmesi için esaslı mesai de geçen devrede başlamıştır.

1927 programının tatbikine ciddiyetle devam ettik. Ancak ihtiyaç o kadar çok ve milletimizin irfana rağbeti o kadar artmış ki, daha uzun zamanlar elimizdeki vasıtalar ve bizim bütün gayretimiz taleplere kafi gelmeyecektir. Bizim bütün mesaimiz gelecekte de eğitimde yeni vasıtalar bulmaya ve bilhassa tasarrfukarane usullerle eldeki vasıtalardan azami neticeler alınmasına yönelik olacaktır…”[5]

Atatürk, yeni bir kuşağa ortak değerler ve politik bilinç kazandırmanın tek yolunun eğitim olduğunu düşünür. Eğitim sistemi, yeni kurulan Cumhuriyet ile uyumlu hale getirilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet’in eğitim politikası da laiklik ve halkçılık ilkelerine dayanmıştır.[6] Suna Kili, Cumhuriyet’in kültürel bakımdan millileşme ve halklaşma çabalarını şöyle açıklar:

“… Atatürk Devrimi’nin 1928-1932 döneminde yoğun biçimde uygulamaya koyduğu atılımlar, kültürde ulusallaşma ve halklaşmaya yöneliktir. Bu dönemde Latin kökenli yeni Türk alfabesinin kabulü; yeni harflerle okuyup yazmayı yaygınlaştırmak için ‘ulus okulları’nın açılması; Türk çocuklarının ilköğretimlerini Türk okullarında yapmaları zorunluluğunun getirilmesi; uluslararası rakamların alınması; ölçülerde kilo ve metre yönteminin benimsenmesi; Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarının kurulması; Halkevlerinin açılması bu amacın gerçekleştirilmesi için atılan adımlar, girişilen devrimsel uygulamalardır.

Bu dönemin ikinci bir özelliği daha vardır. 1930’larda, çok partili siyasal yaşama geçişin ikinci bir denemesi yapılmış, ‘Serbest Cumhuriyet Fırkası’ kurulmuş; bu yeni kuruluşun etkilemeleri, yarattığı hava içinde Menemen’de bir karşı devrim olayı patlak vermiş; bunun üzerine yeniden tek partili hayata dönülmüştür.

Tüm yenileşme çabalarında, geleneksel toplumlardan çağdaş toplumlara geçişte ulusallaşma, ulusal devlet kurma, ulusal bir siyasa izleme, ulusal bir kültür yaratma ve bunu halka yayma temel amaçlardan biri olmuştur. Yenileşmenin, değişmenin, çağdaşlaşmanın bu temel aşaması, Türk devriminin ulusçu, halkçı, laik, cumhuriyetçi içeriğiyle girişilen her eylemde göz önünde tutulmuştur.

Her yeni devlet, her devrim, kendine özgü siyasal, ulusal kültürü getirmek, bunu geliştirmek; siyasal, ekinsel toplumsallaşma yöntemiyle bu ekinin tüm toplumca benimsenmesine çalışmak zorundadır. Bu zorunluluk, kurulan yeni devletin, gerçekleştirilmek istenen devrimin, uygulanan yeni düzenin bir yaşam biçimi olarak tüm ulusça, halk katlarınca içtenlikle benimsenmesi gereksemesinden doğmaktadır. Her yeni düzenin yaşamasının, sürekli olmasının, yaygınlaşmasının bir karşı devrimle yıkılmaz hale gelmesinin vazgeçilmez önkoşulu bu düzenin, tüm ulusça, toplumca ‘meşru’ görülmesidir. Bu meşruluk, bir siyasal zorunluluğun ötesinde, o düşüngünün (ideolojinin) bir inanç, ülkü olarak toplum bireylerinin kafalarında ve yüreklerinde yerleşmesi, içtenlikle benimsenmesidir. Devrimin, yeni düzenin yaşaması buna bağlıdır…”[7]

Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında, eğitimde, pozitif düşünce kadar etkili olan bir diğer felsefi akım pragmatizmdir. Bu yıllarda pragmatizmin devrim üzerindeki etkisi, bilgi anlayışından insan kavrayışına, toplum kavramından devlet görüşüne değin belirli hedefler gözetilerek devrimin, kurumların yapısını belirleyen, temellendiren temel görüş değildir. Bu felsefeye daha çok başvurulan alan, yönetimin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümünde bir yaklaşım, bir yöntem olarak ortaya çıkar. Okur-yazarlığın arttırılması, devlet kadrolarına personel yetiştirmek, köylünün eğitim düzeyini yükseltmek, tarımsal üretimi arttırmak gibi son derece problem çözücü pragmatik politikalar buna örnek gösterilebilir.[8] Cumhuriyet Halk Fırkası 1931 tarihli programında ‘Milli Öğretim ve Eğitim’ başlığı altında nasıl bir sistem arzulandığı ve istenen eğitimin amacı şu şekilde ortaya konmuştur:

“… 1-) Milli öğretim ve eğitimde esas düsturlarımız şunlardır:

  1. a) Eğitim siyasetimizde temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Eğitimimizde her gün nispeten daha fazla çocuk ve vatandaş okutacak ve yetiştirecek bir program takip olunacaktır.
  2. b) Kuvvetli, Cumhuriyetçi ve laik vatandaş yetiştirmek tahsilin her derecesi için mecburi ihtimam noktasıdır. Türk milletine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Türkiye devletine hürmet etmek ve ettirmek duyarlılığı bir vazife olarak telkin olunur.
  3. c) Fikri olduğu kadar bedeni gelişmeye de ehemmiyet vermek ve bilhassa milli karakteri, milli, derin tarihimizin ilham ettiği yüksek dereceler çıkarmak büyük emeldir.
  4. d) Eğitim ve öğretimde takip edilen usul, bilgiyi vatandaş için maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden bir cihaz haline getirmektir.
  5. e) Eğitimin her türlü hurafeden ve yabancı fikirlerden uzak, üstün, milli ve vatanperver olmalıdır.
  6. f) Her tahsil ve eğitim müessesesinde talebenin teşebbüs kabiliyetini kırmamaya, şefkat ve güler yüzle itina etmekle beraber onları hayatta kusurlu olmaktan korumak için ciddi bir intizam ve disipline ve samimi ahlak anlayışına alıştırmanın mühim olduğu kanaatindeyiz.
  7. g) Fırka’mız vatandaşların Türk’ün derin tarihini bilmesine fevkalade ehemmiyet verir. Bu bilgi Türk’ün kabiliyet ve kudretini, özgüven hislerini ve milli varlık için zarar verecek her cereyan önünde yıkılmaz mukavemetini besleyen mukaddes bir cevherdir.

2-) Mektepler hakkında başlıca fikirlerimiz:

  1. a) Şehirlerde, köylerde ve köyler mıntıkasında vaziyet ve ihtiyaca göre gündüzlük ve yatılı ilkmektepleri muntazam bir tatbik programı altında artırılacaktır. Köy mekteplerinde sıhhat, yaşayış ve mıntıkasıyla münasebeti olan ziraat ve sanat fikirleri verilecektir.
  2. b) Meslek ve sanat mektepleri memleketin ihtiyacına yetişecek derecede artırılacak ve lüzumlu kurslar açılacaktır.
  3. c) Her vilayet merkezinde ve orta tahsili memlekete yaymak esası gözetilerek icap eden kazalar mıntıkalarında orta mektep bulundurmak lüzumuna kaniyiz. Orta mekteplerden uzak muhitlerdeki vatan çocuklarının huzur ve emniyetle istifadelerini temin için talebeyi gece ücretle yatıracak teşkilat yapmaya çalışılacaktır. Bu mekteplerde mıntıkalarıyla münasebeti olan mesleki malumat verilmesine itina olunacaktır.
  4. d) Liselerimizi yüksek tahsile tam kabiliyetli talebe yetiştirecek surette her bakımdan takviye edecek ve eksiklerini tamamlayacağız.
  5. e) Darülfünun ıslah edilip düzene konularak lazım olan dereceye yükseltilecektir. Yüksek mekteplerimiz kendilerinden beklenilen neticeleri verebilecek mükemmeliyete getirilecektir.

3-) Güzel sanatlara, bilhassa musikiye, inkılabımızın yüksek tecellisiyle orantılı bir surette ehemmiyet vereceğiz

4-) Müzelerin ve genel olarak eski eserlerin itina ile tasnifleri ve icap edenlerin yerlerinde iyi muhafazalarına itina olunacaktır.

5-) Türk dilinin milli, mükemmel ve mazbut, bir dil haline gelmesi hakkındaki milli teşebbüse devam olunacaktır.

6-) Kitap, yayım ve kütüphane işleri Fırka için mühimdir.

7-) Fırka’mız, Türk vatandaşlarının vücuda getirmiş oldukları ve getirecekleri bütün spor teşekküllerini, milletin kuvvetli ve iradeli tutulması noktasından fevkalade mühim sayar, bu teşekkülleri sürdürmeyi ve himaye eylemeyi vazife bilir…”[9]

Cumhuriyet ile başlayan yeni dönemde Osmanlı Devleti’nden devralınan çok merkezli eğitim sistemini tek çatı altında birleştirmek eğitim politikalarının temel amaçlarından olmuştur. Tek bir yönetim, tek bir millet ve tek bir eğitim sistemi benimsenir. Yapılan tüm planlar, belirli bir hedef doğrultusunda bu temel ilkeye göre gerçekleştirilmeye çalışılır. Ulus egemenliğine dayalı ve tam bağımsızlığı kendisine ilke edinen genç Cumhuriyet, gelişmiş bir ulus olarak uygar dünyanın içinde yaşamayı ön plana alır. Hem devlet hem de ulus olarak, kendine çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak gibi bir hedef belirlemiştir.

Atatürk dönemi Milli Eğitim Bakanlarından Vasıf Çınar zamanında, eğitim ve kültür sorunlarını görüşmek üzere II. Heyeti İlmiye toplantısı (1924) düzenlenir. Alınan kararlar arasında:

–        İlkokul öğretim süresi altı yıldan beş yıla indirilmesi

–        Ortaokul ve liselerin ayrı ayrı birer bölüm haline getirilmesi ve her ikisinin sürelerinin üçer yıl olarak belirlenmesi, böylece orta öğretimin yedi yıldan altı yıla indirilmesi

–        Öğretmen okullarının eğitim sürelerinin dört yıldan beş yıla çıkarılması

–        Kız liselerinin de erkek liseleri gibi tam sınıflı hale getirilmesi

–        Ortaokul, lise ve öğretmen okulu programlarının geliştirilerek sosyoloji derslerinin eklenmesi

–        İlkokul öğretim programlarının geliştirilmesi

–        Yeni ders kitaplarını yazdırılması

gibi konular bulunmaktadır. Bu konularla ilgili inceleme komisyonları kurulmuş, hazırlanan raporlar genel kurulda tartışılmış ve alınan kararların büyük bir kısmı uygulamaya konulmuştur. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati döneminde III. Heyeti İlmiye toplantısı (1925) yapılır. Bu toplantıda:

–        Devlet ve il bütçelerinden Milli Eğitim Teşkilatına ayrılan ödeneklerin daha yararlı bir şekilde kullanılması

–        Okullara kayıt için başvuran çocukların, tümünün kabul edilmeleri için okul kapasitelerini artırıcı önlemlerin alınması

–        Liselerin yeniden düzenlenmesi ve belirli merkezlerde kuvvetli liseler açarak yavaş yavaş çoğaltılması

–        Öğretmen okulları ile diğer meslek okullarının belirli merkezlerde toplanması ve güçlendirilmesi

–        Yatısız okullarda karma öğretim uygulanması

–        Stajyer öğretmenlere verilecek pedagojik formasyonun esaslarının tespit edilmesi

–        Talim ve terbiye işleri ile meşgul olmak üzere bir Talim ve Terbiye Dairesi kurulması

gibi konular görüşülmüş ve gerekli kararlar alınmıştır.[10]

Eskinin yerine yeni eğitim anlayışı, uygulama ve yöntemlerin işleme konması zorlu bir süreçten geçmiştir. Cumhuriyet ile birlikte monarşik ve teokratik bir anlayışa göre düzenlenen eski programlar yerlerini pozitivist felsefe temelli, pragmatist bir tutumla ve Kemalist ideolojiye göre hazırlanmış yeni programlara bırakmıştır.

 

[1] İdealizm-materyalizm ya da başka bir deyişle madde-ruh ikilemi felsefe tarihinin hiçbir döneminde güncelliğini yitirmemiş ve açıklanması beklenen önemli sorunlardan biri olarak varlığını sürdürmüştür. Varlığın kökeninin araştırılması ve incelenmesi sürecindeki maddeci eğilimler, materyalizmin kaynağını oluşturmaktadır. Materyalizm’e göre evrenin temeli maddedir. Yani duyularla algılanabilen dünya gerçektir. Evrende var olan her şey maddenin farklı görünümlerinden başka bir şey değildir. Bkz. GÖZE, Ayferi, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, Beta Yayın, Temmuz 2005, s. 274.;  Politzer’e göre idealizm insanların bilgisizliğinden doğmuştur. Materyalizm ise bu bilgisizliğe karşı var olan savaşımın adıdır. Bkz. POLITZER, Georges, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, Sol Yayınları, Mayıs 2002, s. 51.

[2] Taner Timur, Osmanlı Toplumsal Düzeni, İmge Kitabevi, Ankara 1994, s. 99-110.

[3] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. 2, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını, 1952, s. 16-17.

[4] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 22, 3. Baskı, Kaynak Yayınları, Temmuz 2010, s. 40.

[5] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 25, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, Ocak 2012, s. 144.

[6] Ziya Bursalıoğlu, “Atatürk Döneminde Eğitim Felsefesi ve Yenileşmesi”, Atatürk Devrimleri ve Eğitim Sempozyumu, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları, No. 92, Ankara 1981, s. 11-13.

[7] Suna Kili, Türk Devrim Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2005, s. 307-308.

[8] Muhsin Yılmaz, Sistemci Yaklaşımın Felsefe ve Eğitim Görüşleri Açısından Türk Eğitim Sisteminin Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara 1997, s. 166-169.

[9] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 25, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, Ocak 2012, s. 156-157.

[10] Milli Eğitim Şuraları, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Şura Genel Sekreterliği, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1995, s. 8-10.

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...