Ana Sayfa Dergiden Daktiloya Çekilmiş Sözcükler Sarmalı

Daktiloya Çekilmiş Sözcükler Sarmalı

 

Ölmek, her şey gibi, bir sanattır.

Bu konuda yoktur üstüme.
Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.
Öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
Öyle kolay ki yaparsınız ve kımıldamazsınız.’

diyordu Sylvia Plath. Ölümü ve intiharı yazdıklarının her anında hissettirerek bizi de o derin kuyuya çekiyordu. Sanatını konuşturmak intihara bir adım daha yaklaştırıyordu onu,şiirli ölümler diliyordu kendine.

Başardı.

Şiire onu ilk yaklaştıran da ölümdü. Profesör babasını 8 yaşında kaybettiğinde ilk şiirini yayımlamıştı. Taptığı babası onu bırakıp gittiği için artık ondan nefret ediyordu. Kızgınlığı yıllar geçtikçe daha da artmış ve şiirlerine yansımıştı.

Baba,seni öldürmek zorundaydım,
Ben buna zaman bulamadan sen öldün- ‘

Diye söz ediyordu ‘Daddy’ şiirinde babasından.

Küçük kırmızı kalbimi ısırıp ikiye ayıran.
Seni gömdüklerinde ben on yaşındaydım
Yirmi yaşımdaysa ölmeyi denedim
Ve sana dönmeyi,dönmeyi.
Kemiklerim bile bunu yapar sandım.

Ama beni kefenden çıkardılar,
Tutkalla geri yapıştırdılar parçalarımı
Ve o zaman ne yapmam gerektiğini öğrendim,
Bir modelini yarattım senin,
Karalar giymiş bir adam,Meinkampf bakışlı  ‘

 

Ölüme her yönelişinin başlangıcı çocukluğunda saklıydı. Babasının ölümü,onu terkedişi zemin oluşturmuştu. Artık her başarısızlığında intihara yönelecekti.

1950’de Smith College’e gitti.1955’te buradan mezun oldu,kazandığı burs ile Cambridge Üniversitesi’ne girdi ve çalışmalarını burada sürdürmeye devam etti. Deli gibi aşık olduğu İngiliz şair Ted Hughes ile burada tanıştı. Ted’in beğenileri,kafasındaki imgeler kısacası onunla ilgili her şey Slyvia için çok önemliydi. Bir süre Londra’da yaşadıktan sonra New Towns a yerleştiler. Evliliklerinin ilk yılları aşk dolu geçiyordu. Aşk Mektubu adlı şiirinde de Ted’in hayatındaki değişiminden ve hissettiklerinden açıkça söz ediyordu.

Ağaç ve taş ışıldadı, gölgesiz.
Parmak uzunluğum cam misali şeffaflaştı.
Mart sürgünü gibi tomurcuklanmaya başladım.
Bir kol ve bir bacak, ve kol, bir bacak.
Taştan buluta, derken yükseldim.
Şimdi andırırım bir çeşit tanrıyı
Yüzerek havanın arasından ruh-vardiyamda
Bir buz tabla misali temiz. Bir armağandır bu.’

 

İki çocuğu oldu Sylvia’nin. Artık sadece kendini her şekilde ifade edebildiği şair rolünde değil bir anneydi de. Ev kadınlığı görevi ona ağır gelmişti. Bu da yetmezmiş gibi hayatının aşkı olarak gördüğü adam ona eskisi kadar ilgi göstermiyordu. Ve yakın zamanda aldatıldığını öğrendi. Hemen boşanma işlemleri başlatıldı.

Ancak boşanma işlemleri tamamlanmadan 11 Şubat 1963’te çocukları uyurken , çocukların oda kapısının altını bantladı ve fırına başını sokup gaz soluyarak intihar etti.

Şiirlerinde kocasının onu aldatmasına da değinmiştir.

Bütün gün, yanmış kibritlerden kilisemi tutkallarken,
Büsbütün başka birini düşlerim.
Ve O, bu tahrip için,
Acı verir bana, hilebâzlığın
Zırhını kuşanarak. ‘

Küçük bir çocukken onu terkedip giden babasının ardından aşık olduğu adam da onu terketmiştir artık. Şiirlerinde bu durumu daha da ağır br şekilde yaşamaktadır Sylvia.

Bir değil iki adam birden öldürdüm

Bana sen olduğunu söyleyen

Ve bir yıl, doğrusunu bilmek istersen,

Tam yedi yıl kanımı emen vampiri.

Babacığım sırtüstü uzanabilirsin şimdi.

 

Hayatı boyunca manik-depresif ile savaşmıştır Sylvia. Daha küçücük bir çocukken intihar girişiminde bulunmuş ve başarılı olamamıştır. Hayatıyla kumar oynamak şiir yazmak gibidir onun için. İntihar her an aklındadır ve başvurmak için hiçbir zaman tereddüt etmemiştir. Başarısızlıktan da nefret etmiştir. Günlüğünde  ’’Daha derin düşünen, daha iyi yazan, daha iyi resim yapan, daha iyi kayan, daha iyi görünen, daha iyi seven, benden daha iyi yaşayan kimseleri kıskanıyorum.” Diyerek yer vermişti bu duruma. Başa çıkamadığı her sorunda intihara başvurmaktaydı. Bir şiirinde,

Gene yaptım, gene yaptım işte
On yılda bir kere
Beceririm bunu ben!
Ben de onlardandım, tek tip kadın işte

İlk seferinde on yaşındaydım.
Kazaydı.

İkinci seferinde istedim
Bitirip gitmeyi ve hiç dönmemeyi.
Üstüme kapaklandım.’

Diyerek intiharın onun için bir kaçış olduğunu açıkça belirtiyordu.

Ölümüyle hatırlanmayı isteyen kişiler arasındaydı. Bu yüzden ölümü seçti. Aslında ölmek istemedi hiçbir zaman yazacağı daha çok şey vardı. Ve dayanamadı bu kahreden terkedişlere,savaşamadı hayat ile…

Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.

Dedi ve içinde ki sesi intihar ile susturdu.

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...