Ana Sayfa Dergiden İktisadi Açıdan Yeni Bir Sürecin Başlangıcı: Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 3. Büyük Kurultayı

İktisadi Açıdan Yeni Bir Sürecin Başlangıcı: Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 3. Büyük Kurultayı

Sevcan Şen*

Özet

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 10-18 Mayıs 1931 tarihli 3. Büyük Kurultayı, Türkiye’nin iktisadi, siyasi ve toplumsal hayatında önemli başlangıçlara sebep olmuştur. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımının Türkiye dahil olmak üzere tüm dünyada yarattığı olumsuz etkiler, Türkiye’nin devlet ikameci modeli iktisadi alanda esas olarak benimsemesini gerekli kılmıştır. 1929 yılının Kasım ayından itibaren iktisadi hayatta başlayan devlet kontrolü, 1930 yılıyla beraber artarak devam etmiş ve neticede 3. Büyük Kurultay’da parti programına dahil edilerek Kemalizm’in altı oku hazır hale getirilmiştir. Okumakta olduğunuz bu çalışmanın amacı, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın Türkiye’de yarattığı etkilerini ve bu etkileri ortadan kaldırmak adına devletçiliğe doğru atılan adımları göstermek ve CHF’nin 3. Büyük Kurultayı’nı devletçilik bağlamında incelemektir. Çalışmanın hazırlık aşamasında resmi kaynaklardan, süreli yayınlardan ve tetkik eserlerden yararlanılmıştır.

Anahtar Kelimeler: CHP, Kurultay, Kongre, Devletçilik, Dünya Ekonomik Bunalımı.

Giriş

Cumhuriyet Halk Partisi, iktidarı elinde bulundurduğu yıllarda ülke politikalarına da yön veren önemli kurultaylar düzenlemiştir. Bu kurultaylar siyasi, iktisadi, toplumsal ve kültürel hayata tesir etmiş ve kurultaylarda alınan kararlar Hükümet faaliyetlerinde de kendisini göstermiştir. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’ndan sonra temel gıda maddeleri üzerinden artan hayat pahalılığının halka yüklediği ağırlık Hükümet tarafından da hissedilmeye başlanınca daha önce görülen liberal politikalardan vazgeçilerek devletin iktisadi hayata daha fazla etki edebildiği devletçiliğe doğru bir adım atılmıştır. Bu dönüşüm olana kadar geçen süre zarfında Türkiye’de yeni bir siyasi parti kurulmuş ve 3 ay gibi kısa bir sürede kapatılmış, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk yaklaşık 2 ay süren büyük bir yurt gezisine çıkmış, Menemen Hadisesi yaşanmıştır. Aslında bahsi geçen bu olaylar Türkiye’nin devletçiliği benimsemesine giden yolda etkili tetikleyiciler olmuşlardır. Bu süreç içerisinde adı geçen devletçilik ifadesi, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 10 Mayıs 1931 tarihinde düzenlenen 3. Büyük Kurultayı’nda kabul edilerek uygulamaya konma şansı bulacaktır.

Devletçilik ilkesi, Kemalizm’in en önemli ilkelerinden biri olması sebebiyle pek çok araştırmacının ilgisini çekmiş ve devletçiliğin ideolojik altyapısı ve uygulanmasıyla ilgili çok sayıda eser ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak 1929 Ekonomik Buhranı da tek başına ele alınan konulardan olmuştur. Ancak CHF’nin 3. Büyük Kurultayı 1929 Dünya Ekonomik Buhranı ile birlikte gelişen olayların bir sonucu olduğu için kurultayın 1929’dan itibaren ele alınması gerekmektedir. Bu yönden bakıldığında literatürde, konuyu bu çerçeve içerisinde inceleyen pek fazla çalışma olmadığı görülmektedir. Her ne kadar Hakan Uzun, “Cumhuriyet Halk Partisi Kongrelerinde Devletçilik Tartışmaları (1931-1947)”[1] adlı makalesinde 1931 Kurultayı’nı devletçilik bağlamında incelemiş olsa da kurultayın hangi ihtiyaçları karşılama adına düzenlendiği, kurultayda devletçiliğin parti programına dahil edilmesine etken olan sebepler ve bu kararın sonuçları kısmında eksiklik olduğu gözlemlenmektedir.

Okumakta olduğunuz çalışmanın amacı, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın Türkiye’de yarattığı etkileri devletçilik üzerinden incelemek ve CHP’nin 3. Kurultayı’nın iktisadi açıdan önemini anlatmaktır. 1929-1931 yılları arasını kapsayan bu çalışmada, öncelikle buhranın ortaya çıkışı ile 10 Mayıs 1931 yılları arasında yaşanan iktisadi olayların üzerinde durulacaktır. Bu mevzu ele alınırken resmi kaynaklardan, gazetelerden ve araştırma eserlerinden faydalanılacaktır. Bu kaynaklar vasıtasıyla devletçiliğe giden yolda etkili olan hususlar değerlendirilecektir. Hemen ardından CHP’nin 10 Mayıs 1931 tarihli 3. Büyük Kurultayı, önce genel olarak, sonra da devletçiliğin yorumlanması üzerinden incelenecektir. Bu inceleme sırasında bahsi geçen kurultayın tutanakları ve araştırma eserleri kullanılacaktır.

  1. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve Türkiye’deki Etkileri

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, yarattığı etkiler bakımından pek çok ülkenin iktisadi ve dolaylı olarak da siyasi hayatını etkilemiş bir bunalım olarak karşımıza çıkmaktadır. Buhran, Amerikan borsasında ortaya çıkarak hammadde pazarları vasıtasıyla tüm dünyada etkisini göstermiş ve bu da ekonomide mala duyulan talebin ve fiyatların düşmesine sebep olmuştur.[2] 1923- 1929 yılları arasında hammaddeye dayalı ihracat ve sanayi ürünlerine dayalı ithalat yaptığı için Türkiye’de bu buhran, etkisini ciddi bir şekilde göstermiştir. Uluslararası ticarette mala duyulan talebin azalmasıyla, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de ihracat olumsuz etkilenmiş, çiftçi ürettiği üründen kar elde edememeye başlamıştır. Bunun yanı sıra zorunlu sınai tüketim mallarının büyük çoğunluğunu oluşturan şeker, un ve kumaşı içeren ithalatta yaşanan azalma, halkın hayat standardının da düşmesine sebep olmuştur.[3]

Çiftçinin bunalımdan bu derece etkilenmesi diğer ekonomik çevreleri de olumsuz etkilemeye başlamıştır. Temel gıda maddelerinin pahalılaşması bir yana devletin buhran dolayısıyla vergileri artırması, halkın Hükümet’ten yakınmaya başlamasına neden olmuştur. Bu sebeple Hükümet, 1930 yılının başından itibaren bunalımın kötü etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik bir dizi tedbire başvurmuştur.

Amerika’da “Kara Cuma” olarak da bilinen bu bunalım, Türk parasının değer kaybetmesi ile Türkiye’de kendini göstermeye başlamıştır. Cumhuriyet Halk Fırkası Hükümeti, Türk parasında görülen bu değer kaybını gümrük kanununun uygulanmasının ir sonucu olarak görerek Kasım 1929’dan itibaren tasarrufa ve yerli mallarının kullanımına yönelik söylemlerini arttırmış ve hatta her bu sebeple Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti’ni kurmuştur. [4] Hemen ardından Türk parasının kıymetini korumak adına Hükümet, 20 Şubat 1930 tarihinde Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nu kabul etmiştir.[5] Bu kanun vasıtasıyla devletin iktisadi alandaki varlığı daha da güçlenmiştir.[6]

1929 Dünya Ekonomik Bunalımın Türkiye’de iktisadi hayatta yarattığı etki, siyasi hayatta da yeni bir partinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci muhalefet parti olarak anılan Serbest Cumhuriyet Fırkası, 12 Ağustos 1930 tarihinde eski Başvekil Ali Fethi Bey tarafından kurulmuştur.[7] Fırkanın kurulmasında, bilhassa Mustafa Kemal Atatürk’ün de rolü vardır. Dünya Ekonomik Buhranı’nın ülke içerisinde doğurdu sonuçların halkta nasıl yankı bulduğunu öğrenmek isteyen Mustafa Kemal, yeni bir fırkanın kurulması zaruri görmüştür. Mustafa Kemal’in bu girişiminde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın iktisadi politikalarını bir muhalefet partisi aracılığıyla denetleme arzusu da yatmaktadır. Fırka kurulduktan sonra halkın da yoğun ilgisi ile karşılaşmıştır. SCF’nin bu başarısı buhranın yarattığı ağırlığın halkın üzerinden kaldırılmasına yönelik söylemleriyle açıklanabilir. Bunun yanı sıra SCF’nin bu denli ilgi duyulan bir parti haline gelmesinde CHF’ye karşı bir muhalefet oluşunun da büyük bir payı vardır. Devrimlerin mimarı olan CHF’den memnun olmayan muhafazakâr kitle, SCF’yi muhalif bir parti olarak hemen benimsemiştir. SCF içerinde yer alan bu muhafazakâr kesimin yaratacağı potansiyel tehlikeden dolayı parti, Mustafa Kemal’in talimatıyla Ali Fethi Bey tarafından 17 Kasım 1930 tarihinde kapatılmıştı.[8]

Ekonomik Bunalımın ortaya çıkışından sonra Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile başlayan devletçi ikame, 1930 yılının ikinci yarısından sonra daha da fazla artmaya başlamıştır. Başbakan İsmet İnönü, ilk defa 30 Ağustos 1930 tarihinde Sivas demiryolunun açılışında mutedil devletçilikten söz etmiş ve demiryollarının devletleştirilmesi ile ilgili şöyle demiştir: “Şimendifer politikasını devletleştirmeye başlamak, bana başta, çifte müşkülat gibi göründü. Fakat bunu başarmak müyesser olunca, çifte muvaffakiyete erdim. Şimdi devlet eline geçen şimendiferlerin, hiçbir menfaat ve şart pahasına devlet elinde çıkmasına asla muvafakat etmeyeceğim. Geri gitmek hiçbir zaman kabul edeceğim bir adet değildir.”[9] Bu tarihten itibaren mutedil devletçilik CHF Hükümeti’nin iktisadi politikası olarak benimsenmiştir.

Ekonomik Bunalımdan sonra siyasi hayatta görülen bu yeni muhalefet partisi deneyi gerek Gazi Mustafa Kemal gerek ise CHF Hükümeti için önemli bir tecrübe olmuştur. CHF, SCF ile birlikte halkın hissettiği sıkıntıları daha fazla duyar olmuş ve bundan ders çıkarması gerektiğini anlamıştır. Bu sebeple Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, SCF kapatıldıktan hemen sonra büyük bir yurt gezisine çıkmıştır.[10] Yurt gezisi sırasında Mustafa Kemal, gittiği yerlerde halkın sıkıntılarını dinlemiş ve şehrin ileri gelenlerine SCF’nin kapatılması ile ilgili görüşlerini sormuştur.[11] Mustafa Kemal’in Kayseri, Sivas, Amasya, Tokat, Samsun, Trabzon, İstanbul, Trakya ve Bursa’dan oluşan bu geniş kapsamlı yurt gezisi, yaklaşık 2 ay sürmüştür. İlk olarak daha fazla şehrin de dahil olduğu bir planda başlayan gezi, 23 Aralık 1930 tarihinde yaşanan Menemen Olayı neticesinde erken bitirilmiştir.[12] Gezi sırasında Mustafa Kemal’e Vekalet temsilcileri ve müşavirlerden oluşan bir heyet eşlik etmiştir. Bu heyet, gezi boyunca halkın şikayetlerini araştırarak doğruluğunu tescil etmiş ve bu şikayetleri bir rapor haline getirmiştir. “Atatürk’ün Seyahat Notları” olarak da bilinen bu rapor, zirai alanda yaşanan sorunlardan vergilendirmelere pek çok ekonomik sıkıntıyı ve bunlara getirilen çözüm arayışlarını yansıtması bakımından oldukça önemli bir çalışmadır. Bu rapor vasıtasıyla Hükümet, ileriki dönemde uygulayacağı iktisadi faaliyetlerin yönünü belirlemiştir.[13]

1929 Dünya Ekonomik Bunalımınından sonra devletin ekonomiye müdahalesi giderek artmaya başlamıştır. 20 Şubat 1930 tarihinde kabul edilen Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile başlayan bu müdahale en sonunda 10 Mayıs 1931 tarihinde düzenlenen CHF’nin 3. Büyük Kurultayı’nda parti ilkesi olarak benimsenmiştir. Yaklaşık bir senelik bu süre zarfında Merkez Bankası Kanunu kabul edilmiş, yerli malı kullanımı özendirilmeye çalışılmış, yeni bir muhalefet partisi kurulmuş ancak kısa sürede kapatılmış, Atatürk büyük bir yurt gezisine çıkmıştır. Atatürk’ün çıktığı bu yurt gezisinden edinilen tecrübelerin, 3. Kurultay’da devletçiliğin ilke olarak benimsenmesinde büyük büyük bir yeri vardır.

  • Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 3. Büyük Kurultayı ve Devletçilik

CHF’nin 3. Büyük Kurultayı, 10 Mayıs 1931 tarihinde Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün irat ettiği nutku ile başlamıştır. Kurultayın düzenlenmesinde bunalımın yarattığı ekonomik sıkıntıların olduğu kadar SCF’nin siyasi hayatta yarattığı muhalefet ile partinin kendini yenileyebilmesi adına tüzükte yapılacak düzenlemeler de etkili olmuştur.[14]

Atatürk, partinin Genel Başkanı olarak kurultayda önemli bir konuşma yapmıştır. Atatürk, kurultay açılışındaki konuşmasında, daha önce gazetelerin belirttiğinin aksine[15] doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir şekilde devletçiliğe değinmemiş, ekonomik sorunlara ilişkin de herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.[16] Konuşma sırasında Atatürk, 1927 yılı kurultayında olduğu gibi Sivas Kongresi’ne atıfta bulunarak şöyle demiştir:

“Bugünkü kongremizin işlerine başlarken Sivas Umumi Kongresi’ni yad etmekten maksadım, onun Fırkamızca inkılabımızın tarihi bir hatırası olarak mahfuz tutulmasında fayda gördüğümdendir. Millet için ve milletçe yapılan işlerin hatırası her türlü hatıraların üstünde tutulmazsa, milli tarih mefhumunun kıymetini takdir etmek mümkün olmaz.”[17]

Mustafa Kemal’in konuşmasının hemen ardından Başbakan İsmet İnönü, son 4 yılın icraatlarına dair bir konuşma yapmıştır. İç politikadan eğitime, pek çok alanda açıklamalar yapan İnönü’nün, özellikle ekonomi alanında yaptığı açıklamalar devletçiliğe bakış tarzını yansıtması bakımından önemlidir. İnönü’nün ekonomi ile ilgili yaptığı bu konuşmasında göze çarpan en önemli unsur devletçilik anlayışıdır. İnönü, bu son dört seneyi açıklarken yerli ziraat ve sanayide Türkiye’nin “kendi kendine yetebilmeye” başladığını ve bunu ekonominin her alanında geçerli kılmayı hedef edindiklerini açıklamıştır.[18] Milli tasarruf meselesinin önemine de değinen İnönü, konuyla ilgili düşüncelerini “Milli tasarrufu her ailede ve her fertte yalnız kendilerine ait bir menfaat değil, aynı zamanda vatanın refahını temin edecek en esaslı vasıta olarak mütemadiyen anlatmaya çalışıyoruz” şeklinde dile getirmiştir.[19] Bunun yanı sıra İnönü, Halk Fırkası’nın devletçi olduğunu ilk defa konuşmanın bu bölümünde söylemiştir.[20]

Başbakan İsmet İnönü’nün son dört yılın icraatlarını anlattığı konuşmasının hemen ardından kurultayda görev alacak olan encümenler seçilmiştir. Encümen seçiminden sonra parti ilkelerini belirlenmiştir. Bu kısımda önemli olan nokta, devletçiliğin ilk defa parti programında yer edinmiş olmasıdır. Daha önce mevcut olan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkelerine Devletçilik ve İnkılapçılık de eklenerek, Kemalizm’in altı ilkesi hazır hale getirilmiştir. Devletçilik ilkesi, parti programının birinci maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır:

 “Ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde -bilhassa iktisadi sahada- devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır.” [21]

Görüldüğü üzere önce parti programına daha sonra da Anayasa’ya dahil edilen devletçilik, müteşebbisi tamamen göz ardı eden bir anlayışa bürünmemiş, aksine önceliği ona vermiştir. Kurultaydan sonraki süreçte İktisat Vekili Celal Bayar’ın da katkısıyla müteşebbisler, iktisadi hayatta varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yine bu çerçevede dönemin İktisat Vekili Mustafa Şeref Bey, devletçiliği şöyle açıklamıştır:

“Malumu aliniz fırkamızın iktisadiyattaki noktai nazarı devletçi olmaktır. Devletçi olmak demek kendisi bizzat ticaret hayatına, istihsal hayatına girerek kazanmak gayesini takip etmek demek değildir. Devletçilik tanzim eder, murakabe eder, himaye eder, teftiş eder. İcabında amme hizmeti şeklinde bizzat idare eder. Murakabe etmek, teftiş etmek, himaye etmek, tanzim etmek teşebbüsü şahsi esasiyle devletçilik esasında teşebbüsü şahsiyi esas olarak kabul ederek bizzat idare ettiği hususi müesseseler üzerinde ancak amme hizmeti şeklinde yani bir temettü kastetmeksizin müşterek menfaatleri istihsal etmek ve o menfaatleri o hususi teşebbüse bıraktığımız takdirde vatandaşların bir kısmı diğerinin nef’ine çalışmakla müntehi olabilir. Yahut o mevzuu teşkil eden hizmet layıkıyla istihsal olunamaz. Buna mani olmak için veyahut layıkıyla elde etmek için amme hizmeti şeklinde onu idare eder. Devletçilik bu şekilde olduğuna göre bilfiil iktisadi hayatı alakadar etmekte ancak bu çerçeve dahilinde bir mana ifade eder.”[22]

Yukarıda da görüldüğü üzere Türkiye’de Sovyet Rusya’da olduğu gibi sıkı bir devletçilik uygulanmamıştır. Aksine Türkiye’deki devletçilikte özel teşebbüs esas tutulmuş ve devletin rolü düzenleyici olarak belirlenmiştir.

Devletçilikte tasarrufun ve yerli malı kullanımının önemli bir yeri vardır. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’ndan tasarruf sözü sıkça gündeme gelmiş, hatta Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulmuştur. Kurultay’da da üzerinde durulan bu sözcük, iktisat bölümünün birinci maddesinde “İktisatta hareketli sermaye mühimdir. Normal sermayenin yegâne menbaı milli say ve tasarruftur. Bunun için çalışmayı arttırmak, fert ve aile hayatında ve umumiyetle devlet idaresinde, mahalli ve milli idarelerde tasarruf fikrini kökleştirmek, Fırkamızın başlıca görevidir.” olarak yer almıştır. Ülkede tasarruf anlayışının gelişmesi, doğrudan yerli malı tüketimi anlayışını da geliştirmiştir. 1929 Dünya Bunalımı’nda ortak pazara bağlı olan ülkelerin olumsuz etkilenmeleri, Türkiye’de ithal ürünlere karşı yerli ürün kullanımı olarak kendini göstermiştir. Sonraki süreçte ithalata kısıtlama getirilmiş ve hammaddesi Türkiye’de yetişen ürünlere göre sanayileşme düşüncesi ortaya çıkmıştır. İlk olarak Şakir Kesebir’in raporunda dile getirilen bu görüş, daha sonra İktisat Vekili Celal Bayar’ın da mottosu olmuş ve 1. ve 2. Sanayi Kalkınma Planları bu rapora göre hazırlanmıştır. Kurultayda da vurgulanan bu görüşü Eskişehir delegesi Emin Bey, Adana örneğinden şöyle açıklamıştır:

“Mesela Adana muhitini ne ile yaşatacağız. Düşünmeli. Sen pamuk ekeceksin, ben senin pamuğuna fabrika yapacağım. Memleket dahilinde bezleri senin pamuğundan yapacağım. Buğday, arpayı Adana’ya ektirmemeli. Başka yerlere bunu tahsis edip yine inkişafına müsait yerleri de büsbütün hububat yetiştirmeye bırakmalı. Bizim memleketimiz için şuna buna arzı iftikar etmeden yegâne kurtuluş çaresini bu tespit ve tahdit usulünde görüyorum. Halkı kendi kendine bırakırsak tabii yürüyüş devam eder. Fakat bugün için bu yürüyüşten ziyade devletin takip edeceği böyle bakımsız bir yola doğru istihsal işlerimizi sevk etmek ve halkı ona göre idare etmek bence muvafık bir yoldur. Bir fırka prensibi olarak böyle bir maddeye lüzum ve zaruret vardır. Mademki amentümüz budur, hepimiz buna iman edeceğiz.” [23]

CHF’nin 3. Büyük Kurultayı’nda yapılan bu konuşmalar, devletçiliğin çoğunlukla pragmatist bir yaklaşımla, dönemin iktisadi vaziyetinin gerektirdiği şekilde benimsendiğini göstermektedir. Özel teşebbüsü ekonomiden soyutlamadan, devletin bir kontrol mekanizması olarak içinde bulunduğu mutedil, diğer bir deyişle ılımlı devletçilik modeli oluşturulmuş ve sınırları netleştirilerek CHF’nin 3. Büyük Kurultayı’nda kabul edilmiştir.

Sonuç

1929 Dünya Ekonomik Buhranı, Türkiye’de dahil olmak üzere pek çok ülkeyi olumsuz yönde etkilemiştir. Uluslararası ticarette mala duyulan talebin azalması ve fiyatların artmasıyla, Türkiye’de ithalat ve ihracat büyük bir darbe yemiştir. Çiftçinin ürünü bereketli olsa bile ürettiğini satamaması ile tarım alanında yaşanan sıkıntılar tüm ekonomik dallarda da kendini göstermeye başlamıştır. 1929 yılının Kasım ayından itibaren buhranın etkisi Türkiye’de hissedilmeye başlanınca Hükümet, buhranın yarattığı sıkıntıları ortadan kaldırmaya yönelik politikalar geliştirmeye başlamıştır. Geliştirilen bu politikalar vasıtasıyla 1930’ların başından itibaren devlet ikameci sistem ekonomide daha fazla nüfuz sahibi olmuştur. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın yarattığı ekonomik bunalıma girmeyen tek ülkenin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olması da Türkiye’nin bu sistemi benimsemesinde önemli bir faktördür.

1929 yılından önce sanayi ürünlerini ithalat yoluyla temin eden, yani uluslararası ortak pazara dahil olan Türkiye bu sebepten dolayı buhrandan etkilenince, iktisadi alanda kendi kendine yeten bir devlet olma yoluna girmiş, ithalatını sınırlandırmış, yerli malını teşvik etmiş, hammaddesi Türkiye’de yetişen ürünlerin sanayisini kurmaya başlamış ve birçok fabrika açmıştır. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 10 Mayıs 1931 tarihli 3. Büyük Kurultayı’nda mutedil devletçiliğin benimsenmesi, siyasi ve iktisadi hayatta Türkiye’de başka bir dönemin başlangıcını teşkil etmiştir.

KAYNAKÇA

Resmi Yayınlar

C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931. (İstanbul: Devlet Matbaası, 1931).

Resmi Gazete (25.02.1930), “Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun”.

Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.1.0.0., 34.142.1., 17.11.1930.

Süreli Yayınlar

Cumhuriyet (15.08.1930), “Yeni Fırka Tescil Edildi”.

Akşam (18.11.1930), “Serbes Fırka Kendi Kendini Feshetmeğe Karar Verdi”.

Hakimiyeti Milliye (18.11.1930), “Gazi Hazretleri Bugün Seyahate Çıkıyor”.

Akşam (22.11.1930), “Gazi Hazretleri Seyahatten Avdette Halk Fırkası Kongresi’nde Çok Mühim Bir Nutuk İrat Edecekler”.

Cumhuriyet (25.12.1930), “Şeriat İsteriz! Diye Ayaklananlar”.

Araştırma Eserler

AYDEMİR, Şevket Süreyya. İkinci Adam 1884-1938. C.1, (İstanbul, Remzi Kitapevi, 2011).

AYDEMİR, Şevket Süreyya. Tek Adam 1922-1938. C.3, (İstanbul, Remzi Kitapevi, 1966).

BORATAV, Korkut. Türkiye İktisat Tarihi. (Ankara: İmge Kitapevi Yayınları, 2005).

TEKELİ, İlhan- İLKİN, Selim. 1929 Dünya Buhranı’ndan Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları. (Ankara: Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayınları, 1977).

TEKELİ, İlhan- İLKİN, Selim. Uygulamaya Geçerken Türkiye’de Devletçiğin Oluşumu. (İstanbul, Bilge Kültür Sanat Yayınları, 2009).

TURAN, Şerafettin. Türk Devrim Tarihi. 3. Kitap, 2. Bölüm, (Ankara, Bilgi Yayınevi, 2010).

UZUN, Hakan. “Cumhuriyet Halk Partisi Kongrelerinde Devletçilik Tartışmaları (1931-1947). Avrasya İncelemeleri Dergisi, V/2, 2016: 273-305.

YENAL, Oktay. Cumhuriyet’in İktisat Tarihi. (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2010).


* Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans, 19191001001.

[1] Detaylı bilgi için bakınız: Hakan, Uzun, “Cumhuriyet Halk Partisi Kongrelerinde Devletçilik Tartışmaları (1931-1947), Avrasya İncelemeleri Dergisi, V/2, 2016: 273-305.

[2] Oktay Yenal, Cumhuriyet’in İktisat Tarihi, (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2010), s.76.

[3] Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi, (Ankara: İmge Kitapevi Yayınları, 2005), s.63.

[4] İlhan Tekeli, Selim İlkin, 1929 Dünya Buhranı’ndan Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları, (Ankara: Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yayınları, 1977), s.81.

[5] “Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun”, Resmî Gazete, 25.02.1930, No:1433, s.1.

[6] Oktay Yenal, a.g.e., s.80.

[7] “Yeni Fırka Tescil Edildi”, Cumhuriyet, 15.08.1930, No:2253, s.1.

[8] “Serbes Fırka Kendi Kendini Feshetmeğe Karar Verdi”, Akşam, 18.11.1930, No:4348, s.2.

[9] Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam 1884-1938, C.1, (İstanbul: Remzi Kitapevi, 2011), s. 364.

[10] “Gazi Hazretleri Bugün Seyahate Çıkıyor”, Hakimiyeti Milliye, 18.11.1930, No:3358, s.1.

[11] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam 1922-1938, C.3, (İstanbul: Remzi Kitapevi, 1966), s.402.

[12] “Şeriat İsteriz! Diye Ayaklananlar”, Cumhuriyet, 25.12.1930, No:2384, s.1.

[13] Atatürk’ün Seyahat Notları ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 490.1.0.0., 34.142.1., 17.11.1930.

[14] Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, 3. Kitap 2. Bölüm, (Ankara: Bilgi Yayınevi, 2010), s.15.

[15] “Gazi Hazretleri Seyahatten Avdette Halk Fırkası Kongresi’nde Çok Mühim Bir Nutuk İrat Edecekler”, Akşam, 22.11.1930, No:4352, s.2.

[16] Hakan, Uzun, “Cumhuriyet Halk Partisi Kongrelerinde Devletçilik Tartışmaları (1931-1947), Avrasya İncelemeleri Dergisi, V/2, 2016, s. 281.

[17] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, (İstanbul: Devlet Matbaası, 1931), s. 1.

[18] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, s. 9.

[19] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, s.9.

[20] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, s. 10.

[21] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, s. 30.

[22] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, s. 75.

[23] C.H.F. Üçüncü Büyük Kongre Zabıtları 10-18 Mayıs 1931, s. 48.

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...