Ana Sayfa Anlık Dergisi TÜRKİYE’NİN EN RADİKAL DÖNÜM NOKTASI: 24 OCAK KARARLARI

TÜRKİYE’NİN EN RADİKAL DÖNÜM NOKTASI: 24 OCAK KARARLARI

24 Ocak 1980’de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hayata geçirilen ‘’İstikrar Önlemleri’’ kararları Cumhuriyet tarihinin en radikal kararlarından ve kırılma noktalarından biri olmuştur.

24 Ocak Kararları olarak bilinen ve Türk Toplumuna dayatılan yeni ekonomik hayat, ülkenin iktisadi ve siyasal yaşamını doğrudan etkilemiştir. Özellikle 24 Ocak Kararları Türk köylüsünü, işçi sınıfını ve memur kesimini yeni bir kılıfa sokmuştur. Bu değişimin acısı, sonradan hissedilen bir bıçak yarası olarak Türk Milleti’nin sırtında kalmıştır. 24 Ocak Kararları koşullarından dolayı o yıllarda uygulanması çok zordu. Nedeni ise kırılgan ve istikrarsız siyasi hükümetlerin karşısında, işçilerin ve sendikaların bu sert geçişe izin vermeyecek güce sahip olmasıdır. Olağan koşullarda uygulanması çok zor olan bu kararlar; 12 Eylül Askeri darbesi ile sendikasız, muhalefetsiz kısacası örgütsüz bir toplumda sessiz sedasız hayatımıza giriş yaptı.

24 Ocak Kararları’nın etkilerini ve yarattığı değişimi iyi anlamak için 1980 öncesi ve 1980 sonrası olarak dünyanın, Türkiye’nin durumunu ele almak gerekmektedir.

Dünya 1974 –1975’ten başlayarak ekonomik bir krizin içine girmiştir. Emperyalist devletler kar oranlarının düşmesini önleyemeyip; pazar sorununu çözmek için kendi dışında çözüm arayışlarına gitmişlerdir. 1973’te Şili’de gerçekleşen askeri darbe ile işçi haklarının azaltma süreci ilk kez karşımıza çıkmıştır. Ardından dünyanın her yerindeki işçi sınıfı kemer sıkma politikalarına maruz kalmıştır. 1980’lerin hemen başında İngiltere’de Demir Leydi Lakaplı Margret Thatcher’in hükümeti, maden işçilerinin grevine karşı yürüttüğü savaşı kazanmasıyla birlikte, Thatcher serbest piyasa ekonomisini uluslararası burjuvazi için yeni bir çıkış yolu olarak benimsedi ve uluslararası alanda benimsetti.

1970 ve 1980’lerde değişen dünya düzenine Türkiye’nin de ayak uydurması gerekmekteydi. Liberal Ekonomiye geçiş, aşama aşama uygulanması ve yıllara yayılarak uygulanması gereken bir ihtiyaçtı. Kısmen uygulanan Devletçilik’i ise Enerji, Tarım gibi sektörlerde uygulamaması Türkiye’ye günümüze kadar devam eden işsizlik, göç, terör gibi sosyal sorunlara yol açmıştır.

1961 – 1977 yılları arasında Türkiye iç pazara yönelik üretim modelini uygalamaktaydı. Bu yıllarda halkın refah seviyesine baktığımızda, emekli olan bir işçi ikramiyesi ile bir ev, bir araba alabilmekte ayrıca çocuklarının düğününü gerçekleştirebilmekteydi. Çalışan işçiler de kooperatiflere katılarak bir ev sahibi olabiliyordu. Bu refahı kazandıran tercih ise iç pazar ekonomisinin uygulanmasıdır. İç pazar ekonomisinde, üretilen ürünleri talep edecek kişiler yine üretim yapan emekçi sınıfı olduğundan işçi ve memur refahına önem veriliyordu. Özel sektörde ise işçiler sabit çalışma saatlerine, düzenli ikramiyeye, sosyal haklar ve iş güvenliğine sahipti. İşçiler sendikalar sayesinde bu haklarını koruyabiliyorlardı.

Türk ekonomisi 1970’li yılların ikinci yarısında dış ödeme güçlükleri ve yüksek oranda fiyat artışları görünen ağır bir bunalıma sürüklendi. 1973-1977 döneminde ağırlaşan ekonomik bunalımının temel özelliği, sayısal ve niteliksel olarak önceki bunalımlardan çok daha etkili olmasıdır. Daha önce Türkiye’nin yaşadığı 1957-1958 ağır bunalıma baktığımızda enflasyon %20-25 seviyelerindeyken; 1975-1978 arasındaki ekonomik bunalımda enflasyon, 1957-1958’in enflasyonunun 7-8 katını bulmuştur. 1977-1980 yılları arasında ise yaşanan bunalım sonucunda, iç pazar ekonomisi talebe karşılık veremedi; bu sebeple sermaye ücretlerinde ve sosyal haklarda düzenlemelere gidildi. Emekçi kesimin ve sendikaların bu düzenlemelere tepkisi ise büyük grevlerle oldu. Bu grevler neticesinde neredeyse tüm büyük sanayi kuruluşlarında üretim durdu. Uzun görüşmeler sonucunda işçiler haklarını geri almalarıyla fabrikalarda üretim tekrar başlanmıştır. Üretimde devamlılığın sağlanamaması, OPEC’in dünyadaki petrol fiyatların beş katından daha fazla arttırması, Kıbrıs Barış Harekatından sonra Türkiye’ye uygulanan ambargo, savunma masraflarının artışı ve yurt dışından alınan yardımların kesilmesi, Türk ekonomisine olumsuz etkisini iyiden iyiye hissettirmişti. Bu gelişmeler işssizliği arttırdığı gibi, yurt dışına işçi gönderememe durumu krizi büyütmüştür.

24 Ocak Kararları’na kadar gelinen süreçte, ithal ikameci ve devletçilik politikalarının yanlış uygulanması neticesinde; ülke karaborsa cennetine dönüşmüş, ekonomik olarak kıtlığa sürklenmiş ve sosyal olarak kaos yaşayan bir ülke durumuna gelmiştir. Serbest piyasa ekonomisinin Türkiye gibi ülkelerde uygulanması iç pazara yönelik ithal ikamesi sanayileşme modeli dönemine son vermiştir. Bu durum serbest piyasa ekonomisine dayalı ihracata yönelik sanayileşmeye geçmesine etken olmuştur. 24 Ocak Kararları’yla Türkiye ekonomisinin temel taşları, kapitalist dünyaya entegre edilmeye çalışılmış; kar maksimizasyonu ve rekabetçi fiyat politikaları üzerine yeni bir anlayış başlamıştır. Makroekonomik hesaplarla; özel sektörün, yabancı sermayenin önü açılmıştır. Türkiye o güne kadar uyguladığı dışa kapalı devletçi politikalardan vazgeçmiş, her türlü yabancı ürünün ülkeye girişinin önü açmıştır.

İstikrar önlemleriyle yaşanan değişimin faturası Türk halkına %37’lik bir devalüasyon ile karşısına çıktı. Ayrıca, yabancı ürünlerde vergi indirimine gidildi, tarıma destek sınırlandırıldı ve hizmet sektörüne %35 zam yapıldı. Türkiye direk geçişi günlük hayatında doğrudan hissetti.

Ana hatlarıyla 24 Ocak Kararları’nın temel özelliklerini sıralayacak olursak,

– Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçmesi hedeflenmiştir.
– Yabancı sermayeye büyük teşvikler ve vergi indirimleri uygulandı.
– Fiyatlar devletçilik ilkesine göre değil arz talep ilkesine göre belirlenmesi hedeflendi.
– Kamunun ekonomi içinde payı azaltıldı.
– Kambiyo rejimi serbestleştirilmesi hedeflendi.
– Faiz oranlarını devlet değil, piyasa tarafından belirlenip real faiz oluşması amaçlanmıştır.
– Döviz ticareti serbest bırakılmıştır.
– Vergiler indirilmiş, teminatlar düşürülmüş, ithalat kolaylaştırılmıştır.
– Fiyatların denetimi kaldırılmış, Kamu kurumlarının ürettikleri malların fiyatları yükseltilmiştir.

24 Ocak Kararları Türk halkına o kadar ağır geldi ki belirttiğim gibi ne dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ne de Devlet Bakanı Turgut Özal hayata geçirebildi. Bu kararlar partilerin ve sendikaların kapatıldığı, öğrencilerin tutuklandığı, toplumu baskı altına alındığı koşullar uygulandı. Kısacası itiraza göz açtırılmadığı 12 Eylül Askeri Darbesiyle hayata geçirildi. 24 Ocak Kararları, Türkiye’nin gelir dağılımının bozulmasında baş etkenlerinden biri olmuştur. 1980 sonrası uygulanan ekonomik politikalar ise zengini daha zengin, fakiri ise daha fakir yapmıştır. 24 Ocak Kararları’yla uygulanan ihracata dayalı kalkınma planı yüksek faiz tercihinin bir sonucu olarak ücretleri ve ücretlileri baskı altına alıp servetten alınan payı ücretliler aleyhine bozmuştur. 24 Ocak Kararları’nın sonuçları ise serbest piyasa ekonomisine geçiş yapan Türkiye’nin Devlet hazinesi kendi doğurduğu piyasaya mahkum olmuştur, bu durum gelir dağılımını bozan faizle beslenen bir sermaye grubu oluşturulmuştur. Ekonomide yaşanan rant mantığı toplumsal gelir uçurumunu daha da büyütmüştür.
24 Ocak 1980’de Türkiye’nin dış borcu 20 Milyar Dolar iken, 2017 yılında ise Türkiye’nin dış borcu 412 Milyar Dolar olarak hesaplanmıştır. Bu borç Türkiye’nin Gayri Safi Milli hasılanın yarısından fazladır. Bu borçlanma Türkiye’nin sırtında oldukça tehlikeli ve ağır bir yüktür. 24 Ocak’tan günümüze kadar olan süreçte özelleştirmeler tamamlanmış; Çimento, Şeker Fabrikaları, Sümerbank, Tekel, Tüpraş, THY, Türk Telekom demeden neredeyse tüm Kamu İktisadi Teşekkülleri özellleştirilmiştir.

Devletin ana görevi olan Eğitim, Sağlık gibi Kamu hizmetleri ticarileştirilip, paralı hale getirilmiştir. Öte yandan çok uluslu firmalar Türkiye’de borsa ve şirketlerde kendilerine yer edinip, yabancı yatırımcılar Türkiye’ye Milyar Dolarlık yatırım yapmıştır. Bu yatırımların neticesinde karlar bazı ülkelerin kasalarına girmiştir.
1980 – 1983 arasında ise IMF ile imzalanan Stand-by’lar kamu ağırlığının azaltılması, tarım ve Hayvancılıkta Sübvansiyonların asgariye, esnek kur sözlerinin verilmesiyle uygulandı. Krizin etkilerini yumuşatmak için yürürlüğe dönemin Başbakanı Tansu Çiller imzalı meşhur 5 Nisan kararları hayata geçirildi. 5 Nisan Kararları, 24 Ocak Kararları’nın güncel hali olarak karşımıza çıktı. 1994’ten sonra Türkiye liberal ekonominin tam ortasında yer alarak günümüze kadar gelmiştir.

24 Ocak Kararlarının sadece ekonomik etkisi olmayıp Türk Halkının sosyal ve kültürel yapısını değiştirmiş ve değiştirmeye devam etmektedir. Türkiye liberal ekonomiye 24 Ocak Kararları gibi çok sert geçmeyip, en az 10 yıl planlı ve kademeli bir şekilde geçseydi; Türkiye bugün ekonomisiyle, demokrasiyle daha güçlü bir devlet olabilirdi. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünde verdiği mesaj gibi “Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.’’ ekonomimizi daha güçlü ve tam bağımsız tutma mecburiyetindeyiz.

Aykut Can KIZILDOĞAN

Önceki İçerikTİYATRO NE DEĞİLDİR
Sonraki İçerikTÜRK SOSYALİZMİ

Must Read

Kemalist Cumhuriyetin Üçüncü Dünyacı Çizgisi Ve Kemalist Elitlerdeki Üçüncü Yol Yanılgısı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kemalist dönem denildiğinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu süreç akıllara gelmektedir. Hayatta olduğu süre boyunca Atatürk’ün “idealist realizm” olarak da tanımlanabilecek bir...

Bir Sosyolog Olarak Behice Boran

Türk siyasi tarihinde önemli bir yer edinen, ilk sosyalist kadın milletvekili ve Türkiye’nin ilk kadın siyasi parti başkanı olarak ilkleri gerçekleştiren Behice Boran; ülkemizin ilk...

Yirmi Birinci Yüzyılda Kemalizm Üzerine Bazı Düşünceler-5 Hep O Aynı “Pireli Şiir”

Deneme dizimizi takip edenler şu noktayı artık açıkça anlamış olmalılar; bu dizi ile ilgilendiğimiz, Kemal Atatürk’ün ve Kemalist devrimci kadronun yaptıkları değil, amaçladıklarıdır. Esasında,...

Yaşasın Cumhuriyet

Yirminci asrın başlarında kırmızı Kıpkırmızı bir bayrak altında, Altın yeleli atlıların tüyleri beyaz Beyaz bir ay ışığı...

Türkiye’ye Yönelik İlan Edilmemiş Savaşın Adı: Pkk

Bu yazının ilk hâli, 19 Ekim 2011’de, PKK’nın Hakkari-Çukurca-Kekliktepe bölgesinde düzenlediği bir saldırıyla 24 askerimizi şehit ettiği gün yazılmıştır. Olayın sıcaklığından kaynaklanan bazı ifadeler ile...