Ana Sayfa Dergiden SAĞDUYU, JEAN MESLIER

SAĞDUYU, JEAN MESLIER

Bir kitap düşünün ki; Voltaire, d’Holbach, Diderot, d’Alembert gibi Aydınlanma Çağı’nın büyük isimleri peşinden koşuyor, çoğaltılması ve okutulması için çaba harcıyor, hatta yeterince çaba harcamadıkları konusunda birbirlerini suçluyorlar…
Hayır, İncil’den bahsetmiyorum. Bahsettiğim kitap, Jean Meslier’in Vasiyetnamesi’dir.
Meslier, 1664 yılında doğmuş köy kökenli biridir ve bir köy rahibi olarak hayatına devam etmiştir. Ancak onu devrinden farklı kılan; cesareti, üstün sorgulama yeteneği ve açık fikirliliğidir. Meslier için, Aydınlanma Çağı’nın ilk materyalisti denilebilir. Ve Meslier başta Voltaire olmak üzere pek çok Aydınlanma Çağı filozofuna esin kaynağıdır.
Vasiyetname’sinin bir kısmı, 1762 yılında Voltaire tarafından bastırıldığında, Avrupa düşünürleri arasında büyük yankılara sebep olmuştur.
D’Alembert’e göre; “Jean Meslier’in kitabı top barutuna benziyor. Kuvveti az görünür, oysa büyük bir patlama potansiyeline sahip.”1ti.
Voltaire ise çok daha iddialıydı, ona göre “Jean Meslier’nin vasiyetnamesi her namuslu adamın cebinde bulunmalıdır.”2
“Le Bon Sens” olarak bilinen Meslier’in ünlü kitabı ise; Türk Batıcılığının öncü isimlerinden Abdullah Cevdet tarafından “Aklı Selim” adıyla Fransızcadan Türkçeye çevrilmiş ve 1928’de Atatürk’e sunulmuştur. Kitap, Milli Eğitim Bakanlığı’nca 1928’de eski harfler ve 1929’da yeni Türk harfleri ile basılmıştır. 1929’daki ikinci basımı “Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine” ithaf edilmiştir.
Sağduyu, Aydınlanma Çağı düşüncesinin teolojiye bakışını yansıtan bir ilk eser ve mantıksal çıkarımları ile sarsıcı bir kaynaktır.
Nitekim Abdullah Cevdet, çevirisinin takdiminde şu satırları yazmıştır:
“Sağduyu kutsal bir isyandır ve bunu gönüllerde gezdirmek aşkının ateşi hiçbir zaman söndürülemeyecektir.
Promete, Kafkas dağlarında değil gönül dağlarındadır ve zincirlerini kırmıştır. Mabudumuz erdemdir. Erdemin yaratılması ise hürriyetsiz mümkün değildir. Hürriyetlerin en önemlisi ve kutsalı, fikir ve vicdan hürriyetidir. Bu çevirinin konusu, bir bağlılık ve ibadettir.”3
Sağduyu’yu inceleyecek olduğumuzda ise gerçek anlamda bir sağduyu abidesi ile karşılaşırız. Meslier, tanrı, din, ilahiyat, ruh, ibadet gibi konuları tam 192 farklı başlık altında teker teker ve incelikle değerlendirmiş, mantık yürütmeleri ile her bir eleştiri konusuna cevaplar üretmiştir.
Meslier’e göre hurafenin kökeni korkudur ve teolojiye dair ne varsa bu korku çerçevesinde gelişmiştir. Düşünür, bu konuda şunları söylemektedir:
“İnsanlara korku saldılar. Korktuğunda, insanın muhakemesi artık işlemez; insan düşünemez, değerlendirme yapamaz. Öte yandan insanlara, akıl ve muhakemelerine güvenmemeleri de öğütlendi; zihin böyle karıştırılınca artık her şeye inanılır ve hiçbir şey araştırılmaz.”4
Yine Meslier’e göre din bir insan buluşuydu ve halkı baskı altına almak ve sömürmek için kullanılıyordu. Ona göre; “Kavimlerin ilk yasalarının konusu, halkı egemenlikleri altına almak olmuştur. Bu amaca ulaşmak için en kolay çözüm onları korkutmak ve muhakemeyi yasaklamak oldu.”5
Voltaire’in dediği gibi, Meslier “tartışıyor ve kanıtlıyor”6du. Nitekim, Meslier, kuvvetli eleştirileri ile madde madde ilerlemektedir ve vardığı apaçık sonuç ise “halkçılık”, “materyalizm” ve “laikliktir”.
“Evren asla bir eser değildir; evren bütün eserlerin etkenidir, kapsadığı varlıkların tümü bu etkenin zorunlu eserleridir ki bazen onun hareket biçimini bize gösterir.”7
Meslier’e göre inanç öznel bir kavramdır. Herkesin tanrı algısı, din anlayışı ve inancı farklıdır. “Yeryüzünde Tanrısı hakkında aynı fikirlere sahip olan ya da olabilen iki kişi yoktur.”8 Bu görüşten hareketle Meslier, adım adım laik düşünceye yaklaşmaktadır.
Akıl yürütmelerle dolu bir eser ortaya koyan Meslier, inanç uğruna aklını kurban etmeyeceğini açıkça dile getirmiştir. Ona göre, iyiyi ve kötüyü ayırt edebilecek yegane araç akıldır.9
Ayrıca Meslier’in kitabının son bölümlerinde laik görüşü iyice belirginleştiren çok önemli tespitler bulunmaktadır. Meslier’in bu tespitlerini, herhangi bir yorum yapmadan doğrudan alıntılamak ve yorumu siz okuyuculara bırakmak istiyorum:
“Kurnaz, açgözlü ve bozuk ahlaklı yasa koyucular, dünyanın her yerinde milletleri boş masallarla uyutmayı, onlara gerçekleri öğretmekten, akıl ve zihinlerini geliştirmekten, özel ve gerçek nedenlerle erdeme yönelmekten, onları doğru bir şekilde yönetmekten daha kolay buldular.”10
“İnsanların bakışlarını sürekli olarak göklere çevirerek, bütün felaketlerinin ilahi gazap eseri olduğuna onları inandırarak, sıkıntı ve üzüntülerini sona erdirmek için onlara etkisiz ve beyhude araçlardan başka bir şey sağlamayarak, denilebilir ki, rahipler, milletlerin sefaletlerinin kaynağını düşünmesini yasaklamaktan başka bir şey amaçlamamış ve bu yoksulluk ve sefaletleri sonsuz kılmak istemişlerdir.”11
“İçtenlikle sofu olan bir hükümdar, devlet için çok tehlikeli bir başkandır. Çok çabuk inanma yeteneği, daralmış bir zekayı gösterir. Hükümdarın, kavminin yönetimine harcaması gereken dikkat ve özenini, sofuluk çoğu kez yutar. Rahiplerin telkinlerine boyun eğmiş olduğundan, böyle bir hükümdar, rahiplerin arzularının oyuncağı, çekişmelerinin nedeni, büyük bir önem ve değer verdiği budalalıklarının aracı ve suç ortağı olur.”12
“Dinin önemine ve hukukuna inanan bir hükümdar, bu dinin rahiplerinin emirlerini saygıyla kabul etmeye ve bu emirlere bizzat tanrısallığın emirleri gözüyle bakmaya vicdanen zorunlu değil midir?”13
Bütün bu tespitlerden sonra Meslier, hükümdarlara uzunca bir öneride bulunmaktadır. Ki, bu pasajda Meslier, halkçı ve laik yönünü iyice belirginleştirmiştir. Üstelik, tespit ve önerilerinin, bugün dahi pek çoklarınca kabul edilmesi ve kavranmasının güç olduğuna her gün yaşayarak şahit olmaktayız. Ancak Meslier’in hükümdarlara önerilerinden de kısa bir alıntı yapmamız yerinde olur:
“Hükümdarlar! Rahiplerinizin ahmakça kavgalarına katılacağınıza, bütün uyruğunuzun bu dünyadaki mutluluklarıyla meşgul olunuz. […] Onları adilce yönetiniz, kendilerine iyi yasalar veriniz, özgürlüklerine ve mallarına dokunmayınız, eğitimlerini gözetiniz, çalışmalarında yüreklendiriniz, yeteneklerini ve erdemlerini ödüllendiriniz, edebe aykırı hareketi uzak tutunuz.”14
Meslier’e göre “din bir alışkanlıktır”15 ve “Bir çok zevat vardır ki, inançlarının temellerinin yıkıldığını gördükten sonra bile en açık gerçekleri çiğneyerek yine inançlarına dönerler.”16
Bu nedenle Meslier, kitabının sonunda şöyle demektedir:
“İlahiyat, ‘Pandora’ kutusudur. Bunu tekrar kapatmak mümkün değilse, herhalde bu çok uğursuz kutunun açılmış olduğunu hatırlatmak yararlıdır.”17 Nitekim, Meslier bu bilinçle hareket etmiş, ve Vasiyetname’sini Pandora kutusunun açıldığını hatırlatan bir çağrı olarak kaleme almıştır.
Yazımızı bitirirken Voltaire’in aktardığına göre Meslier’in Vasiyetname’si için dile getirdiği şu temennisine yer verelim:
“İnsanların hatalarını, yolsuzluklarını, boş öğünmelerini, deliliklerini ve yaramazlıklarını gördüm ve anladım. Onlardan nefret ederim, onları hakir görürüm. İnsanlara acımaktan da geri duramam. Yaşarken bunu söylemeye cesaret etmedim. Ancak hiç olmazsa ölürken ve öldükten sonra bunu söyleyeceğim. Bunun bilinmesi içindir ki, düşüncelerimi yazılı hale getiriyorum. Bunu yapıyorum, ta ki bunu görecek, beğenirlerse okuyacak olanların tümüne, gerçeğin tanığı hizmetini görsün.”18

Kaynakça:
1 Jean Meslier, Sağduyu, Kaynak Yayınları, Ankara, 2016, s.56
2 A.g.e., s.57
3 A.g.e., s.52
4 A.g.e., s.83
5 A.g.e., s.88
6 A.g.e., s.56
7 A.g.e., s.119
8 A.g.e., s.245
9 A.g.e., s.266
10 A.g.e., s.219
11 A.g.e., s.290
12 A.g.e., s.293
13 A.g.e., s.343
14 A.g.e., s.384
15 A.g.e., s.274
16 A.g.e., s.226
17 A.g.e., s.402
18 A.g.e., s.61

Must Read

Uluslararası İlişkilerde Ekonomik Yaptırımlar ve Türkiye

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırımlar, politik amaçlarla, bir veya daha fazla uygulayıcı (devlet, uluslararası örgüt) tarafından bir veya daha fazla hedefe (devlet, yönetim,...

KİTAP İNCELEMESİ:EDEBİYATIMIZIN USTALARININ GÖZÜNDEN ATATÜRK VE DEVRİMİN YÖNÜ, TAYLAN ÖZBAY

            Günümüzün önemli aydın, yayıncı ve yazarlarından Taylan Özbay’ın “Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü” kitabı geçtiğimiz Şubat ayında Telgrafhane Yayınları’ndan...

Emeğe ve Düzene Tutulan Bir Kara Ayna: Ken Loach Sineması

Dijital dönüşüm, yapay zeka ve “insansız” X’ler çağında, tuhaf gibi görünen “makus talih” insanlar ve insanlığın yakasını bırakmıyor. Ne gariptir ki, şimdilerde...

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir....

DÜŞLEMEK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR

Kemalizm’in altı temel ilkesinden birisi: “Devrimcilik”. Kemalizm’in dogmatikleşmeyeceğinin garantisi gözüyle bakılır bu ilkeye. Üzerinde uzun uzadıya “Devrimcilik denilmesi mi doğru, inkılapçılık denilmesi...