Ana Sayfa Dergiden Gençliğin Ekonomik Sorunlarına Dair Bir Değerlendirme

Gençliğin Ekonomik Sorunlarına Dair Bir Değerlendirme

Başar Dursun

Bu yazı, birkaç ay içerisinde doktora eğitimini tamamlayacak olan bir akademisyen adayı tarafından yazılmaktadır. Elbette yazının yazarı da pek çok doktora öğrencisi gibi, doktora eğitimi boyunca yalnızca eğitimini aldığı alanda çalışmak istemiş ve “gençler iş beğenmiyor” eleştirilerine rağmen kendi alanındaki farklı kurumlarda sigortasız olarak harçlığını çıkarmak için çalışmak zorunda kalmıştır. Tabi bu sigortasızlık durumu, aynı zamanda bir güvencesizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla “oku da kendini kurtar” mottosuyla yetiştirile bireylerin eğitim alınabilecek son aşamaya gelmesi, ana dil seviyesinde İngilizce bilmesi ve hatta ikinci bir dile de aşina olması kendisini kurtarmaya yetmemektedir. Nitekim şahsen doktora sonrasında bir üniversite kadro bulup bulamayacağım hususunda da ciddi kaygılar yaşamaktayım. Üstelik bu durum, yalnızca bana ait bir kaygı değildir. Zira yakın çevremizde onlarca yüksek lisans ve doktora öğrencisi veya mezunu bireyin yalnızca eğitim aldığı alanda çalışmak istediği için işsiz kaldığını görmek mümkün. Kısacası çok konuşulmasa da ülkemizde tıpkı üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerini yüksek puanlarla kazanmasına rağmen işsiz kalan gençler olduğu gibi, tıpkı atanamayan öğretmenler sorunu olduğu gibi, işsiz akademikler ordusu da bulunmaktadır.

Ülkenin dil bilen, tahsilli akademisyen adayları bu kaygıları yaşarken üniversitelerde iki büyük çürümüşlük dikkat çekiyor. Bunlardan ilki 65 yaş üstü akademisyenlerin bir türlü emekli olmamaları. Oysa belirli bir kazanım elde etmiş bu kişilerin emeklilik hayatında kitap ya da makale yazmalarının önünde bir engel bulunmuyor. Fakat onların işgal ettiği kürsüler, geleceğini kazanmak isteyen onlarca akademisyenin beklemesine neden oluyor. İkincisi ise çok daha kötü bir duruma işaret ediyor. Çünkü ikincisi akademi dünyamızdaki kokuşmuşluğu net bir şekilde ortaya koyuyor. Zira bu yazının yazıldığı günlerde, Pamukkale Üniversitesi Rektörü’nün eşine açtığı nokta atışı ilan tartışılıyor. Üstelik Rektör Bey yalnız değil. Onun gibileri hemen hemen her üniversitede görmek mümkün. Herhangi bir kadroya, nokta atışı bir şekilde adayın özgeçmişinin yazıldığı ve bir tek isminin verilmediği ilanların açılması, artık maalesef alıştığımız bir durum. Bu da gençlerin ülkenin geleceğine bilim üretecek bir idealizmle katkı koymalarını zorlaştırıyor.

Gençlerin yaşam koşullarındaki zorluğu bununla da sınırlı değil. Örneğin genç bir bireyin özel sektörde çalışması, genellikle 3 ile 6 ay arasında deneme süresi olarak ifade edilen staj statüsünde gerçekleşiyor. Bu da 3 ile 6 ay boyunca yoğun bir emek sömürüsüne maruz kalan bireylerin bedavaya çalıştırılmaları anlamına geliyor. Daha da vahimi stajı tamamlayan ortalama 5 gençten yalnızca 1’i yeterli görülerek staj yaptığı kurumda işe başlayabiliyor. Bu “şanslı” olan bir kişi ise mesai ücretini almadığı sigortasız bir çalışma koşulunda ya da asgari ücretle çalışmak durumunda kalıyor.

Asgari ücret demişken iş hayatına dahil olan gençlerin en büyük probleminin de asgari ücret olduğu ifade edilebilir. Asgari ücret, kelime anlamı itibarıyla bireylerin en az alması gereken maaşı ifade etmektedir. Yani kurumların, kişileri daha düşük ücrete çalıştırması uygun değildir. Lakin son yıllarda asgari ücret, olması gereken en azı değil; ortalamayı ifade etmektedir. Bir başka deyişle asgari ücretle çalışmanın normalleştiği; yani emek sömürüsünün vahşi bir boyut kazandığı bir süreç yaşamaktayız.

Mevcut durumda net asgari ücret, 2.324 TL’dir. Bu da haftada 6 gün ve günde 8 saat çalışan bir işçinin çalışma saatinin 12,1 TL olduğu anlamına gelmektedir. Buna karşılık ülkemizde yazının yazıldığı an itibarıyla 1 Amerikan doları 7,26 TL; 1 Avro ise 8,52 TL olarak işlem görmektedir. Bu da asgari ücretle çalışan bir emekçinin saatlik çalışma ücretinin 1,6 Amerikan doları ya da 1,4 Avro olduğu anlamına gelmektedir. Şüphesiz bu rakamlar korkunçtur. Hatta ülkemizi ucuz iş gücüyle öne çıkan bir üçüncü dünya ülkesi seviyesine getirmenin de ötesinde Afrika piyasası fiyatlarının geçerli olduğu bir ülke olarak konumlandırmaktadır.

Benzer bir şekilde ülkemizin en ünlü üniversitelerinde eğitim almış genç bir mühendisi düşünelim. Mesela ODTÜ, İTÜ veya YTÜ gibi üniversitelerde eğitim almış yabancı dil bilen yeni mezun bir genci, 6.000 TL teklifle çok rahat bir şekilde çalışmaya ikna edebilirsiniz. Üzgünüm ama Türkiye şartlarında 6.000 TL iyi gibi görünse de biz bu rakamla, en kalifiye mühendis arkadaşımızı 1.000 doların altında bir ücrete çalıştırıyor oluruz. Elbette bu da acınası bir durumdur. Yani binlerce genç mühendis işsizlikle yüzleşirken ya da asgari ücretle çalışmaya zorlanırken görece daha iyi üniversitelerden mezun olan ve iş bulabilecek şansı olan mühendisler, kişi başı 1.000 doları bulmayan komik rakamlara çalışıyor.

Tüm bu tablo ise Türkiye’de işsizliğin sorumlusu olarak “iş beğenmiyorlar” söylemi üzerinden gençleri gösteren düzeni sorgulamayı gerektiriyor. Tam da böylesi bir dönemde, emek sömürüsü sıradanlaşmışken “evrensel temel gelir” kavramını tartışmak ve prekarya bilincini oluşturmak için çaba harcamak namus borcudur.

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...