Ana Sayfa Dergiden Partiler Üstücülük

Partiler Üstücülük

Özge İpek Esen

Bir zaman öncesine kadar etkisine inandığınız bir kavram üzerine eleştiri niteliğinde bir şeyler yazmak pek de kolay olmuyor fakat bir avantajı var ki kavramın zihinde uyandırdığı anlamları daha kolay çözümleyebiliyorsunuz. Partiler üstücü siyaset üzerine yazdığım bu yazıda tarihten çeşitli bağlantılar kurarak ve de günümüzde işlerliğini sorgulayarak partiler üstü kavramını inceleyeceğim.

Partiler üstü siyasetin tarihsel olarak anlamını ikiye ayırabiliriz. Birincisi kavram, siyasi partilerden bağımsızlığı ve siyasi ilişkilerde tarafsızlığı anlatır. İkinci anlamıyla ise sistem dışı kalmış unsurların mevcut siyasete sistemin içinde yer almayan araçlarla etki etme çabasıdır.

İlk anlamı ile kavram, 60‟lı yıllarda sendikacılıkla uğraşan kimselerin kolayca hatırlayacağı bir kavramdır. Türk-İş Sendikasının kendisi için yaptığı bu tanımla ifade olunan sendikanın tüm partilerden bağımsız olmasıdır. Amaçlanan ise işçiler arasındaki siyasi görüş farklılıklarını vurgulamadan, derinleştirmeden bir sendika hareketidir. Türkiye özelinde kavram Türk-İş Sendikasının belgelerinde açıkca yer alırken ayrıca dünyada da 1945 yılında Avusturya‟daki işçi sendikalarında da sıkça vurgulanmıştır. Bir “siyaset yapma” yöntemi olarak ele alınan bu kavramın çıkış noktasında işçi sınıfının “bilinçsizliği” ile farklı siyasi görüşlere yönelmesine karşılık bir birlik sağlamayı hedefler.

Türk-iş Sendikası örneğinde “partiler üstü” politika yöntemi sendikanın bir baskı grubu olarak siyaseti etkilemesi beklenirken, partiler tarafından etkilenen bir sendika konumuna düşmüştür.

İkinci anlamına örnek ise, 12 Mart 1971 muhtırasının ardından toplamda 30 ay süren “partiler üstü” hükümetleridir. Muhtırada yer alan bir ifade olan partiler üstü hükümetin ordunun arzusunu temsil ettiği söylenebilir. “Siyaset dışı” kalmış ordunun siyasete “çeki-düzen” vermek amacıyla kurdurduğu partiler üstü hükümetlerde ordunun desteklediği isimler yer almıştır.

Günümüzde kendilerini partiler üstü şeklinde tanımlayan oluşumlara baktığımızda, sisteme ve partilere bir güvensizliğin ifadesini görürüz. Bu güvensizliğin tarihsel kodlarını Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti‟nin tüzüğünde bile okuyabiliriz. Cemiyet, “fırkacılığa” karşı olduğunu ve hiçbir fırkayla ilişkisi olmadığını beyan eder. Bu fırkacılık karşıtlığı (ya da partiler üstücülük) zamanın şartları içerisinde anlaşılabilir. “Birinci Dünya Savaşı‟na girmemizden mesul olan” bir İttihat ve Terakki Fırkası etkisi işgal altındaki Anadolu‟da fırkacılıktan çekinmeye sebep olmuştur. Ancak en nihayetinde cemiyetin Cumhuriyet Halk Partisi‟nin nüvesi olduğunu görürüz.

Lafı çok uzatmadan günümüzdeki bu partiler üstü siyaset yönteminin uygunluğunu sorgulamak isterim. Türkiye‟de sistem dışı kalmış birtakım aktörlerin siyaseti “partiler üstü” bir konumda biçimlendirmesi mümkün müdür? Hayır. Bir konuda, örneğin kadına şiddet yahut çocuk istismarı gibi konularda partiler-üstü “politika” yürütmek mümkündür. Ancak iktidarı partiler üstü bir mecradan talep etmek demokrasiye sığmaz. Üstelik Türkiye gibi %75‟in üstünde oy kullanma oranına sahip ülkelerde partiler-üstü çağrısı pek anlamlı değildir. Oy kullanma oranı düşük olan ülkelerde belki bir nebze anlamlı olabilir. Çünkü seçmenin oy kullanma davranışının iki anlamı vardır: ya yürütülen politikalardan çok memnundur bu yüzden oy kullanmaya gerek görmüyordur ya da kullandığı oyun bir şey değiştirmeyeceğini düşünüyor ve boykot ediyordur. Ancak Türkiye‟de gözlenen bu değildir. Politikalardan memnun olanlar varken, kullandığı oyun pek bir anlamı olmadığı görüşünü paylaşanlar olmasına karşın yine de oy kullanımı oldukça yüksektir. Bu da seçmenin siyasi partilerle iradesini temsiline olan rızasını anlatır.

Son 15 yıl içerisindeki “partiler üstü” siyasi oluşumlara baktığımızda halkta büyük bir karşılığının olmadığını ve bu oluşumların bir saman alevi gibi önce parlayıp sonra söndüğünü (ki bunda da destekçilerin bu hareketlerin partilere dönüşme beklentisinin gerçekleşmemesiyle desteğin çekilmesi de etkilidir) açıkça görebiliriz.

Kaynakça:

Mete Tunçay –Tek Parti Yönetiminin Kurulması

Gülten Kutal –Türk Sendikacılık Hareketi ve Partiler Üstü Politika Prensibi

Not: 19 Mart 2019 tarihinde peripatetikler.wordpress.com adresinde Yayınlanmıştır

Latest posts by Özge İpek Esen (see all)

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...
Latest posts by Özge İpek Esen (see all)