Ana Sayfa Dergiden Kıbrıs Müzakerelerinde Son Dönemeç: Çözüm mü, Alternatif Senaryolar mı?

Kıbrıs Müzakerelerinde Son Dönemeç: Çözüm mü, Alternatif Senaryolar mı?

2014 yılı Şubat ayında Derviş Eroğlu-Nicos Anastasiades ikilisiyle yeniden başlayan Kıbrıs müzakereleri, 2015 Nisan ayında KKTC Cumhurbaşkanı seçilen Mustafa Akıncı ile Rum lider Anastasiades’in yakaladığı uyum sayesinde bugüne kadar gelinebilmiş en ileri noktaya ulaşmıştır. Buna karşın, müzakereler açısından ufukta henüz kesin bir çözüm gözükmüyor ve Cenevre görüşmelerinden de sonuç alınamazsa müzakerelerin -en azından bir süreliğine daha- sona ermesi bekleniyor. Bu yazıda, Kıbrıs müzakerelerine dair önemli detayları ve kulis bilgilerini okurlarımız için özetleyeceğim. 2012-2016 yılları arasında 3,5 yıl süreyle KKTC’de yaşamam ve Kıbrıslı Türk siyasetçilerle defalarca görüşmeler ve toplantılar gerçekleştirmem sebebiyle, bu konuda kendimi yorum yapabilecek konumda gördüğümü de burada belirtmek isterim.
Öncelikle müzakereler sürecinde üç defa ciddi kriz yaşandığını ve görüşmelere bu sebeple üç defa ara verildiğini hatırlatmakta fayda var. İlk kriz, 2014 yılı Ekim ayında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’deki tek yanlı sondaj arama faaliyetlerine karşılık olarak, KKTC’nin de Türkiye ile anlaşarak Barbaros Hayrettin Paşa adlı sismik araştırma gemisinin KKTC açıklarında petrol ve doğalgaz aramaya başlaması sonucunda yaşanmıştı. Bu gelişme üzerine, Rum lider Anastasiades masadan kalkmış ve Türk gemisi çekilmeden görüşmelerin başlamayacağını belirtmişti. Ancak BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi Espen Barth Eide’nin çabaları ve Türkiye’nin çözüme destek olmak amacıyla Barbaros Hayrettin Paşa gemisini geri çekmesinin ardından, görüşmeler, 2015 Mayıs ayında, bu defa Anastasiades-Akıncı ikilisiyle (Eroğlu’nun yerine o ara dönemde KKTC Cumhurbaşkanı seçilmiştir) yeniden başlamıştır.

Akıncı-Eide-Anastasiades
Akıncı-Anastasiades ikilisi sayesinde müzakerelerde çözüm umudu belirginleşmiş ve somut konularda pazarlık derinleşmiştir. Bunun sebebi, her iki liderin de çözüm yanlısı olmaları, ama yurtsever kimlikleri nedeniyle ülkelerine ve halklarına da zarar gelmemesi için azami dikkati göstermeleridir. 2004’te Annan Planı referandumu döneminde de çözüm yanlısı davranan Akıncı ve Anastasiades, biri aşırı sol (Akıncı), diğeri ise merkez sağ (Anastasiades) siyasal geleneğinden gelmelerine karşın, ilginç bir şekilde çözüm noktasında uyumlu davranan liderlerdir. İki lider, birçok ihtilaflı konuda ciddi ilerleme kaydetmişler ve çözüm yönünde adanın her iki bölgesindeki dini liderlerden ve sivil toplum örgütlerinden de büyük destek almayı başarmışlardır. Ancak 2016 yılı Mayıs ayında, görüşmeler, Rum lider Anastasiades’in Akıncı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesini bahane ederek masadan kalkmasıyla bir kez daha durmuştur. Üçüncü büyük kriz ise, Rum tarafının “enosis”i (Yunanistan’la birleşip Kıbrıs’ı bir Helen adası haline getirmek) okullarda kutlama kararı nedeniyle KKTC lideri Mustafa Akıncı’nın 2017 yılı Mart ayında masadan kalkmasıyla yaşanmıştır. Ancak tüm bu krizler aşılmış ve müzakereler kaldığı yerden devam etmiştir. Müzakerelerde ciddi mesafeler alınmış ve bazı konular neredeyse tamamen halledilmiştir. Ancak sorunlu konular da halen mevcuttur.
2017 Ocak ayında İsviçre’deki BM Cenevre Ofisi’nde yapılan müzakereler, tarafların BM arşivine kaldırılan haritalar sundukları son derece kapsamlı pazarlıklara sahne olmuştur. Basına yansıyan iddialara ve liderlerin demeçlerine göre, iki tarafın toprak konusunda aralarındaki fark yüzde 1’e kadar inmiştir. Bu, toprak konusunun rahatlıkla aşılabileceğinin somut göstergesidir. Lakin hangi bölgelerin Rumlara verileceği konusunda mutlak bir anlaşma henüz yoktur. Dahası, toprak, Kıbrıs müzakerelerinde kritik olan hususlardan yalnızca bir tanesidir. Diğer önemli konular ise; yönetim ve güç paylaşımı, garantörlük (garantiler), mülkiyet ve nüfus olarak belirtilebilir. Anlaşıldığı kadarıyla, yönetim ve güç paylaşımı ve nüfus konularında da iki lider az çok bir uzlaşıya varabilmişlerdir. Yönetim ve güç paylaşımı konusunda zaman zaman Kıbrıs Türk tarafından gelen “siyasi eşitliği sulandırmaya çalışıyorlar” açıklamalarına karşın, büyük bir sorun varmış gibi gözükmemektedir. Nüfus konusunda da, 4’e 1 anlayışı genel kabul görmüş ve KKTC vatandaşlarının (250.000 civarında) Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğal vatandaşları olmaları konusunda uzlaşılmıştır. Dolayısıyla, bu sorunların karşılıklı tavizlerle aşılabileceğini kabul edersek, geriye garantörlük ve mülkiyet gibi iki çok hassas ve zor konu kalmıştır. Bu konular da, karşılıklı tavizlerle aslında aşılabilecek durumdadır. Ancak özellikle Rum tarafında yoğunlaşan iç baskılar ve yaklaşan seçimler, liderlerin kararlı adımlar atmalarını engelleyebilir ve çözümü imkânsız hale getirebilir. 2004 Annan Planı’ndan hatırlanabileceği üzere, Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesi oldukça yüksektir. Dolayısıyla, çözüm konusunda karar, daha çok Rumların atacağı adımlara bağlıdır.
Son dönemece doğru girilirken, Cenevre’nin son buluşma olacağını belirten KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, çözüm için bugüne kadar birçok fedakârlık yapan ve iç siyasette sert eleştirilere maruz kalan bir lider olarak, Rum tarafının ayak diremesi konusunda artık sabrının tükendiğini belli etmiştir. Rum lider Anastasiades ise, Türk askerinin adadan çekilmesinin ön koşul olduğunu vurgulamaya devam etmektedir. Bu konunun zaten çözüm durumunda gerçekleşeceği bilindiği halde yapılan bu vurgu, çözüm yönündeki umutları azaltmaktadır. Ayrıca Anastasiades’in “AB dışında bir garantöre ihtiyaç yoktur” tezi de Türk tarafında kabul görmemektedir. Zira AB, kendi üyelerini kollayan bir birliktir ve bu durumda Türkiye, Brexit sürecindeki Birleşik Krallık (İngiltere) ve Kıbrıs Türk toplumuna eşit muamele yapması beklenemez. Her ne kadar bu konuda Birleşik Krallık ve Yunanistan’dan daha önce ılımlı açıklamalar gelmiş olsa da, onların da bu konuda kesin bir karar aldıkları -en azından şimdilik- söylenemez. Dolayısıyla, garantörlük konusunda müzakerelerin yine düğümleneceğini söylemek mümkündür. Mülkiyet konusunun da tartışmalara açık olacağı ortadadır; Rumların bir anda kendi mülklerini yeniden sahiplenmesi veya rekor tazminat bedelleri almaları, adada büyük bir huzursuzluğa neden olabilir. İki bölgeli ve iki toplumlu federatif bir yapı kurulmadığı sürece, toplumları bir anda yanyana yaşatmaya başlamanın sosyal açıdan güvenlik riskleri yaratacağı da gün gibi ortadadır.
Tüm bu nedenlerle, tüm iyi dileklerimize karşın Kıbrıs’ta çözümün yine kolay olmayacağı söylenebilir. Ancak yıllar süren müzakerelerden ve hüsrandan bıkan Kıbrıs Türk halkı, bir kez daha çözümsüzlük olması durumunda, artık Rumlarla müzakere konusunu bir daha gündeme getirmeme kararı alabilir ve gelecekleri konusunda Türkiye ile birleşme (bütünleşme) alternatifine ağırlık vermeye başlayabilir. Şu an için siyasi partilerin tavrı bu yönde olmasa da, çözümsüzlüğün yarattığı kırgınlık ve kızgınlık, yakın bir gelecekte böyle bir yönelimi mümkün kılabilir. Zira KKTC ekonomisini ayakta tutan ülke de Türkiye’dir. Ayrıca şu da bir gerçektir ki, Dağlık Karabağ ve daha birçok başka konuda uluslararası normların Türklerin lehine olduğu durumlarda hiçe sayılan uluslararası hukuk, Kıbrıs söz konusu olduğunda kolaylıkla Türkler aleyhine kullanabilmektedir. Uluslararası sistemdeki bu çifte standart da, Kıbrıs Türklerini milliyetçiliğe ve anavatana doğru itmekte ve kendilerine başka bir alternatif bırakmamaktadır. Bir diğer alternatif ise Tayvan modelidir. Tayvan modeli sayesinde, KKTC, yıllardır maruz kaldığı ekonomik ambargolardan kurtularak, en azından ticari olarak yurtdışına açılabilir. Umuyoruz, iki lider bu tarihi fırsatı kaçırmaz ve toplumlarına büyük bir sorumsuzluk örneği sonucunda çözümsüzlüğü dayatmazlar…

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

*Yazı mayıs ayında yazılmıştır ve yazarın öngördüğü şekilde Crans-Montana’da yapılan Kıbrıs Konferansı’ndan sonuç alınamamıştır.

Önceki İçerikTEOKRASİ VE FEODALİZM
Sonraki İçerikPAVLOV’UN KÖPEKLERİ

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...