Ana Sayfa Röportaj/Söyleşi Doç. Dr. Barış DOSTER ile "ULUSÇULUK" Üzerine

Doç. Dr. Barış DOSTER ile “ULUSÇULUK” Üzerine

1) Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan milliyetçilik fikrinin sömürgeciliği motive ettiği görülürken, yine modern milliyetçilik Kemalizm örneğinde de olduğu gibi mazlum milletlerin elinde anti-emperyalist karakterde bir devrim ideolojisine dönüşmektedir. Bu teorik farklılaşmanın nedenlerini anlatır mısınız?

Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, mazlum milletlerin, ezilen dünyanın milliyetçilik anlayışıdır. Bu yönüyle devrimci, toplumcu, halkçı, laiktir. Antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçıdır. Köklerini Jön Türklerden, İttihatçılardan alan, gerekli dersleri çıkaran, stratejinin üç temel unsuru olan kuvvet, zaman, mekan dengesini gözeten Türk Devrimi’nin öncülerinin, batı emperyalizmi ile savaşarak ve onu yenerek kurdukları Cumhuriyet, tarihsel gelişimi, kuruluş süreci ve yöntemi, ideolojik yönelimi itibariyle ilk örnektir ve çok özeldir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini ve milliyetçilik anlayışını kavramak için iki anahtar kelime çok önemlidir: Savaş ve Devrim.

2) Atatürk’ün milliyetçilik fikrinin teorileştiği ulusal kurtuluşçuluk anlayışı bütün mazlum milletlerin bağımsızlık taleplerini dillendirmektedir. Buradan hareketle Milli Mücadele ve Büyük Türk Devrimi’nin, Üçüncü Dünya ülkelerine bir rol model olduğu fikrini değerlendirir misiniz?

Gazi Paşa; mazlumların bir gün zalimleri mahv ve nabut edeceğini söyler. Önderi olduğu Kurtuluş Savaşı, emperyalizmin ve yerli uzantılarının nasıl yenileceğini ortaya koymuştur, dünya tarihinde ilk kez. Kurduğu Cumhuriyet aklı, bilimi, aydınlanmayı, çağdaşlığı, kadın – erkek eşitliğini, pozitif hukuku, medeni kanunu, kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Batının taklitçisi olan bir zihniyet değildir bu. Batı emperyalizmini yenen, batıya rağmen çağdaşlaşmayı amaçlayan bir devrimci, toplumcu atılımdır. O nedenle sadece üst yapıyı değil, altyapıyı de değiştirmeyi amaç edinmiştir. Bütüncül bir kalkınma programına sahiptir. Türk Devrimi’nin Afrika’da, Ortadoğu’da, Latin Amerika’da gördüğü büyük ilgi ve saygı, Latin Amerika siyaset bilimi literatüründe tam bağımsızlık yanlısı, antiemperyalist, toplumcu, devrimci gençlere “Jön Türk” denmesi, bu etkinin kanıtıdır. Keza Mısır’ın büyük lideri Nasır hareketinde, Irak ve Suriye’de BAAS hareketlerinde İttihatçı geleneğin ve Kemalist Devrim’in izleri görülür. Ayrıca Hindistan’ın kurucu önderleri Gandhi ve Nehru, Küba’da Castro, Çin’de Mao Türk Devrimi’ni yakından izlemiş, övgüyle anmışlardır.

3) Türkiye’de milliyetçi geleneğin çözmesi gereken en önemli sorunu sizce nedir?

Türkiye’de milliyetçi gelenek çok açık, net, tartışmasız biçimde Cumhuriyetçi, laik, toplumcu olmak durumundadır. Milliyetçiliğin büyük öncü düşünürleri Gaspıralı, Akçura, Gökalp başta olmak üzere hepsi bu çizgidedir. Milliyetçilik, emperyalizme karşı cepheden tavır almayı, vatanın taşına toprağına, kurduna kuşuna, havasına suyuna, köylüsüne, çiftçisine, eli nasırlı emekçisine büyük bir kıskançlıkla sahip çıkmayı gerektirir. Hem liberal ekonomiyi, özelleştirmeyi savunup, hem de milliyetçi olmak mümkün değildir.

4) Son dönem milliyetçilik algısında, din öğesinin milli kimliğin önüne geçmesini nasıl yorumluyorsunuz? Siyaset sahnesinde ön plana çıkan islamcı-milliyetçi ittifakına nasıl bakıyorsunuz?

Dincilik ve milliyetçilik bağdaşmaz. Tarihsel olarak da, ideolojik olarak da, kültürel olarak da ikisini bir potada eritemezsiniz. Eritmek isteyen 12 Eylül darbesinin, ABD patentli Türk – İslam Sentezi idi. Bir süre için başarılı da oldu. Milliyetçi partileri ve kadroları hayli etkiledi. Ve görüldü ki, milliyetçilik dinci ideolojinin içinde eridi. Hem ABD emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi içinde görev alıp, yeni Osmanlıcı bir sos ve söylemle bölge ülkelerine karşı düşmanca politikalar güdüp, hem de milliyetçi olmak mümkün değildir. Dinci – milliyetçi ittifakının kazananı her zaman dinci siyaset olur, kaybedeni ise milliyetçilerdir. Türkiye’de bu iki akımı bir potada eritme çabası, ABD projesidir. Yerli ve milli bir arayış değildir.

5) Sizce bugünün Türkiyesinde, Türk milletinin birliğini sağlayacak milliyetçilik algısı nasıl olmalıdır?

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışıdır. Yani cumhuriyetçi, halkçı, devrimci ve laik milliyetçilik. Emperyalizme karşı olan milliyetçiliktir. Tam bağımsızlığı savunan milliyetçiliktir.

6) Modern küreselleşme sürecinin ulus devlet yapılarını tartışmaya açtığı görülüyor. Küreselciler bu konuda ulus devletlerin miadını doldurduğunu savunurken, bizim de dahil olduğumuz bir diğer görüş bu fikre itiraz ediyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın geldiği aşamada ulus devletleri güçlendirmeyi savunan sol ve sağ siyasetler öne çıkıyor. Küreselleşmenin hem ülkeler arasında, hem de ülkelerin kendi içinde zengin – fakir uçurumunu daha da derinleştirdiği görüldü. Ulus devlet olmayınca, sosyal devlet de olmuyor. Emekçiler kazanımlarını koruyamıyor. Yoksulları, ezilenleri, kimsesizleri sermayenin tahakkümüne karşı koruyabilecek araçlar gelişmiyor. Atatürk’ün “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözü, bu bağlamda çok öğreticidir.

7) “Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık.” sözü sizin için ne ifade etmektedir? Bu söylemin ülkemizde yaşanan etnik köken temelli kargaşalar açısından bir çözüm olma ihtimali var mıdır?

Atatürk’ün milliyetçilik tanımı nettir. Matematik formülü gibi açıktır: “Ne mutlu Türküm diyene” ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir”. Türk Milleti’ni ülkemizdeki herhangi bir etnik grup olarak görmek, onun ulus kimliğimizin, milli kimliğimizin, üst kimliğimizin, ortak kimliğimizin, yurttaşlık kimliğimizin adı olduğunu görmemek, çok yanlıştır. Ulus devletin yöneticisi, milliyetçiliği ayaklar altına almaya kalkarsa, sonuç bugün yaşadığımız ağır bunalım olur.

8) “Tek millet” söylemini sıkça dillendiren siyasi iktidarın, “Türk Milleti” adını ya da bu “tek millet”in ismini itinayla kullanmaktan kaçındığını görüyoruz. Sizce bu davranışın altında yatan sebepler nelerdir? Bu konudaki görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bu tipik bir şark kurnazlığıdır. İşine gelince açılım sürecini başlatıp, işine gelince Malazgirt Zaferi’ni anmak; işine gelince milliyetçiliği ayaklar altına alıp, işine gelince tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan demek, o günkü politik iklime oynayan bir siyasetçinin tutumdur. Devlet adamı ciddiyetiyle, tutarlılığıyla bağdaşmaz.

9) Ulusçuluk ve milliyetçilik sıklıkla birbirlerinin yerine kullanılan kavramlar, sizin bu kavramların ifade ettikleri hakkındaki görüşlerinizi kısaca öğrenebilir miyiz?

Ulusçuluk ve milliyetçiliği ben aynı anlamda kullanıyorum. Bunda da ısrar ediyorum. İkisi arasında bir yarışı veya ayrışmayı doğru bulmuyorum. Ancak şu gerçek de var ki, ulusçuluk daha çok sol gelenekten, Kemalist gelenekten gelen kesimlerin dilinde öne çıkarken, milliyetçilik daha çok sağ gelenekte kullanılıyor. Kelimelere böyle ideolojik, simgesel, siyasal anlamlar yüklenmesi yeni değil, sadece bize has da değil.

10) Sizin ulus-devlet kavrayışınızda yurtdışı Türk topluluklarının yeri nedir? Bir kısım çevre jeopolitik çıkarımlarla özel önem atfederken diğer bir grup Turancılık veya Pan-Türkizm fikrinin ulus-devlet idealinden kopuk bir imparatorluk vizyonu olduğunu iddia ediyor, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yurt dışındaki Türkler, Türk topluluklar, Türk devletleri Türkiye’nin en doğal dostları, müttefikleri, komşularıdır. Orta Asya’ya, Türkistan coğrafyasına ilişkin ırkçı, yayılmacı, maceracı hevesler, emperyalist politikalar gütmek hem onları hem de ülkemizi yıkıma uğratır. Ancak, onları yok saymak, “elalem ne der”, “Avrupa nasıl karşılar”, “faşist, ırkçı diye yaftalanır mıyım” endişeleriyle onlardan uzak durmak da büyük yanlıştır. Ortak çıkar, karşılıklı yarar, tarihi – kültürel bağlar, ekonomik ilişkiler, enerji işbirliği buluşacağımız en güçlü zeminlerdir. Avrupa Birliği’ni savunanların, Türklerin yakınlaşmasına karşı çıkması; ABD, Meksika ve Kanada arasındaki NAFTA’ya itiraz etmeyenlerin Türk devletleri arasındaki ekonomik yakınlaşmayı eleştirmesi ciddiyetten ve tutarlılıktan yoksundur.

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...