Ana Sayfa Anlık Dergisi Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

Devrimci Düşüncenin Sönümlenmesi

            Kemalizm, özellikle 90’lı yıllar sonrasında yükselen ulusalcılık dalgasıyla birlikte ortaya çıkışındaki devrimci köklerden kopmuş ve sadece tepkisel bir ideoloji haline gelmiştir. Aynı zamanda ulusalcılıkla eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum genel olarak normal karşılansa da devrim yapmış, rejim değiştirmiş ve yeni bir düzen kurmuş bir ideolojinin kolunun kanadının kırılması anlamına gelmektedir.

            Kemalizmin devrimcilik anlayışının süreklilik arz ettiği bilinmektedir. Mustafa Kemal de sürekli olarak buna işaret etmiş ve yol gösterici olarak bilimi işaret etmiştir. Ancak yukarıda bahsettiğimiz durumla birlikte; Kemalistler gittikçe savunmacı refleksler göstermeye başlamış, içine kapanmış ve dar bir alana hapsolmuştur. Geçmiş dönemlerin çoklu ve eleştirel bakışının yerini tekli ve sorgulamaya kapalı bir bakış almıştır. Tekçi bakış, bir anlamda paranoyaya saplanmış ve kendisi dışındaki herkesi ötekileştirmiştir. Bu kanat sağ popülist olarak da adlandırılan mevcut iktidarın “benden olan/olmayan” ayrımına benzer bir söyleme kaymıştır. İktisadi milliyetçilik anlayışı neoliberalizmin yükselmesi ve kimlik politikalarının öne çıkmasıyla birlikte dönüşmüş, kimlik ve laiklik odaklı bir milliyetçilik anlayışına bürünmüştür. Devrimciliğin sözü edilmez olmuş ve bir çeşit muhafazakârlaşmaya hatta zaman zaman da tutuculaşmaya başlamıştır.

            Gittikçe sağa kayan bu yorum sadece belirli konularda hayat belirtisi göstermeye başlamıştır. İlgisi dışında kalan ya da klasik yorumu etkilemeyecek noktaları dikkate almamış, yok saymış ya da yorum yapmamayı tercih etmiştir. Bu yok sayma, bu grubu gerçeklikten ve akılcılıktan yavaş yavaş uzaklaştırmış bir çeşit popülist ve hamaset çizgisine getirmiştir. Bunun tipik bir örneği olarak “1930’ların devrimcisi” olmak bir övünç kaynağı haline gelmiştir. Yapılması gerekenlerinin en iyisini Atatürk yaşarken gerçekleştirmişti dolayısıyla ne biz Atatürk’üz ne de onun yaptıklarından daha iyisini yapabiliriz düşüncesi yerleşmiştir. Buna dayanarak, yapılan devrimlerin yeterli olduğu, bunların korunması ve anlatılması yeterli görülmüştür. Bana göre ise bunun temel sebebi bu düşünceye sahip olanların değişen dünyayı kavrayamaması, ona ayak uyduramaması ve bugünle ilgili söz söyleyecek cesarete/donanıma sahip olmamasıyla yakından ilgilidir. Çünkü daha önce söylenmemiş radikal bir düşünceyi dillendirmek eğer Atatürk’e dayandırılamıyorsa meşruluğu tartışılan ve Atatürkçü kitleden aforoz edilmeyle sonuçlanabilir. Ek olarak, ortaya yeni bir fikir sunmak sorumluluk almayı gerektirdiği için mevcutla yetinmek de daha kolay ve pratik oluyor. Okuma, araştırma ve tartışma gibi zahmetlere girmeye gerek kalmıyor.

            Yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için birkaç noktaya temas etmek yerinde olacaktır. Atatürk çağının ilerisinde düşünen, zeki bir komutan ve devlet adamı olarak dönemin diğer komutan ve devlet adamlarının hatta toplumun beklediğinden çok daha fazlasını gerçekleştirmiştir. Ancak dünden bugüne gerek dünya gerek Türkiye büyük değişim ve dönüşüme uğramıştır. Çağdaşlaşma yolunda fazlaca çaba göstermesi gereken Türkiye, elindekilerin de kıymetini kaybetmeye başladığında anlamıştır. Nedendir bilinmez siyasi başarının ekonomik başarıyla taçlanması gerektiğini vurgulayan Atatürk’ken, O’nun ardılları olduğunu ifade edenler bu konulara pek ilişmemektedir. “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğüdür” sözünü her yere yazanların nedense geleceğe dair hayalleri, planları ve programları yoktur. Yarına dair söyleyecek sözü dahi olmayanlar nasıl Türk Devrimi’ni tamamlayacaktır? Nasıl ve hangi devrimi gerçekleştirecektir?

            Önümüzde cevaplanması ve çözüm üretilmesi gereken onca konu varken yöntem, araç ve izlenecek strateji noktasında dahi asgari müştereklerde buluşamamış durumdayız. Kenarda durup etliye sütlüye karışmadan büyük laflar edenleri değil, harekete geçip düşüncelerini gerçekleştirenleri tarih devrimci olarak kaydetmiştir. Türkiye’deki devrimcilik anlayışı ne yazık ki bir örgütçülük oyununa dönüşmüştür. Küçük olsun benim olsun hesabı uzlaşma ve birlikte hareket etme ortamı oluşmasını engellemiştir. Ayrıca bu işe soyunanların öncelikli olarak durum tespitini doğru yapmaları gerekmektedir. Çünkü tespit yanlışsa çözüm konusunda ele geçecek sonuç koca bir hiçtir.

            Bu sayıdaki halkçılık konusunda yazılmış yazı da dâhil olmak üzere, yayına başladığımızdan beri Kemalizm, Türk Devrimi ve Altı Ok üzerine belirli noktaları temel alan bir çizgide yazmaya çalıştık. Bunu yaparken de bazen sakin bazen de fikri tartışmaları tetikleyecek bir üslup kullandık. Belki çok fazla yeni şeyler söyleyemiyoruz, zaman zaman eleştirdiğimiz noktalara bizler de dönüyoruz. Ancak kökünden uzaklaşan ya da hedefi şaşıran düşüncelerde ısrar etmiyoruz, yer yer bunları da hatırlatıyoruz. Kendimizi “en Kemalist” ya da “tek Kemalist” olarak görmüyoruz. 2021 yılı ile birlikte ele alacağımız dosya konularıyla, Atatürkçü çevrede pek konuşulmayan ve tartışılmayan noktalara da değinmeyi planlıyoruz. Mevcut durumda hareket kabiliyetimiz kısıtlanmış olsa da fikri anlamda devinimi sürdürmeye devam edeceğiz.

            Aslında bugüne kadar yazıklarımız ve söylediklerimiz “Nasıl bir Türkiye istiyoruz?” sorusuna vereceğimiz cevaplardır. Yani mevcut hâl ya da çoğunluğun kabul ettiği değil “olması gereken” için mücadele ediyoruz. Bu noktada çoğunluğa hoş görünmek için sessiz kalmayı yeğlemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bugüne kadar ulaşan ve bir kısmı kronikleşen bu sorunlar geçmişte “tadımız kaçmasın” denilerek ötelenmiştir. Dolayısıyla devrimci bir ideolojiye sahip olduğunu düşünenlerin böyle bir duruma göz yummaları söz konusu bile olamaz. Devrimci ve radikal bununla birlikte demokratik sınırlar içerisinde sorunlarımıza çözüm üretmek, birlikte yaşamanın yollarını aramak ve toplumsal bir mutabakat oluşturmak için mücadelemize devam edeceğiz.

            Tüm bunları düşünüp yazarken aklıma katledilen kadınlar, istismara uğrayan çocuklar, canice davranılan hayvanlar, bebeği için mama çalmaya çalışan baba geliyor. Sağlık çalışanları, atanamayan öğretmenler, işsizlik ve borç batağına saplanmış milyonlar… Gözümde, eline “iş-aş” yazarak intihar eden vatandaşımızın fotoğrafı canlanıyor. Kulaklarımda emeğinin karşılığını almak için mücadele eden madencinin oğlunun sesi yankılanıyor:

“Babamın hakkını verin!”

            Başta açlık ve yoksulluk olmak üzere, devrimci düşünceye sahip olan herkes bu mücadeleye omuz vermek durumunda, taa ki Cumhuriyet yeniden kimsesizlerin kimsesi olana kadar…

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...