Ana Sayfa Anlık Dergisi YOKSUL OLAMAYACAK KADAR FAKİR

YOKSUL OLAMAYACAK KADAR FAKİR

Herkesin eşit muamele gördüğü geleceği hedefleyen halkçılık, neden adı geçtiğinde vatandaşları kendine çekmiyor? Açık biçimde ben sizden yanayım diyen ki kelime anlamı bile bunu gösterirken böylesi bir ilke neden büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında yaşayan kişiler için bir şey ifade etmiyor?

Bu durumdaysanız ve sizden olduğunu düşündüğünüz birini temsiliniz adına seçerseniz, haliyle bir halkçı mı seçilmiş olacak? Sanırım bizdeki sorun burada başlıyor. Halkçı olduğunu iddia eden kişiler aslında halkçı olmaktan ziyade gelenekçi olduğundan ve her ne hikmetse toplumumuzda fakirlikle bağlantılı olan her şey kültürel sayılmaya çalışıldığından ciddi bir kırılmaya neden oluyor.

Hukuk eğer haksızlığa uğradıysanız ve paranız yoksa sizden tam anlamıyla açlıktan ölmeye ramak kalmasını bekliyor. Eğer böyle bir durumdaysanız, gerekli dava harç ve giderlerinin devlet tarafından ödenmesini bekliyorsanız yapmanız gereken şey fakirlik kâğıdı almaktır. Belgeli fakirliğiniz için yoksulluk, hatta açlık sınırının altında maaş alıyor olmanız; belki toplamda haneye giren para dahi bu sınırın altındayken yeterli değildir. Gerekli işlemlerin başlatılabilmesi için üzerinize herhangi bir malvarlığı olmaması ve dikkatinizi çekerim herhangi bir gelirinizin olmaması beklenir. Bu durumda haksız ama zengin gücüne güç katarken, burada aklınızda canlanan zengin viskisini yudumlayan kalantor biri değildir muhtemelen çünkü zengin imajına yönelik fikir de değişti son zamanlarda, hakkını arama yolları kısıtlanmış vatandaş fakirleşmeye devam eder.

Zaten fakir kâğıdı alamayan yoksulluk sınırı altındaki vatandaşın aç veya yoksul olamayacak kadar kötü durumda olduğu açıktır. Zamanımıza göre yorumlandığında köle kelimesi ağır gelebilir belki ancak eski köle kurumunu düşündüğümüzde arada pek bir fark olmadığı gördüğümüz andan itibaren düşünüldüğünde işverenine köle, toplumda sorun ve evinde sağlıksız olduğu anlaşılmaktadır.

Bahsetmedik ama sistem her nasılsa hukuki anlamda fakiri zaten yok saymaktadır. Hakkını aramak için bu belgenin istenmesi dahi insan onurunu ayaklar altına almaktadır. Haklıyım diyebilmeniz için sistem açık bir biçimde zengin yahut fakir olmanızı belgelemenizi beklemektedir.

Tüm bu düzenlemeler her şeye rağmen varlığını sürdürmesine rağmen alakasız şeyler de göze sokar gibi romantize edilerek önümüze sunuluyor. Bunun temelinde koşulların genel bir yoksulluğa dönüştüğünü benimsetmeye yönelik olduğuna inanıyorum. Dikkatinizi çekmiştir, soba güzellemesi gördüm örneğin. Olduğu evde romantizmden ziyade bir bela olarak görülen bu ısınma aracı her ne hikmetse sosyal medyada evrim geçirerek “eski ve güzel günler” için bir hatıraya dönüşüyor. Ancak hepimiz biliyoruz ki o sobalı evin derdi üstünde kestane pişirilince geçmiyor. Kömürü, külü, isi, tozu, soba basması… Bu evde yaşayan kişi haliyle her odası sıcak ve musluklarından yine sıcak su akan bir evde yaşayana kıyasla eşit değil. Beklenti kendisini eşitleyecek yöntemlere başvurması. Eğer ülkemizdeki gibi kazandığınızın karşılığını alamıyorsanız sadece çalışmakla olacak bir şey de değil. O halde siyasete başvurulup yüksek bir iradenin bu eşitliği sağlamasını beklemek gerekir.

Eşitliği sağlasın diye başvurulan siyaset ise vatandaş için tam olarak trajikomedidir. Gelenekçi, yetersiz imkânları bir kültürel mesele haline getirmiş ve böylelikle gelişime psikolojik bir ket vurmuştur. Öte yanda yenilikçi o kadar ilerlemiştir ki, burası tabii ki su götürür, vatandaşla bir bağı kalmamıştır. Bu noktadan sonra kalkıp ben sizin için çalışacağım dese de dikkate alınmayacaktır. Neden kendisinden olmayan ve kendisine benzemeyen birine seçmen oy versin ki?

Fakirlik güzellemesi ile beslenen gelenekçi bu işe uygun olduğuna dair bir argüman sunmak zorundadır. Çünkü rakibine kıyasla olduğu konumun makyaj eksiği mevcuttur. Hal böyleyken başvuracağı yegâne şey bir asr-ı saadet yaratmaktır. Kendisi fiziki anlamda her ne kadar yetkin görünmese de geçmişte yaşanan ve geleneklerine tamamen uygun addedilen eylem biçimleri sayesinde seçmeniyle birlikte yükselecektir. Zaten seçmen ve aday yani ikisi de aynıysa ortada rakip yoktur. Seçilmesi “gereken” biri vardır. Nasılsa diğerleri, yenilikçiler ikisinden de değildir. Doğal olarak birinin rakibi, diğerinin ise benzeri olmadığından yabancısıdır.

İlerici kısım ise gelenekçiye kıyasla bir meşruiyete ihtiyaç duymaz. Çünkü ona göre zaten mantıklı olan kendisinin seçilmesidir. Neden fakirlik içinde yüzen bir toplum ona oy vermesin ki. Vermiyorsa da sorun ondan değildir. İlericiye göre sorun olan toplumdur ve düzeltilmesi gerekir.

Gelenekçi bu yolla elde ettiği makamını korumak adına eski güzel günlerin uygulama ve kanunlarını yeniden geçerli hale getirir. Ancak zamandan kopuk bu yaklaşım genellikle toplum dinamiklerine artık uymadığından çökmeye meyillidir. Tüm bu eskiyi yenidenleştirme reformları meyve vermeyince yapılacak tek bir şey kalmaktadır. Ben ve siz der, birlikte olmamıza rağmen eğer hala gelişemiyorsak suç yabancınındır. Bizden olmayandandır. Biz bu kadar haklıyken eğer başarılı olamıyorsak maalesef bizim içimizdeki diğerleri sorumludur.

İçlerindeki diğerleri ise haliyle karşıt görüş ve seçmenidir.  Yenilikçiler, bütün bu mantıksız sürecin kendisine nasıl pay edildiğini anlayamıyordur ve ona göre suçlusu yine karşıt görüşünü iktidara getiren seçmen kitlesidir. Nasılsa kendi seçmeni tıpış tıpış giderek ona oyunu verecektir. Ama eklemek gerekir ki yenilikçi maalesef artık bir yenilikçi değildir. Asıl yeniliği, yenildiği rakibi geri dönerek yapmıştır. Bu durumda seçim sırasında yenilikçi olan kitle yarışı kaybettiğinde bir anda gelenekçi olmaya mecbur hale gelir. Bu mecburiyet başta hissedilmez ancak zaman ilerledikçe ve konum sabit kalmaya başladıkça muhafazakâr yaklaşımlar artmaya başlar.

Bu gelenekçi yaklaşımı maalesef eski rakibinin ihtiyaç duyduğu gibi bir asr-ı saadette dermanını arar. Yenilikçinin bile başvurmak zorunda kaldığı bu yöntem seçmen zihninde karmaşa yaratır. Çünkü iki tarafın da asr-ı saadet diye andıkları dönem yaşanmış ancak vaat edilene ulaşılamamıştır.

Her iki seçenek de kabul edilebilir bir iyilik durumuna götürmediğine göre yapılması gereken siyasetin kendi iyiliği için de söylemlerini toplumsal açıdan değerlendirip makul seviyelerde tutmasıdır. Radikal söylemler her ne kadar kısa vadede başarı getirse de ilerleyen dönemlerdeki başarısızlığı dikkate alındığından borç kapatmak için borç almaya benzemektedir.

Ancak radikal söylem meselesi açıklamaya muhtaçtır. Burada radikalden kasıt iç dinamiklerde yıkım yaratacak meselelerdir. Herkesçe kabul edilebilir bir kötülüğü örneğin kadın haklarının teminatı yahut sendikal haklarda eksikliklerin giderilmesi gibi düzeltmeye yönelik olanlar haliyle radikal sayılamayacaktır. Aslında bunun gibi önemli meselelerin düzeltilmesine yönelik girişimleri radikal sayanlar radikal sayılsa daha doğru olur kanımca.

Tüm bu sayılanlar aslında siyasal sistemlerdeki çöküşün kısır döngüsünü ortaya koymaktadır. Can çekişen günümüz düzeninde sırf köklerini asr-ı saadetten aldığı için meşru olmayacak sistemlere ihtiyaç dünya üzerinde bundan mustarip insan sayısı dikkate alındığında hiç bu kadar fazla olmamıştı. Ancak buna rağmen bir değişim olmuyorsa ki olmuyor, sorunu başka yerde aramaktan önce bakmamız gereken yerleri bir daha gözden geçirsek iyi olacak. Yoksa hayatla ilişkimiz acıdan keyif alan bir düzeye koşarak ilerlerken yanımızdan geçtiğinde, suratımızda acıklı bir ifadeyle el sallamakla yetineceğiz.

Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...
Latest posts by Erol Özgür Abanoz (see all)