Ana Sayfa Anlık Dergisi BARTU SORAL İLE "TÜRKİYE VE DÜNYA EKONOMİSİ" ÜZERİNE

BARTU SORAL İLE “TÜRKİYE VE DÜNYA EKONOMİSİ” ÜZERİNE

1) 2008 krizi sonrası Türkiye ekonomisini nasıl yorumluyorsunuz? Yakın gelecekte neler beklemeliyiz?

Türkiye’nin gündemi gergin, tedirgin edici gelişmelere her gün yenisi ekleniyor. Ekonomi açısından da durum farklı değil. Bu çeyrek büyüme verisi belki çift haneli gelecek ancak bu hiçbir şey ifade etmiyor. Türkiye son 13 yıldır sürekli bir büyüme hikayesi anlatıyor. Ancak büyüme dışarıdan giren döviz sayesinde bütün kesimlerde borçlanma ve ithalata dayalı olup, yeni yatırımlara gitmeyince, işsizlik sorunu ve gelir dağılımı sürekli büyüyen bir sorun olarak karşımızda. Türk ekonomisinin son 10 yılı döviz girişi, her alanda borçlanma ve dış ticaret açığıdır. Hane halkının, şirketlerin borcuna bakalım, dış ticaret açığını inceleyelim, hemen görürüz.
Hane halkı borcunun milli gelire oranı 2001 başında yüzde 3.4’tü, 2017 ortasında yüzde 17.8’e yükseldi. Düşünün bu süre içinde nominal olarak üç kat büyüyen bir milli gelir var. Bu büyüyen gelir içinde hane halkı borç oranı 14.4 puan arttı. Aynı dönemde reel sektör için yüzde 26.9’iken yüzde 69.8’e çıktı. Artış yaklaşık 43 puan. Bankacılık kesiminde ise 2001 başında milli gelire oranla yüzde 50.6 olan borç, 2017 ortasında yüzde 94.8’e yükseldi Burada verilerin miktar değil milli gelire oranla verilmesi olayın ne kadar korkutucu, ne kadar aşırı olduğunu göstermesi açısından önemli. Türkiye’nin son 15 yılı bir borçlanma hikayesidir. Televizyonlarda yorum yapanlara bakıyorum, Türkiye 2008’e kadar müthiş bir hikaye yazdı diyorlar. Bu kadar borçlanan reel sektör üretim arttırıcı alanlara yatırım yapmadı. Hane halkı içeride üretilen malları almadı. Bu borçla ithalat finanse edildi. İthal mallar alındı. O sebeple her sene dış ticaret açığımız arttı. 2003 yılından bugüne toplam dış ticaret açığı 720 milyar dolara, cari açık 530 milyar dolara ulaştı. Üretimi planlamayan, üretime yatırım yapmayan ama ithalat yapan, yol, köprü, inşaat yapan bir modeli izledik. İşte şimdi tedirginlik ondan. Dışarıdan gelen spekülasyona karşı savunmasız oluşumuz bu yüzden.

2) Son dönemde Körfez Ülkelerinde yaşanan siyasi istikrarsızlıkların Türkiye ekonomisine etkisi nasıl olacaktır?

Bölgede sürekli bir istikrarsızlık var. Bunun kaynağı ise Amerika’nın Ortadoğu politikaları. En son Kudüs kararı da Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak, Ortadoğu’da tansiyonun artması, karışıklığın ve öfkenin büyümesi için alınmış bir karar. Şunu saptayalım petrol ve doğalgaz çok önemli enerji kaynakları ve halen yerine bir şey konabilmiş değil. Bu bölge ve çevresi de dünyadaki rezervlerin dörtte üçüne sahip. Bütün politikalar bunun üstünden kurgulanıyor. ABD, sıkışıp politikalarını yürütmekte zorlandıkça saldırganlaşıyor.

3) Sizce şu an Türkiye ekonomisi önündeki riskler ve fırsatlar nelerdir?

Önümüzde iki yol var; ya dışarıdan döviz girişinin devamı için faiz arttırıp borcu borçla ödeyeceğiz veya ortaya yeni bir vizyon, yeni bir ekonomik model koyacağız. Önümüzdeki 12 ayda 205 milyar dolar civarı para bulmamız gerekiyor. Bunun 176 milyar doları vadesi gelmiş dış borç için, geri kalanı cari açığı finanse etmek için. Finansal kesimin borcunun milli gelire oranı yüzde 94.8 demiştim. Bunun yüzde 42’si Avro yüzde 25.6’sı dolar bazında yapılmış. Toplam yüzde 69.2 döviz borcu var. Reel sektör de öyle. Şimdi borcu geri ödemek için tekrar borç bulacağız. Ayrıca şunu da belirtelim; dolar ve Avro karşısında TL hala suni olarak değerli. 2015 yılında reel kurun değerinde dolar 3.80 demiştik, gecikerek o seviyeye geldi. Türkiye kendini zorunlu olarak dengelediğinde reel kur olmak zorunda. O rakam da bugün yaklaşık doların 4.80 TL civarı olmasıdır. Türkiye bu reel kuru uygulamadan bu sarmaldan çıkamaz.

4) Günümüzde Çin’in BRİCS Kalkınma Bankası üzerinden üçüncü dünya ülkeleriyle ilişki geliştirdiği ve Bir Kuşak Bir Yol Projesi ile bir ticaret sistemi yaratmaya çalıştığı görülüyor. Bu anlamda iktisadi olarak Amerikan üstünlüğüne dayanan küresel modelin yerini Çin modelinin alması olası mıdır?

Tek kutuplu dünyadan birkaç kutuplu dünyaya geçtik. Bence bunun ilk yansıması Suriye’de ve Irak’ın kuzey kesimindeki ayrılıkçı hareketlerde görüldü. Irak’ın Kuzey’inde oluşturulan Kürdistan 1991 çekiç güçten beri bir Amerika projesidir. Amaç ise bu topraklardan bir Kürdistan çıkartmaktır. Görünen o ki emperyalizm Sevr’den beri yeni bir proje yapmamış!.. Suriye de aynı amaçla parçalanmak istendi. Ancak ABD bu projesinden sonuç alamadı. Karşısında İran, Türkiye, Rusya çıktı. Türkiye bu ortaklığa parmağının ucu ile ve mecburiyetten girmiş görünüyor. Ve aynı anda öyle adımlar atıyor ki; emperyalizmin bu projesine karşı direnecek güveni vermiyor. Çünkü hükümetin genlerinde emperyalizmle mücadele, tam bağımsız, devrimci, ilerici Türkiye bulunmuyor. Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesi çok büyük bir proje. Bütçesi yüksek. Türkiye bu projeye tarımsal üretimi planlama ve tarım sanayi ile katılabilir. Bu sayede hem tarım üretimimiz bir planlamaya, ciddiyete kavuşur hem tarım sanayini kurabilir hem de bu üretimin müşterisini İpek Yolu içinde bulabiliriz. Türkiye bunu rahatlıkla yapabilir ama AKP kadrosunun bu işe inancı da yok, isteği de yok.

5) Sizce Çin, kimi çevrelerce iddia edildiği gibi Atatürk Dönemi’nin kalkınma anlayışı ile mi büyüyor? Çin örneğinden ne gibi dersler çıkarabiliriz?

Çin planlı kalkınmayı uyguluyor ve 20 senede dünyaya damgasını vurdu. Satın alma gücü paritesi ile dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi. Devasa bir dış ticaret fazlası, 4 trilyon dolar rezervi var. Türkiye aynı modeli 1930-1945 arası uyguladı. Ardından 1947’de Marshall yardımları kapsamında kendi kalkınma planlamasından vazgeçti. Ülkü birliğini bıraktı. Köy Enstitülerini kapattı. Siyasal İslam’ı komünizmden korunmak adına destekledi. Hatırlayın komünizmi tel’in mitinglerini ve komünizmden korunma derneklerini. Bunlar Amerikan planıydı ve bizim hükümetlerin de pek hoşuna gitti. Bugün ülkenin geldiği nokta, dünyadaki konjonktür bambaşka bir yerde. Ama görünen o ki Türkiye hala aynı yerde sayıyor. Üstüne giydirilen bu elbiseyi yırtamıyor. Siyasetçisi, düşünce dünyası, basını, iş adamı giydirilen elbiseye tutsak durumda, farklı bakamıyor. Farklı düşünemiyor. Farklı hareket edemiyor.

6) Kemalizmin özel sektör ile devletin birlikte işlediği karma ekonomi politikasının bir model olmaması, sosyal demokrat çözümlerle eşdeğerleşmesi durumuna yol açmış mıdır? Bu durum Kemalizmin lokal bir ideoloji olarak kalıp evrenselleşmesini engellemiş midir?

Model olmadığını söyleyen kim? Neden Batı Avrupa’nın 1980’e kadar olan uygulamalarına bakmıyorsunuz. Keynes ne diyor, neyi savunuyor? Kemalizmin ekonomi politikası Avrupada da uygulandı. Batı Avrupa, devlet ve özel sektörün beraber strateji kurması, ortak hareket etmesi ile belli kazanımlar elde etti. Oluşan zenginlikten çalışan sınıf da payını aldı. Bakın İsviçre, İsveç örneğine. Geçenlerde işsizlik maaşı 2.500 avro olmalı mı üstüme referandum yaptılar. Somut başarı budur. Gayet doğru ve başarılı bir model kurgulandı. Şeffaf, hukuka bağlı, evrensel değerleri savunan, rekabetçi kapitalizmi denetleyen, kazanımları yüksek vergi ile dengeleyen bir devlet yapısı. 1980’e kadar bu modeli uygulayan Avrupa ülkeleri hem sermaye birikimini başardı hem de çalışan kesim bundan payını aldı ve refaha ulaştı. İnsanlar bu dönemde, bu modeli uygulayabilen ülkelerde mutlu yaşadı. Devlet hem aktif olarak ekonomi içinde yer aldı hem de düzenleyici ve dengeleyici rolünü doğru konumlandırdı. 1980 sonrası neo-liberalizm ise bambaşka bir düzen. İçinde finansal sermaye hareketleri, iletişim teknolojilerinin gelişmesi dışında insanlığa hiçbir değer vermeyen bir sistem. Bu sistem Batı Avrupa’dan İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkeleri de esir aldı. Biraz Almanya paçasını kurtarabildi. Bizimle birlikte dünyada pek çok ülke ekonomik krizler yaşadı. Şimdi bu sistemin yarattığı tahribat çok yüksek. Bu sistemden beslenen finansal karteller çok kuvvetli. Yeter diyen halk kitlelerin önüne kurtarıcı olarak Trump, Macron gibi oyuncakları çıkartarak, onları çaresizliğe mahkum ediyor. Düşünün neo-liberal sistemin yıkımını onarmak, sistemi sorgulamak için Amerika’da Trump, Fransa’da Macron oyuna sürülüyor.
Türkiye’ye bakın. Neo-liberal yıkımı onarmak iddiasında olması gereken muhalefet, sistemin tam içinde ve o dar elbise ile ayakta kalmaya çalışıyor. İşte CHP, MHP ve yeni katılan İyi Parti. Meral Akşener’in programını okuyun. Anadolu’ya ayak basıyor mu? Neo-liberal küreselleşmeyi sallayacak bir kalkınma politikası var mı? Kadro? AKP’nin Merkez Bankası Başkanı, Abdullah Gül’ün Baş Danışmanı Sayın Durmuş Yılmaz ekonominin başında. Buradan devrimci, sistemi düzeltecek bir hareket çıkar mı? Dikkat edin, kurtarıcılığa savunan, sistemi sorguladığı iddiasındaki kişi, bizi buraya getirenin ta kendisi. Yani muhalefet olmadığı için kendi kendine muhalefet yaratıyor.

7) Neo-liberal ekonomi politikaları sizce sürdürülebilir mi?

Yok sürdürülemez ama ben dünyaya elbise biçecek değilim. Beni kendi ülkem öncelikli ilgilendiriyor. Bizim bu sistemden sıyrılıp hareket etme potansiyelimiz var. Bazı ülkelerin yok, bizim var. Ben o potansiyel için planlama yaparım. Doğru strateji ile bu sıkışıklıktan kimseye değmeden çıkarım. Küresel konjonktür buna uygun.

Must Read

Kemalist Cumhuriyetin Üçüncü Dünyacı Çizgisi Ve Kemalist Elitlerdeki Üçüncü Yol Yanılgısı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kemalist dönem denildiğinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu süreç akıllara gelmektedir. Hayatta olduğu süre boyunca Atatürk’ün “idealist realizm” olarak da tanımlanabilecek bir...

Bir Sosyolog Olarak Behice Boran

Türk siyasi tarihinde önemli bir yer edinen, ilk sosyalist kadın milletvekili ve Türkiye’nin ilk kadın siyasi parti başkanı olarak ilkleri gerçekleştiren Behice Boran; ülkemizin ilk...

Yirmi Birinci Yüzyılda Kemalizm Üzerine Bazı Düşünceler-5 Hep O Aynı “Pireli Şiir”

Deneme dizimizi takip edenler şu noktayı artık açıkça anlamış olmalılar; bu dizi ile ilgilendiğimiz, Kemal Atatürk’ün ve Kemalist devrimci kadronun yaptıkları değil, amaçladıklarıdır. Esasında,...

Yaşasın Cumhuriyet

Yirminci asrın başlarında kırmızı Kıpkırmızı bir bayrak altında, Altın yeleli atlıların tüyleri beyaz Beyaz bir ay ışığı...

Türkiye’ye Yönelik İlan Edilmemiş Savaşın Adı: Pkk

Bu yazının ilk hâli, 19 Ekim 2011’de, PKK’nın Hakkari-Çukurca-Kekliktepe bölgesinde düzenlediği bir saldırıyla 24 askerimizi şehit ettiği gün yazılmıştır. Olayın sıcaklığından kaynaklanan bazı ifadeler ile...