Ana Sayfa Anlık Dergisi Virüs, Yıkıcı Teknoloji ile Otoliz ve Halkçılık Fenomeni

Virüs, Yıkıcı Teknoloji ile Otoliz ve Halkçılık Fenomeni

Ufuk açan beyinlerin en sansasyonellerinden Isaac Asimov “Bilim öylesine ilerledi ve karmaşıklaştı ki, insanlar bundan çıkan teknolojiye bir çeşit sihir gözüyle bakıyor” diyerek bir not düşmüştü yıllar önce.

Sihirli bir beyne sahip olduğu düşünülebilecek insanların belki de en ikonik olanı Albert Einstein da teknolojik gelişmeyi patolojik bir suçlunun elindeki baltaya benzetiyor.

Monarşiden ulus-devletlere geçiş, bölüşümün iktisadi, sosyal ve politik evrimi ile bugün akla gelen anlamıyla demokrasi; birey ve toplum nezdinde farklı deneyimlerin önünü açtı. I.Dünya Savaşı ile II.Dünya Savaşı arasında; patolojik kökenleri üzerinde çokça durulan faşizm, “demokratik” zeminde kendine kurumsal ve yasal kimlik kazandırabildi örneğin. Önemli sayıda görüş, halk(lar)ın faşizmin argümanlarının sihri altında kaldığı benzetmesini de yapıyor çokça. Peki soralım; II.Dünya Savaşı olmasaydı faşizm yine “yasa dışı” olur muydu?

Ya da II.Dünya Savaşı’nın kazanan taraf(lar)ı farklı olsaydı yasa dışı olacak olan yine faşizm miydi?

Şimdi faşizmi bir yana bırakalım ve “bugün akla gelen anlamıyla” demokrasi üzerine düşünmeye devam edelim.

Organizmalar, ömürlerinin sonuna geldiklerinde bir bütün olarak ölebildikleri gibi, aynı zamanda ömürleri boyunca da organizmaları meydana getiren hücrelerde düzenli bir şekilde ölümler gerçekleşir. Bazı hücreler yıllarca yaşarken, bir kısmı sadece birkaç saat yaşarlar.” (Nilüfer Tekin, Evrim Ağacı)

Liberal demokrasi ve piyasa ekonomisi birlikteliğinin, Thatcher & Reagan ile 1980’lerde başlayan ve 2008 Küresel Krizi ile can çekişmeye başlayan bir organizma olması varsayımı ile ilerleyelim. 20.yüzyıl’ın sonu ve 21.yüzyılın başı, dünyada yıllarca yaşayan bu birlikteliğin egemenliği ve bu birlikteliğin kısa zamanlı hayatta kalabildiği türleri ile geçti. 2008 Krizi ile muhtemelen bu birlikteliğin ömrünün sonuna geldik ve bu birlikteliği meydana getiren hücrelerde düzenli ölümler gerçekleşiyor.

Biyolojide, genel olarak kabul edilen ölüm tanımı, bir organizmanın, bünyesindeki tüm hücrelerle birlikte işlev göremeyecek şekilde bütünlüğünün bozulması olarak tanımlanır.” (Çağrı Mert Bakırcı, Evrim Ağacı)

Konuyu Anadolu ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinden düşünmeyi sürdürelim. Kıymetli hocamız Ömer Atagenç, Zafer Toprak referansı ile;

Halkçılık kavramı, II. Meşrutiyet sürecinin siyasal dönüşümü içinde ortaya çıkan bir kavramdır. Evrensel dayanaklara sahip olmak ile birlikte Anadolu’nun kendi koşullarına özgü ve kendi siyasal gündemine göre biçimlenmiş bir yoruma da sahiptir. Halkçılığın evrensel kaynaklarına bakıldığı zaman iki önemli kavramın bu fikre kaynaklık ettiği görülecektir. Bunlardan bir tanesi Fransız solidarizmi diğeri de Çarlık Rusyası’nda ortaya çıkan “Narodnik” hareketinin “Halka doğru” olarak biçimlenen düşüncesidir. Fransız solidarizimi, toplum içinde dayanışma ve uyum içinde bir siyasal biçimlenme sürecinin ürünüdür. Burada önemli olan kavramın “uyum” olduğunu belirtmek gerekmektedir.”

tespitinde bulunuyor. Hocamızın buradaki uyum vurgusunu, az önce bir arada ifade etmeye çalıştığım unsurlar noktasında önemli buluyorum.

Ölüm ve can çekişme evresindeki paradigmanın, kırılma yılı olarak kabul edilen 2016 (Brexit ve Trump nedeniyle) sonrası süreğenlikte yerini popülizmin doldurduğunu görüyoruz. Pratik anlamda kökenleri yukarıda bahsi geçen Narodnikler’e dayanan popülizm, günümüzde daha çok sağ ve piyasa yanlısı form ile başarıda öne çıkıyor. Yıkıcılık; teknoloji ile dışarıdan ve bir anlamda otolize tekabül eden bağlamda birey ve toplumların kendilerini tahribe ve yok oluşa itişi ile içeriden olarak burada devreye giriyor. Bu noktada Türkiye ya da herhangi bir ülkeyi dünyadan ayırmak, geçmiş detaylar ne olursa olsun, şimdilik mümkün olmuyor gibi görünüyor.

Demokrasi ve teknoloji de işlev bakımından tartıştığımız hatlarda temel unsurlar hüviyetini taşıyor.

Halkçılık’ı fenomen olarak nitelememin nedeni, kavramsal açıdan bakıldığında “süreç” vurgusu yapmayı istememdir. Şöyle ki, bugün sağ popülistlerin başarılı olma durumuna benzer olarak geçmişte başarı kaydeden “halkçı” örneklere bakılırsa; İsveç deneyiminde faşizm ve otoriterliğe karşı (ya da sermaye açısından daha etkin sol’a karşı) işletilen Halkçılık ile Meşrutiyet’ten Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına uzanan Halkçılık deneyimsel bir gerçeklik olarak vardır. Ancak bugünü ve bugün Halkçılık’ı konuşacaksak mecburi olarak popülizmi ele almak durumundayız. Kuşkuya yer bırakmaksızın bugünün (özellikle sağ) popülizminin, fenomen olarak nitelediğim Halkçılık ile köken olarak bir ilgisi bulunmamaktadır.

Bahsini ettiğim ölüm sürecini yaşayan paradigma, gücünün zirvesine tırmanışta, ilerlemeci sayılabilecek ama otoriter ama demokrat figürlerin ölümüne, silah ya da demokratik yollarla genellikle bilerek neden oldu. Bugün gelinen noktada; faşizm virüsü taşıdığı şüphesi yüksek sağ popülizm “tamamı ile demokrasi kabulü” ile, ve de en çok teknolojiyi kullanarak paradigmanın mezarını kazıyor.

Hakikat acıdır ki; bu kez teknolojinin neden olduğu “sihir” zaten sınıf-hak arayışı-adalet gibi kavramlardan daha önce arındırılmış olan halklara, bireyler halinde kendilerine çizilen kaderleri yaşatıyor. Demokratik anlamda da bireyler, sorunların çözümünü zahmetli olan hak arayışında değil, günümüz popülizminin her halka ve devlete “uyumlu” dil ve vaatlerinde arıyorlar.

Covid öncesi, ölmekte olan paradigmanın yaşattığı deneyimlerin perde arkasında isteyenin görebildiği faşizm, yasa dışı konumda olsa da ne halktaki ne de “demokratik zemindeki” patolojik damarını kaybetti. Özetle, Türkiye’nin Atatürk’ün deyimi ile “halkçılık esası üzerine müstenit” ideallerinden koparılışındaki virüs(ler) gibi, faşizm kuramsal meşruiyetini bugün sağ popülizm çatısı altında “halk onayı” ile yükseltiyor.

İnsan olmanın gereği, ölümle birlikte yaşamayı evrimsel olarak normalleştirebildik.

Bakalım teknoloji destekli anti-demokratik baltalara, başarılı olmaya aday demokratik ve halkçı kalkanlar sihirli bir karşı koyuş gösterebilecek mi?

Must Read

Kartaca Roma İkilemi

            İki bin yıldır yönetim biçimleri açısından karşılaştırılan bu iki devletin birbirine politik olarak rakip olduğu ve anlatılanların aktarılış biçiminde sadece basit...

Dış Politikada Neler Oluyor

Günümüz Türkiye’sinin karşılaştığı sorunlar esasında geçtiğimiz yüzyılda var olan dış politika tercihleri paralelindeki gibi gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere Soğuk Savaş sürecinde iki kampa...

Kemalizmin Apollonik ve Diyonizyak Bağlamda İncelenmesi

            Son dönemde Kemalizm’in bazı savunucuları tarafından Platonik bir bakış açısıyla, uygulama alanı bulduğu cumhuriyetin ilk dönemlerine yönelik asrı saadet yakıştırmaları gündemi...

Kimsesizlerin Kimsesi Olmak

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-10 KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK Tanrı çobanımdır; benim eksiğim olmaz.Beni taze çayırlarda...

De-Kemalizasyon Üzerine

Anlık Dergisi’nin önceki sayısındaki yazımda Neo-Kemalizm üzerine düşüncelerimden bahsetmiştim. Bu sayımızdaki yazımda ise De-Kemalizasyon kavramı ve süreci üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Tahmin...