Ana Sayfa Anlık Dergisi Müessif Bir Hadise

Müessif Bir Hadise

Bir İstanbul sonbaharında gazete manşetlerine “Müessif bir hadise”[1] başlığı ile düşen haber ile öğreniyorduk, yaşanan izdiham sonucu 11 vatandaşımızın öldüğünü ve 40’tan fazla vatandaşımızın yaralandığını. Yaşanan izdiham sonucu kaybettiğimiz vatandaşlarımızın listesi şöyledir:

1) “Deniz Yolları İşletmesi Müdürü Raufi Manyas’ın kızı Bilun (16 yaşında) 2) İstiklal Caddesi 236 numarada oturan Anna (58 yaşında) 3) İstiklal Caddesi’nde Yıldırım Apartmanında oturan Bayan Roya Koşnir, 4) Roya Koşnir’in kızı Bela Koşnir, 5) Bakırköy’den Aşçı Hatice (55 yaşında) 6) Kurtuluş’tan Sütçü Diyamendi (40 yaşında), 7) Topkapı Arpaemini Yokuşu Sokağında oturan Abdülhamit (50 yaşında) 8) Aksaray’da Laleli Caddesinde oturan Bayan Kevser Mehmet (35 yaşında) 9) Tarlabaşı 19 Numara’da oturan Satenik Ohannes (35 yaşında) 10) Saint Benoit Lisesi Öğrencisi Paul Kuto (15 yaşında) 11) Beyoğlu Lüksemburg Otelinde kalan Belçikalı Leon”

Yedisi azınlık cemaatlerine mensup 11 vatandaşımız, adli tıp doktoru Enver Karan’ın otopsi raporuna göre, “ teneffüs inkıtaından” [2]( solunum yetmezliği) ölmüşlerdir. Dönemin İstanbul’unun kozmopolit bir yapıya sahip olduğunu iyi bilmekteyiz; yalnız yine de hangi olay bu derece birbirinden oldukça farklı isimleri bir araya toplayarak yaşanan “müessif bir hadisenin” parçası yapmıştır?

İzdiham ile ilgili haber yapan basın, ilk gün sadece yetkililerden gelen resmi tebliğ ile yetinmiştir; örneğin dönemin Kurun gazetesi aşağıdaki başlık ve ardından gelen kısa bir açıklama ile yetinmiş:

“Resmi Tebliğ;

Evvelki gece izdiham yüzünden 11 kişi öldü. Zabıta kuvvetlerinin vesayasına riayet edilmesi lazımdır…”

Akşam gazetesi de 3. sayfadan haberi şu başlık ile duyurmuş:

“Dolmabahçe önündeki müessif hadise hakkında resmi tebliğ: …Vatandaşlarımızın Tehacümü 11 Kişinin Ölümüne Sebep Oldu”

Haberin basına ilk yansıdığı gün, dönemin önemli gazetelerinde hayatını kaybedenlerin adı bile yer almamıştır. Halk, ölenlerin listesini sadece aynı günün, Haber Akşam Postası’ndan öğrenmiştir. “On bir kişinin öldüğü bir haberle ilgili olarak detaylı bilgiye ve yoruma yer vermemeleri konusunda dönemin gazeteleri uyarılmış olmalıdır.”[3]

            Olaydan 17 gün sonra Cumhuriyet gazetesi ölenlerin sayısını 13 olarak bildirmişti.  İki gün sonra da olayda tedavi gören altı vatandaşımızın olduğu yazılacaktı gazetelerde.  Bu müessif hadisenin görgü tanığı olan Erol Güney’in[4] kitaplaşmış anılarından, yaralılardan birinin onun da arkadaşı olan Rus göçmeni bir kız olduğunu öğreniyoruz; ne yazık ki ismini hatırlamıyor olacak ki anılarında ismine yer vermemiş.  Hâlbuki hükümet, yaşanması kuvvetle muhtemel olan bu izdiham için günler öncesinden önlem almış ve o günlerin asayişini planlamış ama yaşanan müessif hadisenin önüne yine de geçememişti.

Yine en başta sorduğumuz soruya dönelim, bu kadar farklı ismi bir araya toplayan güdü ne olabilirdi ki? Bu sorunun cevabını, yine aynı nedenden dolayı tam 15 yıl sonra bir araya gelen insanlarda arayalım. Bu kez Ankara sokaklarında insanlar soğuk bir gecede, o büyük adamla vedalaşabilmek ve onun naaşını son bir kez görebilmek için kaldırımda uyumayı ve beklemeyi göze almıştır. İşte yıl 10 Kasım 1953’ün Cumhuriyet gazetesinin manşetten verdiği haber:

“40.000 vatandaş başkente akın etti, caddelerde dün akşamdan yerlerini alan bir kısım halk, geceyi kaldırımlar üstünde geçirdi… Şehrin bütün caddeleri şimdiye kadar görülmemiş bir kalabalıkla dolup taşıyor. Başkente kavuşan karayollarında sayısız vasıtalar birbiri ardı sıra Ankara istikametindedir. Akın, bu akşam da geç vakitlere kadar sürdü… Bunun dışında yurdun her tarafından hatta en uzak köşelerinden yola çıkmış vatandaşlar, gönüllü kafileler halinde, şehre yığıldı. Oteller, misafirhaneler, mektepler ve kışlalardan başka hemen bütün apartman ve evlerde birçok ziyaretçiler ağırlanmaktadır. Bu sabah öğleye kadar gelenlerin arasında yalnız şoförlerin sayış bini aşmıştır.

Yarınki muazzam ve manalı merasimi görebilmek için güzergâhtaki bütün evlerin pencere ve balkonları şimdiden tutuldu. Bir pencere ve balkona çıkabilmek için yer yer ödenen para adam başına 50 lira iken, akşama doğru 200 liraya çıkmıştır… Aradan 15 yıl geçtikten sonra, yarın sabah güneş Ankara’nın meydan ve caddelerinde gene azizi Ata’yı sevgi ve heyecanla bekleşenlerin üstüne doğacaktır!”

Evet, 17 Kasım 1938 günü insanların Dolmabahçe Sarayına akın etmesi sonucunda meydana gelen izdiham, çok uluslu bir imparatorluktan miras kalan ve her biri ayrı bir dünyanın insanı olan unsurlardan oluşan toplumu, Batı emperyalizmine karşı verdiği savaştan galip gelerek, çağdaş bir vatandaşlık potasında eriterek bir bütün haline getiren liderin naaşını görebilmek adına yaşanmıştır; o lider Mustafa Kemal Atatürk’tür. 

Atatürk önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi’nin ilk hedefi Türk ulusunu var etmekti, çünkü Türk Devrimi’ne kadar Türkiye’de bir Türk ulusu yoktu. Atatürk Türk ulusunu yaratan adamdır, dersem çok mu büyük bir söz etmiş olurum? Tabii ki hayır, çünkü Osmanlı’da Türk ulusu yoktu. Peki, Atatürk Türk ulusunu var etme hedefine ulaşabilmiş midir? 17 Kasım 1938 tarihinde kaybettiğimiz vatandaşlarımızın listesi Atatürk’ün bu konudaki başarısını yeterince ortaya koymuyor mu sizce?

                                                                                                          H.OLCAY TAŞLI


[1] Cumhuriyet Gazetesi, 19 Kasım 1938

[2] Cumhuriyet Gazetesi, 06 Aralık 1938

[3] Tunç Boran, Atatürk’ün Cenaze Töreni: Yas ve Metanet, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi,sayı:47, Bahar 2011, s:487-520

[4] Mişa Rottenberg adıyla Odesa’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ve 1917 Ekim devriminden sonra ailesi Türkiye’ye göç eden,  İstanbul Üniversitesi’nde yeni açılan Felsefe bölümünü bitirdikten sonra Türk vatandaşlığına geçerek Erol Güney adını alan gazeteci ve çevirmen, 1940’lı yıllarda Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından başlatılan dünya edebiyatının Türkçeye çevrilmesi projesinde görev aldı.

Must Read

Sürdürülebilir Türkiye!

Türkiye Cumhuriyeti, Paris Anlaşması’nı TBMM’de kabul etmesinden sonra ve son yıllarda sık sık karşılaştığımız sürdürülebilirliği artık hayatımızın her noktasında göreceğiz. Paris Anlaşması’nı,...

5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

Bundan yaklaşık 5 yıl önce darbe girişimine şahit olmuştuk. Karşılaşılan durumlar ve süreç içerisinde ortaya çıkan tüm değişkenlere bakıldığında aslında hâlâ net...

RÖPORTAJ: ÇİMEN GÜNAY ERKOL’LA YARALI ERKEKLİKLER VE ERKEKLİK ÇALIŞMALARI ÜZERİNE

Çok basit bir soruyla giriş yapacağım ama alanı henüz tam tanımayan öğrenciler için oldukça yararlı bir soru bu. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse...

POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

Büşra İşguzar & Burak Gümüş Günümüzde LGBTİ+’ların sağ politik zeminde günahkâr olarak damgalandığı ve kriminalize edilerek ötekileştirildiği bu dönemde...

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-11 KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM “Sermaye belki...