Ana Sayfa Anlık Dergisi NİYAZİ BERKES’İN MİRASI

NİYAZİ BERKES’İN MİRASI

            Ekim ayında doğup Aralık ayında vefat eden bir aydını anabileceğimiz tek tarih aralığı derginin bu sayısı olacaktı. Berkes gibi önemli bir aydının yokluğu her geçen gün daha çok hissedilirken O’nu anmadan geçmek başka bir eksikliği daha yüzümüze vurabilirdi. Berkes’in yokluğunu iki şekilde idrak ediyoruz: Benzeri bir entelektüelin Kemalist camiadaki yokluğu ve Berkes’in okunmamasına dair yokluk… Bu büyük yoklukları birkaç yazıda ve bireysel birkaç girişimle hafifletmek bile mümkün değil ancak hala bizim için ne denli kıymetli olduğunu ifade etmek hem büyük sorumluluk hem de kaçınılmaz bir ödev…

Niyazi Berkes, etkileri hala genç kuşak arasında devam eden aydınların başında gelmektedir. Türk entelektüel hayatına geç dahil olmuş bir aydın olarak zengin üretimiyle bir kuşağın tarih algısını değiştirmiş, hurafelerden kurtardığı tarihi, nesnel temeller üzerine oturtabilmiştir. Berkes’in 1947 DTCF tasfiyesi ile Türk akademiasından uzaklaştırılması bu geç kalmanın en önemli sebebidir. Devletin kendine esas gündem olarak “komünizmle mücadele”yi benimsediği bu yıllarda ülkenin önde gelen aydınlarının, Mustafa Kemal’in siyasi mirasının peşinde olan entelektüellerin DTCF gibi önemli bir Kemalist mirastan söküp çıkarılması devletin o dönemdeki tehdit algısının ülkeye kaybettirdiklerinden yalnızca birkaçıdır.

            Berkes’in bizim zihnimizin gelişmesindeki en önemli katkısı, o gün yaşanan sorunların kökenlerini çok daha gerilerde araması ve gündelik sorunlar yerine yapısal sorunları ön plana çıkarmış olmasıdır. Osmanlı toplumsal yapısı merkezine odaklanan yazılarının iki önemli temeli bulunmaktadır. Disiplinler arası çalışabilme yeteneğine sahip olan Berkes’in sosyoloji kökeni temel olmakla birlikte Türkiye’de Çağdaşlaşma olarak çevrilen temel metninin oldukça önemli bir tarih metni olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Tarih biliminin sosyoloji ile birlikte çok daha derinlikli metinler üretebildiği bir süreçte Berkes de sosyolojik tarih ya da tarihsel sosyoloji diyebileceğimiz bir eksende Türkiye’de Çağdaşlaşma kitabını literatüre kazandırmıştır. Tarih ve sosyoloji bilgisinin yanı sıra Berkes’in iktisat ile olan ilişkisi O’nun akademik ufkunun sınırlarının ne denli geniş olduğunu kanıtlamaktadır. Türkiye İktisat Tarihi başlıklı çalışması da yine Berkes’in tarih bilgisi ile iktisat bilgisini harmanladığı önemli eserlerinden bir diğeridir. Berkes’in bu denli farklı disiplinler üzerinden tarihe bakabilmesi, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecini anlamaya çalışırken esas okunması gereken metinlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Berkes bu bağlamda akademisyen adayları için örnek bir rol model teşkil etmektedir.

            Berkes’in bu toprakların “Batı” algısı üzerine yoğunlaşmasının ne denli önemli olduğunu da görmek gerekir. Zira Berkes için “Batı” kavramını iki farklı eksende değerlendirmek gerekecektir. İlki Batı’nın kurumlarının “ilerici” niteliğinin farkında olan ve uygarlık tarihine malolmuş ilkelerin peşinden gidebilmektir. Berkes için bu noktada ilkesel ve ideal bir zeminde temellenmiş bir “Batı” algısı bulunmaktadır. Diğeri de “sömürgeci” kökenlere sahip olan Batı iktidarlarının “öteki” ülkeler üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküme ve “Tanzimatçılık” olarak özetlediği bir öykünmeye karşı da Batı’ya mesafeli bir duruşu bulunmaktadır. O’nun gözünde “onlar gibi olmak için onlardan bağımsız olmak gerekir”. Bu bağımsızlık anlayışı köklü bir sırt çevirme değil, tahakküme dayalı asimetrik bir ilişkiye karşı tavır koyabilmektir. Eleştiri kültürel değil, daha çok iktisadi ve siyasidir. Batı kavramı ile ilgili ifrat-tefrit sarmalında halen bocaladığımız bugünlerde Berkes’in ortaya koyduğu tavrın ne denli önemli olduğunu fark etmemiz gerekir.

            Berkes’in 200 Yıldır Neden Bocalıyoruz? sorusunu neden bir kitabın başlığı haline getirdiğini anlamamız O’nun düşüncesini anlayabilmenin ilk adımlarından biridir. Süregelen bir bocalama halinin temellerini ve bu temellere bağlı olarak da çıkış yolunu gösteren Berkes’in işaret ettiği yerin Kemalist devrim olması da tesadüf değildir. Berkes’in işaret ettiği Kemalizm, “gericilik” olarak ifade ettiği tüm çağdışı düşünme biçimleri ve kurumlardan kurtulabilen bir yenilenmeyi ifade etmektedir. Berkes için bu yenilenmenin en önemli anahtarlarından biri laikliktir. Laiklik aracılığı ile “gerici” düşüncelerden ve kurumlardan kurtulabilen bir devrim ancak çağdaş bir demokrasi inşa edebilir. Kemalizmin bu ülkeye sağladığı en önemli katkı, laiklik aracılığı ile bu yenilenmeyi gerçekleştirmiş olmasıdır. İkinci önemli husus ise devrimin “halkçı” niteliğidir. Zira Berkes’in Osmanlı rejimini “despotizm” ile tanımlaması dikkate alınırsa bir devrimin ancak demokratik bir yönetim ile taçlanacağını da unutmamak gerekir. Güncel siyasal tartışmaların içine çokça dahil olmayan Berkes’in istisnai birkaç yazısında dönemin CHP’sini “halkçı” bir parti olma noktasında eleştirdiği görülecektir.  

            Doğan Avcıoğlu’nun gayretiyle Türk düşünce hayatına yeniden kazandırılan Berkes’in bilimsel araştırma ve çalışma yöntemi bugün dahi akademik bir eksende üretmeye çalışan çoğu kişi açısından halen önemli bir örnektir. Bir bilim insanı olmasının yanı sıra Kemalist devrimin ve Kemalizmin güncel şartlar altında yeniden yorumlanmasını ve okunmasını sağladığı için bugün Kemalistler açısından hala güncelliğini ve önemini de korumaktadır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde yaptığı tarihi, sosyolojik ve iktisadi analizler Berkes’in Kemalizmin inşasını çok doğru bir biçimde okumasını sağlamıştır. Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı’nın deyimiyle “Kemalizmin en mütekâmil yorumu Berkes’e aittir”.

Berkes ile ilişkimizi hem yakın tarihe daha sağlıklı bir gözlükle bakarak anlayabilmek hem de O’nun bıraktığı boşluğu dolduracak içerikle değil ama en azından yöntemini sahiplenerek devam edebilmek tahmin ettiğimizden çok daha fazla katkı sağlayacaktır.

Berkes okumak bizi yüzeysellikten kurtarmaktadır. Tarih, sosyoloji ve iktisat bilimleri arasında kurduğu ilişki gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet tarihine çok da derinlikli bir noktadan bakabilmemizi sağlamaktadır. Duygu yüklü mitolojik tarih anlatıları yerine ülkeye ve topluma aklıselim bir biçimde nasıl bakacağımızın hareket noktalarını bize vermektedir. Kısacası Berkes bizi uzun süredir içinde bulunduğumuz yöntem sorunundan kurtaracak çözümü kendi metinlerinde bize dolaylı olarak sunmaktadır. Böylelikle Berkes yalnızca çağdaşlaşma anlatısı ile değil bu yönde ortaya koyduğu yöntemle de bizi pek çok konuda yeniden düşünmeye sevk ediyor. Cumhuriyet devrimci ve çağdaş mirasının korunması ve geliştirilmesinde hala bir deniz feneri olduğunu farketmeden zihinlerimizde ve kütüphanelerimizde yaşamaya devam ediyor…

Must Read

Sürdürülebilir Türkiye!

Türkiye Cumhuriyeti, Paris Anlaşması’nı TBMM’de kabul etmesinden sonra ve son yıllarda sık sık karşılaştığımız sürdürülebilirliği artık hayatımızın her noktasında göreceğiz. Paris Anlaşması’nı,...

5. Yılında 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Dış Politika Yansımaları

Bundan yaklaşık 5 yıl önce darbe girişimine şahit olmuştuk. Karşılaşılan durumlar ve süreç içerisinde ortaya çıkan tüm değişkenlere bakıldığında aslında hâlâ net...

RÖPORTAJ: ÇİMEN GÜNAY ERKOL’LA YARALI ERKEKLİKLER VE ERKEKLİK ÇALIŞMALARI ÜZERİNE

Çok basit bir soruyla giriş yapacağım ama alanı henüz tam tanımayan öğrenciler için oldukça yararlı bir soru bu. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse...

POLİTİKLEŞEN BEDENLER: KEMALİZM BAĞLAMINDA LGBTİ+LAR

Büşra İşguzar & Burak Gümüş Günümüzde LGBTİ+’ların sağ politik zeminde günahkâr olarak damgalandığı ve kriminalize edilerek ötekileştirildiği bu dönemde...

KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-11 KAPİTALİZM KRİZİNİN ORTASINDA KENDİ KRİZİNİ YAŞAYAN KEMALİZM “Sermaye belki...