Ana Sayfa Anlık Dergisi İsterler Ki Alkışlayalım

İsterler Ki Alkışlayalım

            Bir hafta kadar önce Atatürkçü çevrede popüler bir tarihçi-yazar ile kendisinin internet üzerinde yayınlanan ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laiklik açısından lüzumu ve önemi üzerine kaleme aldığı bir yazısı odağında sosyal medya üzerinden sıra dışı bir diyalog yaşadık.

Bir kaç yorum ve bir kaç mesajdan ibaret bu diyalogun fazla detayına girmeyeceğim, ancak sosyal medyada yazısını paylaştığı gönderinin altına getirdiğim iki kısa yoruma karşılık, bu popüler tarihçi-yazar sosyal medya uygulamasının özel mesajlaşma bölümünden üslubumdan hoşlanmadığını ve yorumlarımı sileceğini belirten bir mesaj göndererek, kendi sayfasındaki gönderinin altından yorumları silmiştir.

            Her neyse… Bu yazıdaki maksadımız, yazarın Diyanet İşleri Başkanlığı hakkındaki görüşlerini kritik etmek (Bu başlı başına ayrı bir tartışma konusu olacaktır.) olmadığı gibi, sizlere aramızda geçen bir vakayı anlatmak da değildir. Bu popüler tarihçi-yazar, eleştirimizden ve üslubumuzdan hoşlanmamış olabilir, eleştiri ve üslup konusunda beklentisi daha farklı olabilir, gelen eleştiriyi yanıtlamakta tercih ettiği yöntem bu olabilir, hepsinden öte kendi sosyal medya profili kendi hususi alanı olup burada dilediği tasarrufta bulunabilir. Kendisine selamet ve başarılarının devamını dileriz…

Bana kalırsa asıl vaka çok daha trajiktir. Ve bu diyalog son zamanlarda dikkatimi çeken bir olgunun sadece küçük bir misalidir.

Bir süredir, başka genç Atatürkçü yazar arkadaşlarımızın da, başka yaşça büyük ve popüler Atatürkçülere yönelik getirdikleri eleştirilere karşılık, bu popüler yazarlardan -eleştirinin içeriğini cevaplama zahmetine hiç girmeden- gelen “üslup” reaksiyonu artık dikkat çekici bir hal almış durumdadır.

Evvela, şunu belirterek başlayalım, ben ve kastettiğim diğer genç yazar arkadaşlarımız; yüksek öğrenimini tamamlamış, iş hayatının ve akademik hayatın içerisinde olan, ilk gençlik yıllarından bu yana yazınsal faaliyette bulunan ve pek çok kurumsal siyasi/sosyal görevi üstlenmiş, yirmilerinin sonu veya otuzlarının başında olan kişileriz. Kimsenin terbiyesine ihtiyaç duymayacak yaş, eğitim ve olgunluktayız. Ki gözlemleyebildiğim kadarıyla bu eleştirilerin içerisinde hakaretamiz, tehditkar veya genel ahlaka aykırı hiçbir ifade bulunmamaktadır. Şu durumda, asıl bu had bildirme girişimi bana göre bir tür hadsizliktir.

İkincisi ve asıl rahatsızlık verici olan, bu popüler Atatürkçülerin söylediklerine, yazdıklarına, yaptıklarına yönelik getirilen eleştirilerin içeriğini ısrarla es geçmeleri veya kaçamak cevaplarla geçiştirmeleridir. Bana göre bu davranışın birkaç sebebi olabilir:

Ya kendilerini o kadar eleştirilemez bir noktada görüyorlar ki getirdiğimiz eleştirilerin içeriği kendileri için bir önem ifade etmemektedir,

Ya getirilen eleştirilerin içeriğini anlamamaktalar,

Ya da getirilen eleştirileri içeriğine uygun şekilde cevaplayacak donanımdan yoksunlar.

Ve muhtemelen bu nedenlerle, gelen eleştirinin içeriğini yanıtlamak yerine şeklini bahane etmekte, konuyu kişiselleştirmekte, üslup bahanesi ile bir çeşit mağdur edebiyatına sığınmakta, bazen de iletişimi kesmekteler.

Her şekilde bu “aydın”lık vasfı ile örtüşecek bir davranış değildir. Gelebilecek eleştirilere tahammülünüz yoksa, gelen eleştirilerin içeriğini karşılayacak şekilde ortaya koyduğunuz ürünlerin arkasında duramıyorsanız; düşüncenizi, bilginizi ortaya koymak için neden yazılar yazıyor, neden topluluğa hitaben konuşmalar yapıyorsunuz? Kişilerin, hazretlerinizi eleştirebilmesi için, illa adab-ı muaşeret dersi mi alması gerekmektedir? Varsayalım ki Anadolu’nun bir ücra köşesinden dil bilmez, yol bilmez, üslup bilmez bir vatandaş, sizlerin yazıp-çizdiklerinizde, anlattıklarınızda aklına yatmayan bir şeyler bulduğunda bunları dile getirmemeli midir? Bu durumda izah etmek yerine, vatandaşın kafasına “üslup” sopasını mı vuracaksınız? Nerede o yüce gönüllülüğünüz, o büyük halkçılığınız, o halkla hemhal olan, onlara istikamet gösterecek olan aydınlığınız?

“Değerli aydınlarımız”, samimi fikrimi sorarsanız bunun nedeni ortadadır: İstiyorsunuz ki, sadece övelim ve alkışlayalım. Yetersizlikleriniz, çelişkileriniz, yanlışlarınız ortaya çıkmasın, sizleri takip ve takdir eden kitle bunları görmesin, fark etmesin… Bu nedenle de, gelen eleştirilerin içeriği üzerinde durmuyor, eleştirinin kendisini şahsınıza yapılmış rencide edici bir eylem olarak algılıyor ve hiç yoktan bir üslup sorunsalı yaratarak, bunun ardına düşüyorsunuz.

Kusura bakmayın ancak; Atatürkçü yazın ve düşün ortamı, bir sirk değildir.

Onlarca yıldır ortaya koyduğunuz işlevsiz yazın ve söylemlere, kof edebiyatınıza, dönem ve kişi güzellemelerinize, komplo teorilerinize, siyasilere yaranmak uğruna yaptığınız kalem tetikçiliğine, Atatürk’ün arkasına sığınarak kendi yetersizliklerinizi örtmeye çalışmanıza artık tahammülümüz kalmamıştır.

“Yine de muhaliftir, Atatürkçüdür, insanlar bunları okuyor, olsun Atatürk’ü anlatıyor, çok emek vermektedir, yaşı büyüktür” diye de ortaya konulan her şeye göz yumacak değiliz.

Zira, on yıllardır Atatürkçü çevre tarafından, yüksek sesle her “Atatürk” dediğinizde gözü kapalı tezahürat ve alkışa kötü alıştırılmışsınız. Sartre’nin kritik ettiği gibi “Hiçbir toplum, kendini suçlamadan aydınlarından şikayet edemez, çünkü ne ektiyse onu biçmiştir.” Haliyle, burada siz “değerli aydınlarımız” kadar, sizlere bu teveccühü gösteren Atatürkçü kesime de bir çift lafımız var: Sizleri hamasetle, edebiyatla, retorikle, hoşunuza gidecek büyüklere masallarla oyalayan Atatürkçü esnafına, bu uğurda can veren gerçek aydınlarımızın, Mumcu’ların, Kışlalı’ların, Aksoy’ların yerini ikame etmeye çalışan ucuz replikalara itibar etmeyiniz. Atatürkçülük, bundan çok daha iyisini hak eden, yüksek bir idealdir.

Velhasıl, “değerli aydınlarımız”, eleştirilmekten, eksiklerinizin, yanlışlarınızın, çelişkilerinizin ortaya konulmasından hoşlanmıyor, rahatsız oluyorsunuz. Biliyoruz.

Siz de biliniz: Rahatsız edeceğiz.

Must Read

CUMHURİYETİN KURULUŞ BİÇİMİ

YAŞAR ERDEM Yazıya bazı alıntılar ile başlayalım:  "Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin...

Yeni Anayasa Tartışmaları

Türkiye’de anayasa değişikliklerinin gerçekleşme süreci ayrıca bunların yanında var olan tartışmaların büyüklüğü salt bu satırlar üzerinden aktarılamayacak şekilde çalışmalar ya da yazı...

Türk Ekonomisi’nin Yeniden Yapılanması İçin Gereken Adımlar

Türk Ekonomisi, Cumhuriyetin ilanından sonra hem küresel hem de yerel buhran ve krizlerle defalarca karşı karsıya kaldı. Türkiye Cumhuriyeti özellikle 24 Ocak...

HOMO SACER ECONOMİCUS

            Pandemi ile ilgili yaptığı açıklamalarla hem kamuoyundan hem de Zizek, Esposito, Nancy gibi düşünürlerden ciddi biçimde tepki toplayan Giorgio Agamben, salgının...

HAYVANLAR

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA KEMALİZM ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER-9 Bana ne olduğunu umursamazsan eğer, Ve ben de umursamazsam...